“Putin, Erdoğan’ın şantaja açık yanlarını biliyor ve bilen tek lider de değil”

Rusya Analisti Kerim Has: Erdoğan'la Putin birbirlerini anlıyor. Dahası Putin Erdoğan'ın şantaja açık yanlarını biliyor.

MEHMET ŞAHİN 10 Ağustos 2022 SÖYLEŞİ

Dış politikada liderlerin kişisel yakınlıkları öne çıkar zaman zaman. Ciddi sorunlar sıcak diyaloglarla aşılabilir. Kimi zaman bir yakınlık görüntüsü de verilebilir, iç politikaya dönük olarak. Erdoğan’la Putin arasındaki ilişkiye nasıl bakmalı? Krizler iki liderin samimi görüntüleri arkasında perdeleniyor mu? AKP iktidarında geleneksel Türk-Rus ilişkilerinin hayli dışına çıkılmasında Erdoğan ve Putin’in rolü ne? Rusya Analisti Kerim Has’la konuştuk…

ERDOĞAN ÇEŞİTLİ ŞANTAJLARA MARUZ KALIYOR, MESELA RUSYA TARAFINDAN

Sık görüşen ve ilginç fotoğraflar veren Putin’le Erdoğan’ın ilişkilerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Birbirlerini iyi anlıyorlar ama bence bir güven ilişkileri yok. Rusya’nın tavrı genelde net yani biraz daha belli. Hani NATO, Batı-Rusya ilişkileri daha somut. Erdoğan işte biraz oradan sıkıştırılınca bu tarafa kayıyor Rusya’ya. Rusya’dan sıkıştırılınca NATO’ya, Batı’ya kayıyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın zayıf yanları mevcut. Uzun yıllardır suça bulaşmış bir iktidardan bahsediyoruz hem ülke içinde hem de uluslararası alanda. Büyük güçler tarafından, işte Amerika, Rusya, İngiltere belki Çin o kadar değildir ama Almanya, Fransa hatta belki İran bölgesel bir güç olmasına rağmen, Erdoğan zaman zaman bence çeşitli şantajlara da tabi tutuluyor. Rusya açısından en azından onu söyleyebilirim. Dolayısıyla bir güven ilişkileri yok ama birbirlerini gayet iyi anlıyorlar. Mesela Erdoğan açısından baktığımızda da, Rusya’nın kırmızı çizgilerini uçak krizi sırasında test etti, onu geçmemeye çalışıyor. O kırmızı çizgilerin sınırına kadar geliyor, geçmiyor.

Ne gibi kırmızı çizgiler mesela?

İşte mesela Karabağ savaşında geçmedi. Bir yere kadar geldi, destek verdi Azerbaycan’a ama ne oldu bir şekilde Rus askeri girdi bölgeye. SİHA falan tedarik etti çok fazla. Savaş sırasında da işgal başladıktan sonra da tedarik etmeye devam etti ama bunu Rusya’nın tahammül edebileceği sınırlar çerçevesinde yaptı, yapıyor. Yaptırım uygulamayarak Rusya’nın hoşuna gidebilecek bir tutum takınabiliyor. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda bence her halükârda, günün sonunda onay verecekti ama o tarz söylem ve çıkışlar yaparak, Rusya’da sempati toplayabilecek konuma gelebiliyor veya işte tahıl meselesinde tarafları masaya oturtabildi. Putin ve Zelensky’yi Türkiye’ye davet ediyor barış görüşmesi için. Zaman zaman çatışmalar yaşanabiliyor, Suriye veya Ukrayna meselesinde olduğu gibi. Savaş başlamadan önce 2021 yılında Rus tarafı yine sert açıklamalar yapmıştı. Kırım’ın tanınmasıyla ilgili Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar oldu. Bunları uzatabiliriz, liste uzun. Libya var başka yerler var. Aynı zamanda ikili ilişkiler de var, Akkuyu gibi.

“İKTİDAR VE PARA, ERDOĞAN’IN ANLADIĞI İKİ DİL”

Demek istediğim şu, ben Putin’in Erdoğan’ı en iyi tanıyan liderlerden biri olduğunu düşünüyorum ama tek değil. Diğer büyük ülkelerin de büyük güçlerin de Erdoğan’ı yeterince iyi tanıdıklarını düşünüyorum. İki zayıf yanı var bence; birincisi güç, ikincisi para. Kimi para, hani terbiye ediyor diyeceğim siyasi anlamda tabii, makama yönelik bir hakaret içermesin söylediğim ama şahsa yönelik. Diğeri güç, silah… İdlib, orada onlarca asker hayatını kaybedince ne oldu? Kremlin’e gelip koridorda beklemek zorunda kalıyorsunuz bir şekilde. Erdoğan ne yapıyor? Ülke içinde iktidarını devam ettirmeye çalışıyor. Biden bunu kullanıyor. Görüşmüyor görüşmüyor sonra bir fotoğraf karesi veriyor, onun işine yarıyor. Güç ve para, iktidar ve para. Erdoğan’ın anladığı iki dil. Bunları da ben Putin’in en iyi anlayan liderlerden biri olduğunu düşünüyorum. Birbirlerini tanıyorlar ama sorun başlıkları da çok.

Diplomatik ilişkilerde karşılıklılık esastır ama Erdoğan sıra gözetmeden, daha sık gidiyor Rusya’ya. Bu üzerinde durmaya değer bir konu mu?

Bu karşılıklılık ilkesi aslına baktığınızda nedir? Amerikan başkanlarıyla da uygulanmıyor değil mi? Yani Erdoğan defalarca Amerika’ya gitmiştir ama kaç Amerikan Başkanı, örneğin Trump Türkiye’ye gelmedi dört yıl boyunca. Erdoğan gitmişti Amerika’ya. Yani Türkiye o kadar büyük güç statüsünde değil. Dolayısıyla o karşılıklılık ilkesi, liderler arasındaki ziyaretler bağlamında bire bir örtüşmez.

Rusya’yı diğer ülkelerden ayıran ne?

Özellikle Ukrayna savaşıyla birlikte dünyada izole ediliyor, edilmeye çalışılıyor. Bence başarılı olamadı orada Batı. Batı dışı dünya çünkü, Rusya’ya yönelik ne bir yaptırım uyguladı ne bir izolasyon politikasına girdi. 40-45 Batılı ülke izole etmeye çalıştı. Rusya’nın dünyaya açılımında bir şekilde kanal olabiliyor Erdoğan veya Türkiye. Bunun haricinde sorun başlıkları da çok. Yani son yıllarda özellikle Suriye krizi ve yine 15 Temmuz sonrası bölgesel meselelerde birçok başlık ortaya çıktı. Önceden buralarda tarafların pozisyonları birbirleriyle daha az uyuşur durumdaydı ve çatışmacı bir tavır vardı karşılıklı olarak. Kastettiğim işte Suriye, Libya, Karabağ, Ukrayna… Dolayısıyla sorun başlıkları arttı ama aynı zamanda bunlarla birlikte iş birliği yapılacak alanlar da arttı. Gelinen nokta nedir? Rusya’nın şu an dünyada hiçbir ülkeyle, kendi müttefikleriyle bile şöyle bir ilişkisi yok. Bakıyorsunuz Türkiye’yle Rusya üç ayrı ülkede dört farklı bölgede veya hani dört beş farklı konuda Türk ve Rus askeriyle iş birliği yapabiliyor. Sınırlı ama yapabiliyor. İdlib’in güneyinde ortak bir askeri devriye yapabiliyorlar. Fırat’ın doğusunda, Suriye ama başka bir jeopolitik bölgede, Türkiye’yle ortak devriye yapabiliyor değil mi? Karabağ’da bir ortak gözlem merkezi var. İşte Ukrayna’yla ilgili ortak koordinasyon merkezi kuruldu İstanbul’da. Türk, Rus askeri de var. Baktığınız zaman Rusya böyle bir ilişkiyi Belarus’la, Kazakistan’la bile, nötr sayılan ama şu an sayılmıyor savaştan dolayı İsviçre veya İsveç, Finlandiya, genelde İskandinav ülkeleri tarafsız ülkeler olarak geçer. Bunlarla bile bu şekilde bir ilişkiye sahip değil. Çin’le de. Askeri anlamda birbirlerini krizlerle daha iyi anlayan bir konuma geliyorlar. Bu kriz çıkmayacağı anlamına gelmiyor. Krizlerle birlikte dediğim gibi, İdlib’te çatışma oldu. Ne oldu, bir ortak devriye gündeme geldi. Aynı şey Barış Pınarı Harekâtı sonrası Fırat’ın doğusunda oldu. Karabağ’da eli kulağındaydı, belki büyük bir çatışma çıkması söz konusu olabilirdi. Zaten savaş vardı ama Karabağ’da Rusya dur demek durumunda kaldı. Ukrayna’yla ilgili tahıl meselesinde Türkiye’yle Rusya, küresel boyutu da olan, gıdayla ilgili bir alanda ilişki geliştirebiliyorlar. Bu sorunlarla ilgili de Rusya’ya daha sık geliyor Erdoğan, Türk Akımı mesela. Sadece bölgesel meseleler değil ikili ilişkiler, ticari ilişkiler, ekonomik ilişkiler bağlamında da. Mesela Türkiye’nin son dönem Rusya açısından son derece avantajlı bir konuma geldiğini düşünüyorum.

“RUSYA’DAN ÇIKAN BİRÇOK BATILI ŞİRKET RUSYA’YLA TİCARETİNİ DEVAM ETTİRMEK İÇİN TÜRKİYE’DE YENİ MERKEZLER AÇMAYA BAŞLADI”

Ne gibi avantajlar sağladı Türkiye? 

Rusya’nın Batı’yla ticari, ekonomik ilişkilerinde Türkiye önemli bir üs, merkez ülke haline gelebilir. Böyle bir avantajı var. Hani Türkiye’nin çıkarları açısından uygun bir durum bu bence. Neyi kastediyorum? Birçok Batılı şirket Rusya’dan çıkıyor. Onların yerini alan birçok Türk şirket piyasaya giriyor Rusya’da. Kelepir fiyata biraz daha, ucuz fiyata o şirketlerin yerini alabiliyorlar. Bu ciddi bir fırsat. Savaş konuşulurken, insan ölürken fırsattan istifade edilmez doğru ama bir de ülke çıkarları var. Neticede savaş sizin savaşınız değil. Türkiye’nin savaşı olmak zorunda değil Ukrayna savaşı. Dolayısıyla meseleye daha çıkarlar ekseninde bakabilirsiniz. Nitekim herkes böyle bakıyor. Rusya’dan çıkan birçok Batılı şirket Rusya’yla ticaretini devam ettirmek için Türkiye’de yeni merkezler açmaya başladı, bu da Türkiye için fırsat. Yine birçok Rus şirket Türkiye’de yeni merkezler, yeni üsler açtı, lojistik üsler açtı. Bazı Rus şirketleri Batı’yla ticaretini Türkiye üzerinden devam ettiriyor. Türk Akımı’nda hala boş miktar var, dört milyar metreküp kadar olması lazım. Türkiye oradan gaz alabilir. Batı’ya giden, satılan Rus gazının miktarı oldukça azaldı. Avrupa da kendi bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Rusya’da biriken bir gaz var. Bunu Çin’e satıyor belki ama o kadar değil. Çünkü Batı’nın aldığı daha büyük bir miktar. Normal doğalgazı kastediyorum. Satabileceği pazarlar arıyor bir anlamda. Nispeten ucuz. Avrupa’nın aldığı fiyatlara göre Türkiye çok daha ucuza alıyor Rusya’dan gazı.

ERDOĞAN-PUTİN İLİŞKİSİNE İNGİLTERE NASIL BAKIYOR ACABA? 

Pek de büyütmemek gerek diyorsunuz daha çok Erdoğan’ın gitmesini…

Erdoğan, sık sık Rusya’yı ziyaret ediyor doğru, karşılıklılık ilkesi yok. Çünkü üç defa art arda gidiyor Rusya’ya. Bu önemli. Diplomatik olarak çok uygun bir durum değil ama çok da abartmamak lazım onu söylüyorum. Neticede ABD başkanları da gelmiyor Türkiye’ye veya Erdoğan’la görüşmeye, Çin devlet başkanı veya İngiltere başbakanı. Büyük güçler arasında öyle bir denge yok. Diplomatik teamül doğru ama işin bir de realitesi var. Putin’in gelmesi lazım ama gelmiyor. Sıkıntı var yani yok değil ama nedir? En son Putin 2020 Ocak ayında Türk Akımı’nın açılışı için gelmişti. 2020 Ocak ayından beri Putin gelmedi yani. Ne oldu sonra? 2020 Mart ayında İdlib meselesi, Erdoğan’ın Kremlin koridorlarında bekletilmesi. Pandemi de girdi araya. Tamamen onu da göz ardı etmemek lazım, birçok lider gitmedi ziyarete. Putin de öyle birkaç yere gitti ama o kadar değil. Bana sorsanız Putin’le artık zirvenin zamanı geldi de geçiyor. Zirvenin toplanması beklenirdi. Putin’in Türkiye’ye gitmesi bekleniyordu ama burada daha Ukrayna kriziyle de ilgili, ikili ilişkilerle de ilgili başka krizler de olduğu için Erdoğan Rusya’yı ziyaret etmek durumunda kaldı. Bir de hani Soçi’ye hemen bir saatte gidilebiliyor. Bir telefon ediyor işte. Amerika’dan geliyor, eylül ayıydı geçtiğimiz yıl, Biden’la görüşememiş, soluğu Soçi’de almıştı. İşin tepkisellik boyutu var. Batı’ya karşı bir tavır koyma boyutu var. Tahran’da mesela Erdoğan, ilk 24 Şubat sonrası, Ukrayna işgalinin başlaması sonrası Putin’le görüşen ilk NATO ülkesi lideriydi. Şimdi de Rusya’ya giden ilk NATO ülkesi lideri oldu. Benim şahsi kanaatim bu böyle Batı’da antipatik karşılanıyor olsa da ben buna mesela Amerika olabilir belki ama İngiltere’nin kesinlikle karşı olduğunu da desteklediğini de düşünmüyorum.

“BİR BARIŞ MASASI KURULACAKSA BATI DA TÜRKİYE’DE KURULMASINI İSTER”

Erdoğan’ın Putin’le o kanalı devam ettiriyor olması Batı açısından da NATO açısından da, Amerika açısından da, İngiltere açısından da önemli. Bir kanalın açık kalması lazım neticede. Bütün kanalları kapattığınız zaman, tahmin etmeye çalışacaksınız ne yaptığını, yapacağını. Planını anlamasanız bile her halükârda bir barış masası kurulacaksa bunun Kazakistan’da, Belarus’ta kurulmasındansa Ukrayna-Rusya arasında, Türkiye’de kurulması mantıklı. Batı’nın da işine gelir. Dolayısıyla bu görüşmelere ben böyle Batının veya Batılı uzmanların, siyasi karar alıcılarının karşı çıktığını düşünmüyorum. Bunu söylediğim zaman mesela üst düzey bir İngiliz diplomat, kesinlikle biz de aynı fikirdeyiz dedi. Yani dolayısıyla bunu çok net desteklemişlerdi. Bir defa da olan bir durum değil bu. Erdoğan’ın Putin’le kurduğu veya sürdürdüğü o açık kanalı Rusya’ya en sert, en karşıt politikalar izleyen ülkelerin de istediğini düşünüyorum. Bunu da kendi açımdan şahsi temaslarımda teyit ettirmiş de bulunuyorum.

HİÇ BİR AKTÖR SURİYE’DEKİ STATÜNÜN DEĞİŞMESİNİ İSTEMİYOR, ANKARA HARİÇ

Tahran’daki zirvede İran, Türkiye’nin Suriye’de bir operasyona karşı olduğunu söyledi. Rusya da karşı ama Moskova’nın tutumunda bir değişiklik olabilir mi, Erdoğan’ın elini rahatlatacak bir değişiklik?

Rusya’nın, Erdoğan’ın yeni bir operasyon başlatmasını isteyeceğini çok düşünmüyorum. Oradaki statükoyu hiçbir aktör değiştirmek istemiyor. Ankara hariç. Suriye’deki mevcut statükoyu normalde ne ABD ne Rusya ne Esad rejimi hatta ne de İsrail değiştirmek istiyor. 2020 Mart ayından beri, İdlib’deki çatışmalardan beri var olan statükonun şu aşamada devamını istiyor aktörler. Ancak bu Rusya açısından operasyona yeşil ışık yakılmayacağı anlamına da gelmiyor bence. Rusya açısından bir pazarlık meselesi daha ziyade. Özellikle de 24 Şubat sonrası, savaş sonrası. Mesela, Türkiye bir operasyon başlatsa diplomatik anlamda kınar Rusya. Bir an önce bitmesini talep eder ama bu, sahada Rusya’nın Türkiye’nin karşısına dikileceği anlamına gelmez. 2015 Eylül ayında Ruslar, Suriye’ye doğrudan askeri müdahalede bulundukları zaman Kürtleri Türklerden korumak için müdahalede bulunmadı. Bölgedeki Kürt meselesi Rusya’nın idealleriyle ilgili bir mesele değil. Rusya, Suriye’ye 2015’te neden müdahalede bulundu? Kendi çıkarları için. Suriye’deki varlığını güçlendirmek istediği, Doğu Akdeniz’de varlık göstermek, askeri diplomatik mevcudiyetini güçlendirmek ve ekonomi, enerji anlamında aynı zamanda. Orta Doğu’daki o bütün aktörlerle konuşarak bir şekilde bölgedeki nüfuzunu tahkim etmekti. Bunlar asıl Rusya’nın hedefleri, Kürtleri Türklerden korumak değil. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik operasyonlarını desteklemiyorum, kendi düşüncemi ayrı tutuyorum. Kürt meselesinin bu şekilde çözüleceğini zannetmiyorum. Kastettiğim bu meselede, askeri operasyon için Türkiye gerçekten çok ısrarcı olursa Rusya’dan onay alınabileceğini düşünüyorum. Özellikle Ukrayna savaşından sonra ortaya çıkan jeopolitik konjonktür dolayısıyla. Çünkü şu aşamada 24 Şubat’a kadar Türkiye’nin Rusya’yla ilişkilerini riske atma lüksü yoktu ama 24 Şubat’tan sonra artık Rusya’nın da Türkiye’yle ilişkilerini çok fazla riske atma lüksü yok. Türkiye şu an burada böyle nefes borusu gibi, Rusya’nın nefes borusu.

“RUSYA KILIÇDAROĞLU YA DA AKŞENER YERİNE ERDOĞAN’I TERCİH EDER”

Sizce Erdoğan Rusya’ya, Putin’e karşı bu kozu kullanabiliyor mu?

Türkiye’nin başında aklı başında, mantıklı bir iktidar olsa ciddi fırsatlar çıkmış durumda. Batı’yla ilişkileri kötüleştirmeden, Batı’yla ilişkilerini gayet güçlü bir şekilde götürerek, bu Rusya-Ukrayna savaşında alacağı pozisyonla ciddi kazanımlar, ciddi fırsatlar elde edebilir. Ben öyle düşünüyorum. Bu Erdoğan’la olur mu olmaz mı? Olmaz. Erdoğan neticede güven veren bir aktör değil ama Rusya işte her halükârda ister istemez bu aktörle ilişkilerini devam ettirmek durumunda hissediyor kendisini. Çünkü diğer alternatif adaylara baktığınızda, işte Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Akşener, Yavaş hiçbiri neticede, yine şahsi görüşümü söylemiyorum, hiçbiri Rusya tarafından Erdoğan’a tercih edilebilir liderler değil şu aşamada. Erdoğan çok zor bir partner, karmaşık. İlişki yürütülmesi kolay bir aktör değil Putin açısından. Bence diğer ülkeler açısından da aynı şey geçerli ama buna rağmen, diğer büyük güçler açısından da geçerli, dediğim gibi diğer muhalefet adayları ile karşılaştırıldığında Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Akşener, Mansur Yavaş’la karşılaştırıldığında Erdoğan hala tercih edilebilir bir aktör Rusya açısından. Hatta Batılı aktörler açısından da. ABD’de ‘Vazgeçilemez’ diye yazılmıştı. ‘Bizi zorluyor.’ diye Rusya’nın söylediği şeyden bahsediliyor. Avrupa için de aynı şey. Zor Erdoğan ama mülteciler, Suriyeli göçmenler için bize lazım bu. Öbürleri gelse biraz daha bizi zorlar diyebiliyorlar. Bu anlamda da 24 Şubat sonrası, Ukrayna savaşı sonrası Rusya’nın Erdoğan’ın taleplerine karşı direnç gösterme imkanı veya direnci azaldı.

Yani bir asker operasyona yeşil ışık çıkabilir?

