Vatana ya da davaya ‘ihanet’ ne anlama gelir?

Din, cennete kavuşmak için dünyanın cehenneme çevrilmesini emretmez. Devlet ya da vatan için fertlerin feda edilmesi de dini bir buyruk değildir. Tam aksine din hem dünya hem ahiret mutluluğu hem de toplumun ve bireyin haklarını korumak için indirilmiştir

AYHAN TEKİNEŞ 28 Mayıs 2022 GÖRÜŞ

İhanet kavramı gerçekte hukuki ya da ahlaki suçları ifade ettiği halde ideolojik bir düzleme taşındığında ‘’davaya ihanet’’ gibi teorik bir içerik kazanır. Kavramların ideolojik okumayla teorik alana taşınması ilk anda olumlu bir anlam genişlemesi gibi görülse de gerçekte birçok aşırılığın kaynağıdır. Radikalizmin kökeninde gündelik hayatımızdaki bazı kavramların kazandığı ideolojik içeriklerin katkısını da aramak gerekir.

İdeolojiler kavramları tabii kullanım alanlarından çıkarıp yeni bir düzleme taşımak isterler. İdeolojilerde teori ile pratik beraber düşünüldüğünden dolayı kavramlar çoğu zaman her iki alanı kapsayacak şekilde kullanılır. Felsefede teorik alanla pratik alan birbirinden ayrı düşünülmüştür. İslam teolojisinde de ameli ve itikadi alanların ayrı özelliklere sahip olduğu vurgusu yapılır. Mesela nifak, itikadi ve teorik bir içerik taşırken aynı anlama gelen hainlik ameli ve pratik bir içeriğe sahiptir. İnanç alanındaki gizli hainliğe nifak, ameli alandaki nifaka de hıyanet denilmiştir. Bir insanın gerçekte inanmadığı halde insanları aldatmak için inandım demesi nifak; gerçekte yerine getirmeyeceği bir konuda söz verip sözünden dönmesi ise ihanet olarak nitelenir. Keza bir insanın güvenilir olduğu gerekçesiyle kendisine emanet edilen bir görevi kötüye kullanması da ihanettir.

Peki bu durumda vatana ihanet ya da davaya ihanet ne anlama gelir? En bilinen anlamıyla şayet bir insan vatandaşlık görevlerini yerine getirmiyorsa vatanına karşı suç işlemiş demektir. Mesela askerliğini çürük raporu alarak yapmıyor ya da sahtekarlık yapıp vergisini vermiyorsa vatandaşlık görevlerini ihmal etmekle suçlanabilir. Vatandaşlıkla alakalı belki de en somut örnekler bu tür suçlamalardır. Ancak bu tür hatalar hukuki ve ahlaki açıdan suçtur. Peki ideolojik düzleme taşıyıp kişiyi böyle bir suçtan dolayı vatan haini ilan etmek doğru mudur? Vatana ihanetle suçlanmak bireyin bütün haklarını elinden almak için bir gerekçe olabilir mi? Bu meseleyi teolojik açıdan incelemek bize bir karşılaştırma yapma imkânı verir.

İslam’da en büyük suçlardan birisi verdiği sözden dönmek ya da yalan söylemektir. Hatta bu suçlar nifak göstergesi kabul edilmiştir ama tek başlarına nifakı ispat için de yeterli görülmez. Yani bir insana yalan söylediğinden ya da anlaşmaya ihanet ettiğinden dolayı münafık değil ancak hain denilir. Teolojik açıdan haindir ama mümindir. Zira işlediği suç itikadi değil ameli bir suçtur. Şimdi benzer bir karşılaştırmayı vatan hainliği kavramı üzerinden yapalım. Bir insan vatana ihanet suçu kabul edilen casusluk ve benzeri bir suç işlediğinde aslında hukuki ve ahlaki bir suç işlemiştir. Bunun karşılığı da hukuk tarafından belirlenmiştir. Bu kişiyi ihanet suçu sebebiyle tamamen vatandaşlıktan çıkarmak ve her türlü hakkını elinden almak ameli bir suçu ideolojik bir yaklaşımla itikadi boyuta taşımaya benzetilebilir. Bu durumda vatan, din yerine ikame edilmiş; vatanseverliğe karar verme yetkisini elinde tutanlar da bu dinin rahipleri gibi bir yetki elde etmiş olur.

Vatan dininin rahiplerine bir defa böyle bir yetki tanıyınca onları hangi güçle sınırlandıracağız? İstedikleri kişi ya da grupları pekâlâ kolaylıkla hain ilan edip dinden atabilirler. Her türlü hakkını gasp edip, gerekçe olarak vatan haini olduğunu ileri sürebilirler. Yukarıdan aşağıya doğru hiyerarşik gücü elinde bulunduranlar birbirini vatan haini ilan ederek diğerleri üzerinde hakimiyet kurmaya çalışabilirler.

İdeolojilerin devlet gücünü arkasına aldığı ülkelerde vatana ya da davaya ihanet suçlamasıyla insanların nasıl kolaylıkla itham edildiğinin ve tüm insani haklarının elinden alındığının 20. yüzyılda bile milyonlarca örneği vardır. Fiili hiçbir suç kişinin tüm haklarının elinden alınarak yargılanmasına ve lanetlenmesine gerekçe yapılamaz. Özellikle de savaş ve seferberlik gibi olağanüstü durumlarda yürürlükte olan vatana ihanet gibi suçlamaların sürekli olarak insanları suçlama bahanesi yapılması kurulu düzenin ve rejimin putlaştırılmasına sebep olur.

Güvenlik endişesiyle ve insanların korku damarları istismar edilerek meşrulaştırılmış vatana ihanet suçunun itikadi temel bir ilke gibi Diyanet tarafından ötekileştirme gerekçesi yapılması ise sahih dini sahte dinin yani resmî ideolojinin kontrolüne sokmak anlamına gelir. İdeolojik tek tipçiliğin kontrol edici ve düzenleyici kavramı olan ihanet suçlaması, dini düzlemde nifak kavramının yerine geçip, itikadi bir boyut kazanarak seküler alandan çok daha tehlikeli bir suçlama aracına dönüştürülebilir. Ameli suçlar imandan çıkarmaz diye itikat kitaplarında özellikle altı çizilen ilke ihanet suçlamasıyla çok daha kolay ve kapsayıcı bir şekilde uygulanır da insanlar, başkasını suçlamanın getirdiği hazla farkında bile olmaz. Halbuki daha düne kadar aynı rejim tüm inananları vatan düşmanı ve potansiyel hain olarak nitelendirmekteydi.

Peygamberler yapma din ve sahte tanrılarla mücadele için gönderildiler. Yüzyıllar sonra dini bir kurumun, ‘onlar bize hainlik ettiler’ diyerek sahte tanrılara sunduğu kurbanlar, dinin modern zamanların yeni dinleri olan ideolojilere boyun eğdiğini ve hukukun din adamları eliyle yok edildiğini gösterir.

İtikat alanı nihai uhrevi kurtuluş açısından daha önemli olsa da dünya hayatının ancak hukukla düzenleneceği unutulmamalıdır. Din, cennete kavuşmak için dünyanın cehenneme çevrilmesini emretmez. Devlet ya da vatan için fertlerin feda edilmesi de dini bir buyruk değildir. Tam aksine din hem dünya hem ahiret mutluluğu hem de toplumun ve bireyin haklarını korumak için indirilmiştir. İman, dinde en büyük değerdir ancak hukuk ve ahlak olmadan imanı korumak son derece güçtür.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram