Türköne: Mahsa Amini’yi işkence ile öldürenlerin inandığı dine kim inanır?

Mümtaz'er Türköne: İslâmcılık başta başörtüsü olmak üzere bir zamanlar bayraklaştırdığı sembollerin altında kalarak ezilip yokoluyor. İnsanları kendi dini pratikleri ile özgürce baş başa bırakmayan şeriat yönetimleri, yeryüzünün en ahlâksız siyasî düzenlerini yaratıyor.

KRONOS 23 Eylül 2022 GÜNDEM

Siyaset bilimci Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne, 28 Şubat’ta askeri-bürokratik iktidarı korumak için yasaklanan başörtüsünün AKP rejiminde yolsuzluğun sembolü haline geldiğini, başörtüsü takmayan kadınların sokakta darp edildiği İran’da da uyuşturucu, fuhuş ve yolsuzluğun çok yaygın olduğunu yazdı.

Türkiye’de ‘hukukun asgari düzeyde işlediği bir ülkede iktidarı yerle yeksan edecek SPK skandalından sonra ‘başörtülü bir kadının gizli çekilmiş görüntülerindeki saçları’nın konuşulduğunu belirten Türköne, ‘Dinler insanî hüviyetini kaybedip iktidarların sopalarına, işkence aletlerine dönüyor.’ dedi.

Mümtaz’er Türköne Ahval’de yayınlanan yazısında şu görüşlere yer verdi:

İran’da, Suud’da, Afganistan’da olduğu gibi “şeriat polisi” uygulamasına, bizim tarihimizde çok kısa bir dönem, tam olarak 1837 yılında rastlanır. Altında II. Mahmud’un tuğrası olan ve “Salatı terkedenlere…” diye başlayan bu ferman namaz vakti dışarda olanları, falakaya yatırıp tedip etmeyi düzenler. Böyle işlerin nasıl ikiyüzlü bir gerekçe ve uygulamaya dayandığını, bizdeki  bu istisnai örnek yeteri kadar açıklamaktadır: Kendi devrinde bile, giriştiği Avrupai reformlar yüzünden “Gavur Padişah” olarak anılan II. Mahmud, muhafazakâr kesimi susturmak için bu aşırı uygulamayı icat etmiştir. Gelen tepkiler üzerine bu uygulama da uzun ömürlü olmamıştır.

Dindarlığın kılık kıyafet, cemaatle ibadet gibi dışa yansıyan tezahürleri kural olarak her zaman iktidar sahiplerinin iki yüzlü anlayış ve davranışlarına konu olur. Dün nasıl (28 Şubat’la özdeşleşen) başörtü yasağı, askerî-bürokratik düzeni korumak ve geniş halk kesimlerini iktidarın dışında tutmak amacını taşıdıysa; bugün de aynı başörtüsü sonradan görme, kapkaççı bir sermaye kesiminin sembolü olarak göndere çekiliyor. Hukukun asgari düzeyde işlediği bir ülkede iktidarı yerle yeksan edecek SPK skandalı hikâyesinden, sadece başörtülü bir kadının gizli çekilmiş görüntülerindeki saçları ana temaya yerleştiriliyor. Üstelik bu skandalın tartışıldığı günlerde, tam da hikâyede yer aldığı mekanizmalarla borsada yeni operasyonlar yapılıyor, millet göstere göstere soyuluyor. Adamların hiç umurunda değil.

Evrensel dindarlığın kuralı kesindir: Bu dünya bir imtihan yeridir; yapıp ettiklerinize göre sizi ebedi hayatta ödüller veya cezalar beklemektedir. Cennete yolculuk veya cehennemde azap çekme sizin tercihiniz olacaktır. Bu yüzden dindarlık, öbür dünyada karşımıza çıkacak bir ütopyanın peşinden gider ve ona göre işler. Cenneti yeryüzüne getirme iddiasındaki siyasileşmiş dinler, yani ideolojiler, her zaman iktidarların hükmetme araçlarıdır. Şeriat polisinin denetlediği başörtü zorunluluğu, sadece ve sadece iktidarın toplum üzerindeki kontrolünü görünür ve caydırıcı kılmanın basit bir aracından ibarettir. Özel hayatınız, yaşam tarzınız üzerinde hükümran olan bir iktidarı giriştiği hiçbir yolsuz işte denetleyemezsiniz. Başörtünüz ve kılmadığınız namaz üzerinden sizi denetleyen bir iktidar, yanına yaklaşamayacağınız ölçekte ikiyüzlü ve fazlasıyla görgüsüz-kaba ama bir o kadar da korkutucu iktidar kalesi inşa etmiş olur.

İran, varlık içinde yokluk çeken, halkı çok kültürlü ve donanımlı bir ülke. İki yüzlü iktidarın kontrolünde uyuşturucunun, fuhuşun, yolsuzluğun en yaygın olduğu toplumlardan biri. Suud’un Afganistan’ın aralarındaki tek fark paraların olup olmaması. İktidarın denetiminde işleyen, insanları kendi dini pratikleri ile özgürce baş başa bırakmayan şeriat yönetimleri, yeryüzünün en ahlâksız siyasî düzenlerini yaratıyor. Bu dünyayı bir imtihan yeri olmaktan çıkartıp; ödülleri de cezaları da kendisi veren iktidarlar firavunlaşıyor ve inananları da zıvanadan çıkartıyor. Dinler, bütün sıcak, yumuşak ve insanî hüviyetini kaybedip iktidarların sopalarına, işkence aletlerine dönüyor.

Mahsa Amini’yi işkence ile öldüren canilerin inandığı, koruduğu ve herkese zorladığı dine kim inanır? Sırtında böyle bir yükle kim cennetin kapısını çalabilir? Başı açık bir “günahkâr” ile, bu canilerin hesap günü durumlarını düşünün.

Bugün protesto eylemi olarak kadınların saçlarını kesmeleri çok radikal, etkileyici ve anlamı derin olan bir eylem. Kadınlar, teolojik bir tartışma yürütmüyorlar; saçları üzerinden egemenlik süren iktidarı silkeliyorlar. Bu dinî veya din karşıtı bir eylem değil; düpedüz siyasî bir eylem. Bir adım ötede usturaya vurulmuş saçlarla başörtüsüz dışarı çıkmalarına tanık olabilirsiniz? Kadınlar, yolsuzluğunu, hırsızlığını, ahlaksızlığını, görgüsüzlüğünü başörtüsü ile kapatmaya çalışan rejimin elinden, en görünür ve zorlayıcı iktidar araçlarını söküp alıyor.

Siyasî İslâm, -haliyle İslâmcılık- başta başörtüsü olmak üzere bir zamanlar bayraklaştırdığı sembollerin altında kalarak ezilip yokoluyor. Siyasetten aldığı destekle şımaran ve bağımsız bir ruhban sınıfına dönüşen din adamlarının eğip-bükmesiyle mütevazi dindarlık da itibar kaybediyor.

Batılı değerlerle, laiklikle değil doğrudan iktidarların ve ruhban sınıfının eseri bu iki yüzlülükle dinin saygınlığı örseleniyor. Dinî sembollerin bu aşırı istismarı toplumun sekülerleşme eğilimini besleyen en baskın dinamiğe dönüşüyor.

Ne yaman çelişki: İslâmcı iktidarlar toplumları sekülerleşmeye zorluyor.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram