Yalandan beter zırvalıklar üzerine

Zırvalayanın tek odaklandığı dinleyicisini inandırmaktır. Alıcısı olduğu müddetçe söylediklerinin gerçeklikten kopuk olmasının bir önemi yoktur, o bu zırvaları satmaya devam edecektir.

ŞENGÜL ÇELİK 03 Haziran 2022 GÖRÜŞ

Yalandan nefret eden, hayatını doğruluk üzerine kurmuş insanlar için şaşırtıcı belki de irrite edici bir başlık. Öyle ya hakikat peşinde koşan, iyi insan olma çabasındakiler için yalan en büyük düşmandır. Her kötülüğün ilk adımıdır. Hakikatin tekliğinin ağırlığı karşısında yalanın çok ihtimalli cazibesi birçok insanı yoldan çıkarır. İnsan yalan ile tanışmaya görsün bir kere kolay kolay ondan yakasını kurtaramaz. Aslında gerçek karşısında yalanın, sahte bir kolaylığı olsa da yalan söylemek bile beceri ister. Çünkü yalan matruşka gibidir asla tek gelmez. Bir yalan bir sonrakini doğurur. Hakikat karşısında hiç sarsılmadan durabilecek yalan yoktur belki ama belli bir süre olsun dayanabilecek yalan çoktur. Gerçi sözün söz olduğu, namus kabul edildiği tarihlerde atalara göre muhtemel süre yatsıya kadardı ama yalan dünyanın sahte lezzetlerine tav olmuş insan bu süreyi uzatmayı maalesef başardı. Yine de gerçeklerin bir şekilde kendine yol bulup ortaya çıkma özelliği yalancıları hala korkutmaktadır. Bu yüzden yalan simsarları her zaman tetikte olmak ve yalanlarını sürdürmek için yeni yalanlar uydurmak zorundadır.

Harry Gordon Frankfurt çağdaş felsefenin önemli isimlerinden biridir. Determinist evren kurgularını kabul etsek bile ahlaki olarak sorumlu olacağımızı savunur. Frankfurt her ne kadar bir ahlak filozofu olarak bilinse de onu en çok satanlar listesinde meşhur kılan, 1985 tarihli makalesinin genişletilmiş hali olan Zırvalık Üzerine* kitabıdır. 2005 yılında basılan eseri ile tam 27 hafta New York Times’ın en çok satanlarında zirvede kalmıştır. Bir programda neden saçmalık üzerine yazdığı sorulduğunda Frankfurt ‘hakka saygı duymanın ve hakikat peşinde olmanın medeniyetlerin temeli olduğunu ancak bu temelin günümüzde sarsıldığını’ ifade eder. Frankfurt’a göre bu sarsıntının nedeni ise yalandan daha tehlikeli gördüğü zırvalamak, saçmalamaktır.

Frankfurt yalancının da tıpkı gerçekleri söyleyen kişi gibi hakikat odaklı konuştuğunu söyler. Gerçekleri söyleyen kişi hakikati açıkça ifade edip anlaşılır kılmaya çalışırken yalancı hakikati gizlemeye çarpıtmaya çalışır. Bundandır ki her ikisi de aslında aynı hakikate önem vermek zorundadır fakat farklı amaçlarla. Biri hakikati belirginleştirirken diğeri karartır. Ancak Frankfurt’a göre ‘zırvalayanın kendisi hakkında gizlediği gerçek, ifadelerinin doğruluk değerlerinin onun için hiçbir merkezi ilgi alanı olmamasıdır. Anlamadığımız şey, niyetinin ne gerçeği bildirmek ne de onu gizlemek olmadığıdır’. ‘Zırvalayanları yönlendiren ve kontrol eden bir güdü vardır ancak hakkında konuştuğu şeylerin gerçekte nasıl olduğuyla asla ilgilenmemesi en önemli noktadır.’ Zırvalayanın tek odaklandığı dinleyicisini inandırmaktır. Alıcısı olduğu müddetçe söylediklerinin gerçeklikten kopuk olmasının bir önemi yoktur, o bu zırvaları satmaya devam edecektir.

İnsanın iletişim içinde olduğu kimselerin yalan söylemesi geçici bir aldanmaya neden olsa da kişi zamanla yalancılara karşı geliştirdiği güvensizlikle kendini korumaya alır. Ancak zırvalayanlara karşı çoğunlukla savunmasızdır. Söylenenlerin herhangi bir gerçeklikten hareket etmemesi dinleyicinin duyduklarını doğruluk süzgecinden geçirme refleksini dumura uğratır ve onu savunmasız bırakır. Aslında hayat, ta en başından beri zırvalıklar çıkarır karşınıza. Çelimsiz bir çocuğun anasından ‘paşam aşağı’ ‘paşam yukarı’ saçmalığı ile büyümesinin yansımasını ileride muhatap olduğu kadın ‘gökteki yıldızları ayağına sereceğim, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayacaksın, prensesler gibi yaşayacaksın’ şeklinde işitecektir. Âşık olduğu adamdan net bir evlenme teklifi ya da kendisini sevdiğini ifade eden cümleler beklerken saçmalıklarla sarhoş olan kadınlar, gerçekliğe uyandıklarında çoğu zaman acıdan bir daha kalkmamak üzere uykuyu tercih edecektir.

Zırvalama, saçmalama kişisel iletişimde başlı başına büyük bir problem iken toplumsal iletişimde tehlike boyutu daha kapsamlı hale gelir. Günümüzde iletişim ve politikada sıkça kullanılan gerçek-sonrası (post-truth) aslında tam da böyle saçmalıkların toplu paylaşımları ile ortaya çıkmıştır. Nihayetinde zırvalayan eşiniz, iş arkadaşınız, akrabanız değil de ülkeyi yönetenler olunca hayat da gerçeklik sonrası evreye taşınmıştır. Saçmalık ile yalan arasındaki farkı bilmeyen ya da göremeyenler ise çaresizce zırvalayanın konuşmasında bir mantık, tutarlılık arar. Hele bir de toplum, yöneticisinin kendine benzediğini düşünüyor ve her satılanı tarafgirlik saikıyla koşulsuz kabulleniyorsa o toplumda, hakikatin ortaya çıkmasını beklemek beyhude olacaktır. Siz, daha topluma satılmış bir zırvanın gerçeklikle olmayan bağını kurmaya çalışırken o, topluma çoktan yeni zırvalarını satmayı başaracaktır. Nitekim ortada gerçeklerin saptırıldığı, karartıldığı bir yalandan ziyade en kalitesiz çikolataların en parlak ambalaja sarıldıkları gibi göz boyayıcı zırvalık vardır. Zırvalığın dini, dili ırkı yoktur varlığın evrensel hakikatleri karşısında zırvalık sadece zelilliğin, rezilliğin yansımalarıdır. Kâh ‘affedersiniz Türk, Kürt, Arap, Alevi, Ermeni’ gibi kâh ‘gerçek göçmenler’ gibi fettan ifadelerle dünyanın herhangi bir köşesinde karşınıza çıkabilir.

Gerçeklikten kopuk, zırvalıklar hengamesinde, varlıkları en yakınlarındakilerini bile pek de ırgalamayan bir güruh insan, tüm dünyanın kendilerini kıskandıkları ahmakane zannına kapılabilir. Yağ, patates, un, çay kuyruğunda beklerken dünyaya meydan okuma, ayar verme konuşmalarını alkışlayabilir, sınırlarını genişletmek için savaşa ölümüne heves ile koşabilir. Hatta meclis basıp adam vurabilir. İşin üzücü olanı ise toplumların giderek hakikate daha duyarsız hale gelmeyi isteyerek tercih etmeleridir. Zannedildiği gibi zırvalayanlar tarafından kandırılmamış bilakis gerçeklerin beraberinde getirdiği ahlaki sorumlulukların ağırlığından bilinçli bir şekilde korkakça yüz çevirmişlerdir.

Frankfurt 2006’da Zırvalık Üzerine kitabından bir yıl sonra Hakikat Üzerine kitabını neşretmiştir ve maalesef, değil 27 hafta bir hafta bile en çok satanlar listesine girememiştir. Bu bile filozofun, insanların hakikatten bilinçli uzaklaşmaları hakkındaki endişesinde ne kadar haklı olduğunu göstermeye yeter. Dünyanın damı saksağanlar ile dolup taşmış da beline kazma vuracak kuvvetli cesur bir el çıkmıyor.


*H. G. Frankfurt, On Bullshit, Türkçeye Boktanlık Üzerine diye çevrilmiştir. Bull=Boğa, öküz Shit=Bok, Bullshit birebir çeviride Öküz boku olsa da Saçmalık için kullanılan bir kavramdır.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram