Sri Lanka dersleri: Erdoğan iktidardan nasıl gider?

Sri Lanka'da yaşananlar Türkiye'nin başına gelebileceklere ilişkin görmek isteyen gözlere ciddi uyarılar içermektedir. Rajapaksa yerine Erdoğan, Sri Lanka yerine Türkiye yazdığınızda yaşananları hiç garipsemeden okuyabilirsiniz.

ÖMER MURAT 12 Temmuz 2022 HABER ANALİZ

Erdoğan’ın bundan sonra kaybedeceği bir seçimin gerçekleşmesine müsaade etme ihtimalinin bulunduğunu düşünmüyorum. İktidarın sonu seçimle değil, siyasi ve ekonomik krizler sarmalında içten bir çözülüşle ve kaçınılmaz bir kaosla, öngörülemez şekilde gerçekleşecektir. Bu öngörümü her ifade ettiğimde “Peki nasıl gidecek?” veya “Erdoğan seçimle gitmezse hiç gitmez” şeklinde özetleyebileceğim tepkilerle karşılaşıyorum. Bunlara “O sonu tahmin edeceğini sanmak, freni patlamış bir otobüsün otobanın hangi noktasında, ne şekilde kaza yapacağını bileceğini iddia etmek gibidir” karşılığını veriyorum. Bu cevabı yeterli bulmayıp gerçekçi ayrıntılı senaryolar duymak isteyenlere bu yazıyı dikkatle okumalarını öneririm.

Umut vadeden, örnek gösterilen bir gelişmekte ülkeydi. Eğitim düzeyi yüksek bir nüfusu, bölgedeki diğer ülkelerle kıyaslandığında güçlü orta sınıfı vardı ve kişi başına düşen milli geliri yüksekti. Güney Asya’nın bir başarı hikayesiydi, sadece Batı değil Hindistan ve Çin de ülkedeki etkinliklerini artırmak için yarış halindeydi.

Sri Lanka’nın başkenti Colombo. Merkezde yer alan televizyon kulesi 350 metre uzunluğuyla Güney Asya’nın en büyüğü. İnşaatı Çin’den alınan kredilerle 2019’da tamamlandı. Rajapaksa’lar aldıkları dış borçları böyle milliyetçiliği köpürten yatırımlara aktardı.

Yolsuzluklara batmış siyasi bir hanedan (Rajapaksalar) 22 milyon nüfuslu ülkeyi yirmi yıldır ailenin özel çiftliği gibi idare ediyordu. Yüz ölçümü Marmara bölgesi kadar olan ülkede cumhurbaşkanı ve başbakan kardeşti. Bir yıl önce bir başka kardeşlerini ekonomi bakanı yaptılar. Rajapaksalar ilk yıllarında aldıkları yüksek dış borçlara dayanarak bir büyüme dönemi yaşattılar. Fakat ekonomi son dört-beş yıldır oldukça kötü durumdaydı, para birimi değerini hızla kaybediyordu. Krizin ana nedeni iktidarın aşırı dış borçlanma yoluyla, maliyetlerine kıyasla getireceği faydalar şüpheli olan devasa inşa faaliyetleri gerçekleştirmiş olması. Sanırım söylemeye pek gerek yok: Bu inşa faaliyetlerinde muazzam yolsuzluklar yapıldığı da herkesin bildiği bir sır.

Budist Sinhali (Sinhala) milliyetçiliğini bayraklaştıran Rajapaksa seçim kazanmak için ülkedeki etnik ve dini kutuplaşmayı körükleme taktiği uyguluyordu. Ülke nüfusunun yüzde 70’ini Budist Sinhaliler, yüzde 12’sini Hindu Tamiller, yüzde 10’unu ise Müslümanlar oluşturuyor. Tamil ayrılıkçılarına karşı 26 yıldır süren iç savaşı ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçları işleyerek 2009’da tamamen bastırmasıyla Rajapaksa’nın popülerliği zirveye çıktı. Oysa Tamillere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığı için mesele kapanmış değildi. Hindu tapınakları yıkılıp yerine Budist tapınakları inşa edilmesi gibi eylemler teşvik ediliyordu.

Mayıs ayında istifaya zorlanan Sri Lanka Başbakanı Mahinda Rajapaksa (bıyıklı kişi)

Öte yandan Rajapaksa rejimi nüfusun yüzde 10’unu oluşturan ve ciddi ayrımcılıklara maruz kaldıkları için sosyo-ekonomik açıdan toplumun alt tabakasında bulunan Müslümanlara karşı da sert tutumlar takındı, çoğu için tek eğitim imkanı olan bin kadar Müslüman okulunu kapattı. Rajapaksa Budist milliyetçisi bir tutumla üzerilerine gittikçe Müslüman toplumu aşırılıkçı örgütlerin etkisine açık hale geldi. Bu durum ise Rajapaksaların Müslümanlar üzerindeki baskısını daha da artırmasının mazereti oldu. Müslüman toplumu sık sık Sinhali çoğunluğun şiddetine maruz kalıyordu. Toplumsal barışı “dinamitleyen” bir kısır döngü oluştu. Ama bu taktikler kısa vadede işe, yani seçim kazanmaya yarıyordu. Rajapaksa seçim zaferlerinden birinden sonra yaptığı konuşmada “Sadece Sinhalilerin oylarıyla seçimi kazanabileceğimi biliyorum” demişti.

Cumhurbaşkanı Gotabaya Rajapaksa

Hükümet 2019’da bütçe açıklarını kapatmak için vergileri artırmak yerine popülizme yönelerek ülke tarihinin en büyük vergi indirimlerini yaptı. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri tükendiğinden, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ülkenin notunu düşürdü, bu ise hükümetin borç bulabilmesini zorlaştırdı. Ülkenin dış borcu 51 milyar dolara kadar çıktı.

Fakat Rajapaksa kardeşlerin yolsuzluklarının üzerine gidilemiyordu. 2014’deki tsunami sonrasında alınan uluslararası yardım paralarını kendi menfaatleri için kullandıkları ve benzeri suçlamalara ilişkin davalar ya sonuçlanmıyor, ya da düşüyordu. 2021’de Pandora Belgeleri’nde Rajapaksaların offshore hesaplara milyonlarca dolar aktardığı ortaya çıktı. Yolsuz rejimden nemalanan geniş bir yönetici kesim vardı, bu nedenle bu tür yolsuzlukların üzerine gitmek pek mümkün olmuyordu. 2020’de bir anayasal değişiklik yapılarak yolsuzlukları araştıran meclis komisyonlarının yetkileri tırpanlandı, cumhurbaşkanına mahkemeler üzerinde hakimiyet kurmasını sağlayan yetkiler verildi.

Korona salgını dolayısıyla turizm gelirlerinde yaşanan azalma ve Ukrayna savaşının global ekonomide yaptığı enerji fiyatlarının artışı gibi olumsuz etkiler krizin daha da büyümesine yol açtı, benzin ve ilaç ithal edilemez hale geldi.

Hükümet geçen yıl ülkeden döviz çıkışını önlemek için “organik tarıma geçiyoruz” palavrası adı altında gübre ithalatını yasakladı. Altı ay sonra bunun “attığı taşın ürküttüğü kurbağaya değmeyecek” yanlış bir adım olduğunu anlayıp geri adım attı. Ekonomide aldıkları bazı kararları bir gün sonra iptal ettikleri hadiseler de yaşandı. İşler sarpa sarınca Rajapaksa rejimi içinde birbiriyle çatışma halinde güç mücadelesi yürüten klikler ortaya çıktı. Neticede ekonominin çöktüğünü daha geçen yıl inkar eden hükümet Nisan ayında dış borçlarını ödeyemeyerek moratoryum ilan etti.

Başkent Colombo’da petrol istasyonları önünde oluşan uzun kuyruklar…

Protesto etmek üzere sokaklara dökülen halk Rajapaksaların istifasını istedi: Kabinedeki “aileden” bakanlar görevden ayrılmak zorunda kaldı ama cumhurbaşkanı ve başbakan istifa etmedi. Fakat iki kardeş arasındaki ilişkiler iyice gerildi. Bir zamanlar “Halkın Babası” olarak yüceltilen 76 yaşındaki Başbakan Mahinda Rajapaksa daha önce işe yarayan taktiklere başvurarak üzerindeki baskıyı savuşturmayı denedi. Taraftarlarını 9 Mayıs’ta başbakanlık binası önündeki meydanda toplayıp bir miting düzenledi, orada yaptığı konuşmada “Bir lider olarak her zaman halkımı dinledim. Şimdi size soruyorum, ne yapmalıyım, istifa mı etmeliyim?” diye seslendiğinde kalabalıktan beklediği gibi tam destek aldı ve bunun üzerine “sonuna kadar milleti için mücadele edeceğine” dair söz verdi. Miting biter bitmez “evde zor tutulan yandaşlar” ellerinde demir çubuklarla hükümet karşıtı protesto düzenleyen halkın arasına dalıp ortalığı kan gölüne çevirdi. Hadise ülkeyi adeta şoke etti ve hemen ters tepti.

Protestocular başbakanlık binasının kapısına dayandı. İçeride linç edilme korkusu yaşayan Mahinda kendisini kurtarması için güvenlik güçlerini yardıma çağırdı, fakat ne polis, ne de ordu talimatlarını yerine getirmedi. Kendilerine yönelik saldırı nedeniyle halk intikam solukluyordu ve Rajapaksa rejiminin önde gelen tüm üyelerinin evlerini yakıp yıkmaya başlamıştı. Bir milletvekili linç edilerek öldürüldü, cesedi caddelerde dolaştırıldı. Askeri birlikler ecel terleri döken Mahinda’yı kurtarmaya altı saat sonra gece 11’de geldi. Bunun kasten yapılmış bir gecikme olduğu besbelliydi. Batılı diplomatlara göre, Batılı yetkililerle devamlı temas halinde olduğu bilinen Genelkurmay Başkanı Shavendra Silva halk ayaklanmasını bastırmak için orduya emir verdiği şeklinde algılanmasından korktuğundan askeri birlikleri başbakanı kurtarmak için göndermekte isteksiz davrandı.

Bu şartlarda Mahinda da mecburen istifa edenler kervanına katılsa da cumhurbaşkanının koltuğunu bırakmaya hiç niyeti yoktu. Ekonomik krize bir çözüm bulunamadıkça huzursuzluk iyice arttı ve nihayetinde bu hafta kızgın kalabalıklar başkanlık sarayını basarak cumhurbaşkanının istifasını istedi. Cumhurbaşkanı bir gün önce korkudan sarayını terk etmişti, sarayı koruyan güvenlik güçleri ateş açmaktan bile kaçınmayarak halkı içeri sokmamak için şiddete başvursalar da başarılı olamadılar. Yeni atanan başbakanın evi ise ateşe verildi. (Sarayın halk tarafından kuşatıldığı anları gösteren görüntüler aşağıda yer alıyor.)

İstifa edeceği duyurulan cumhurbaşkanı ortadan kayboluverdi, sarayı basıldığından beri hiç görülmedi. Meclis Başkanı’yla görüşüp onun üzerinden yarın (13 Temmuz) resmen istifa edeceğini duyurdu. Nerede olduğuna dair iki iddia var: İlkine göre askeri gemiyle Sri Lanka’yı terketti, ikincisine göre hala ülkedeki bir askeri üstte bulunuyor ve istifa eder etmez Dubai’ye gitmeyi planlıyor. Şu an ülkede bir yönetim boşluğu yaşanıyor. Yeni hükümeti kimin kuracağı belli değil. Bu arada halk, sarayı adeta bir müze gibi görmek için kuyruğa girmiş halde. Başkanlık sarayı günlerdir bu şekilde fiilen halk işgali altında. Keza başbakanın evi de öyle. Halk iki ismin de resmen istifa ettiklerini görene kadar işgali sürdüreceklerini söylüyor. (Cumhurbaşkanının kardeşi) önceki Ekonomi Bakanı vatandaşı olduğu ABD’ye gitmeye teşebbüs ederken havalimanında halka “yakalandı”, tepki üzerine uçağa binemeden orayı terk etti.

Rajapaksa rejiminin ülkeyi iflasa götürmesinin bedelini halk ağır şekilde ödüyor. BM verilerine göre halkın dörtte biri gıdaya erişimde sıkıntı yaşıyor. Et ve balık çoktandır orta sınıfın ender tüketebildiği lüks yiyecekler kategorisine geçti. Yakıt tasarrufunda bulunmak için okullar tatil edildi. Marketlerde raflar boşalmış durumda, var olan gıda maddelerini ise çok pahalı olduğu için zengin bir azınlık dışında nüfusun büyük bölümü satın alamıyor. Benzin yokluğu had safhada, bir kaç litre yakıt alabilmek için insanlar üç gün kuyrukta bekliyor. Enerji Bakanı birkaç günde bir Twitter’da “Şu kadar dizel ve benzin, şu gün gelecek” diye duyuruda bulunuyor, insanlar bunun üzerine yakıt bitmeden alabilmek için yarışa giriyor. Başkentin normalde yoğun trafik olan caddeleri yaya kaldırımına dönüşmüş durumda.

Sri Lanka Emniyet Müdürlüğü önünde halkın işgal etme ihtimaline karşı barikat kurmuş güvenlik güçleri… (11 Temmuz 2022) Protestocu halka ve muhalif medyaya yönelik saldırıları önlemesi için emniyet müdürlüğü önünde protesto düzenlendi.

Yaşları altmışın üzerinde olanlar, tüm hayatları boyunca bu kadar ağır bir ekonomik kriz hiç yaşamadıklarını belirtiyor. Uluslararası basında sık sık insanların “Ülkemde böyle bir şey yaşanacağına kesinlikle ihtimal vermezdim” şeklindeki tepkileri paylaşılıyor. Ülkede iç savaş yaşanmıştı ama bundan sadece çatışmaların yaşandığı kuzeydeki bölgeler kötü etkilenmişti. Oysa halihazırda tüm ülke yaşanan ekonomik çöküşün acı sonuçlarıyla boğuşuyor.

Durma noktasına gelmiş ekonominin yıl sonuna kadar hareketlenmesi, benzin ve diğer temel ihtiyaçların alınması ve borçların faizlerinin ödenmesi için en az 6 milyar dolar gerekiyor ama bu paranın nereden bulunacağı belirsiz. Merkez Bankası döviz rezervi sıfırı tüketmiş durumda, geçen hafta sadece 1 milyon dolar düzeyindeydi. IMF kredi vermek için sıkı şartlar ileri sürüyor: Vergilerin artırılması, enflasyonu durdurmak için faiz oranlarının yükseltilmesi ve enerji alanındaki kamu sübvansiyonlarının azaltılması gibi. Bu acı reçeteyi “kurtuluş bekleyen” halkın önüne koyabilmek hiç kolay değil.

Duvarda İngilizce ve Seylanca “Çaldığınız paralarımızı geri verin” yazıyor.

İktidar ile muhalefet partileri arasında keskin bir ayrışma var, bir araya gelip ortak bir hükümet kurmaları imkansız gibi… Çünkü herkes ülkeyi mevcut ekonomik krizden çıkarmanın çok zor olduğunun farkında. Ülkeyi sadece ekonomik açıdan değil, siyaseten de oldukça çalkantılı günlerin beklediği aşikar.

Sri Lanka, dünyanın en işlek denizcilik hatlarından biri üzerinde bulunuyor, bu nedenle böylesine stratejik öneme sahip bir ülkenin çökmesine izin verilmeyeceği düşüncesi hakimdi. Neticede uluslararası güçler bir noktada şartlarını kabul ettirerek yardım elini uzatacaktır ama o noktaya varana kadar halkın daha ne kadar bedel ödemek zorunda kalacağını tahmin etmek hiç kolay değil.

Ülkelerinden umutlarını kesenler yurt dışına gitmeye çalışıyor, başkentteki Pasaport Ofisi’nin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. İnsanlar kaçakçılar aracılığıyla balıkçı teknelerine binip çok tehlikeli bir yolculukla iltica etmek üzere Avustralya’ya gidiyor. Memurlara beş yıl ücretsiz izin hakkı verildi ki yurt dışına gidip iş bulabilsinler. Keza memurların arka bahçelerinde meyve sebze yetiştirebilmeleri için üç ay boyunca haftada dört gün çalışmaları da kararlaştırıldı.

Ülkenin önde gelen medya patronu “Rajapaksalar ve Sri Lanka’nın sonu trajediyle bitti. Böyle bitmesinin sorumluları da kendileri.” yorumunu yapıyor. Bir Sri Lankalı siyasetçi “Hanedan siyasetinin ülkeye nelere mal olduğunu yaşayarak gördük” diyor. “Rajapaksalar 2015’de iktidardan ayrılsalardı bugün ülke bu kadar kötü bir duruma düşmeyecekti” şeklinde genel bir kanaat var.

Hint yarımadasının ucunda gözyaşı damlası şeklinde bir ada olan Sri Lanka’nın eski adı, meşhur çayına da ismini veren Seylan’dır. Ülkemizde de çok sevilerek içilen bu çayın geldiği memleketin ahvali ve akıbeti Türkiye’nin başına gelebileceklere ilişkin görmek isteyen gözlere ciddi uyarılar içermektedir. Korona salgını bize virüslerin siyasi sınırları “umursamadığını” göstermişti. Aslında bu “popülizm virüsü” için de geçerlidir. Türkiye’nin ekonomik verileri pek çok açıdan Sri Lanka’yla benzerlik göstermektedir. Rajapaksa yerine Erdoğan, Sri Lanka yerine Türkiye yazdığınızda yazının büyük bölümünü garipsemeden okuyabilirsiniz. Bu yazı bu nedenle Türkiye’nin nasıl göz göre göre uçuruma doğru sürüklendiğine ilişkin tarihe yazılmış bir başka nottur.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat 

 

P.S. Erdoğan sonrasına ilişkin öngörüler içeren diğer yazılarım:

– Erdoğan ne kendi sonunu ne de halefini belirleyebilecek

– Erdoğan sonrası İslamcı ya da sağcı bir askeri rejim mi gelecek?

– Erdoğan şunu gördü; Türkiye’nin çöküşünü Batı çoktan göze aldı

– Erdoğan sonrası için tezler: Robespierre iktidarı nasıl yıkıldı?

– İktidarın âkıbetini kızgın muhâfazakârlar belirleyecek

– Batı’nın Erdoğan’ı yatıştırma siyaseti de iflasla bitecek

–  AKP lideri ‘yeni bir darbenin’ hazırlıklarını yapıyor