Erdoğan ille de seçimler öncesi böyle bir askeri operasyon isterse ben Rusya’nın hani sarı ışık, yeşil ışık yakabileceğini düşünüyorum. Bu operasyonu destekleyeceği anlamında değil, pazarlığa açık anlamında. Rusya, ‘Git, Amerika’nın olduğu yerde yap operasyonu, Kobani’ye yap.’ falan diyecek, ‘Fırat’ın doğusuna yap.’ diyecek. O zaman kriz çıksın isteyecek Rusya, Türkiye’yle ABD arasında. Erdoğan da ne şiş yansın ne kebap, ne Rusya’yla ilişkileri bozayım ne Amerika’yla ilişkileri bozayım, sen bana Membiç’ten bir yer ver. Çok toz kaldırmayacağım ikili ilişkilerde, bir yer var bana. Fırat’ın batısında falan. Oralarda ben bir operasyon yapayım diyecek. Bu pazarlık bir yerde sonuç verebilir. Günün sonunda dediğim gibi Kürtleri, Türklerden korumak için girmedi Rusya Suriye’ye. O anlamda o pazarlık kapısını açık bıraktığını düşünüyorum.

Bu detaylar bir operasyonun gerekli olup olmadığına dair de fikir veriyor…

Bence biraz da bu iç siyasetle alakalı. Erdoğan şimdi anketler yapıyordur değil mi? % 2 mi % 1 mi etkiler diye. Onu bir sezer, o seçim takvimi vardır kafasında kendine göre. Kasımda mı olacak, mayısta mı olacak önümüzdeki yıl. Bunların hepsi biraz onunla ilgili. Erdoğan’ın kendisinin ne kadar ısrarcı olacağı ve bu operasyonun içeride ne kadar gündemi değiştirebileceği, ekonomik sorunların üstünü ne kadar örtebileceğiyle ilgili. O yüzden Erdoğan’ın ne kadar ısrarcı olmasına bağlı Rusya’nın Suriye’de bir operasyona yeşil ışık yakması. Ne kadar ısrarcı olacağı da içeride bir operasyonla sorunların üstünü ne kadar örtebileceği ve kendisine ne kadar destek toplayacağını kestirmesiyle de yakından ilgili.

AKKUYU RUSYA’NIN KENDİ MALI ZATEN, 90 YIL RUSYANIN MALI

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin inşaatı aşamasında ilginç bir gelişme oldu. Rusya’nın oradaki Türk şirketi devreden çıkarmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’deki mevcut iktidarın böyle teknoloji transferi söylemleri falan… F-35 projesinden atıldı. Ondan fazla şirketiyle dünyanın en mühim, en güçlü savaş uçağı üretilen projede yer alıyordu. Teknoloji transferi oradaydı zaten. Üreticiydiniz. 800-900 parçasını da siz üretiyordunuz. Tek kalemde çıktı. Çıktı dediğim, atıldı. Atılacağını biliyordu bu projeden zaten S-400’lerden sonra. Mevcut iktidarın teknoloji transferi falan… Bu ayrı bir konu ama Akkuyu’ya geldiğimiz zaman, anlaşması 2010 yılında imzalandı. Putin’le imzalanmadı o anlaşma. Tabii Putin zamanında görüşülüyordu. Birkaç yıl görüşüldü bu Akkuyu Nükleer Santrali anlaşması. Akkuyu anlaşmasının teknolojik transfer konusundaki en büyük kazanımı, Türkiye’den Rusya’ya gelen, nükleer alanda eğitim alan öğrenciler zaten. En büyük teknoloji paylaşımı bu. Niye? Çünkü şirketin kendisi, 2010 yılındaki anlaşmaya baktığınızda, zaten en fazla % 49’unu Türk şirketlerine satacak. Kaydı var orada. Akkuyu Nükleer Santrali Anlaşması’na baktığımızda, Mayıs 2010, hisselerin % 51’i her halükârda Rusya’da tutulacak. Dolayısıyla 2010 yılından itibaren 60 yıllık süresi var faaliyete geçtikten sonra. 30 yıl da uzatılabilme imkânı tanındı modernizasyonla birlikte. Dolasıyla 90 yıl boyunca 2010 yılından başlamak üzere Rusya’nın kendi malı. Anlatabiliyor muyum? Kendi malı. Ev sahibi. Dolayısıyla burada yeni bir şey yok. Ev sahibinin zaten Rusya olacağını siz Türkiye olarak kabul etmişsiniz. % 51 her halükârda Rusya’nın ve Rusya’nın kalmaya devam edecek. Evin sahibinin Rusya olacağını kabul etmişsiniz kendi topraklarınızda. İlk nükleer santrali Rusya’ya havale etmişsiniz. Yapabilirsiniz ama tartışılabilir. Niye % 51? Neden % 50 değil? Türkiye de eşit hissedar olsun diyebilirdiniz. O zamandan beri tartışılmıyor işin bu boyutu. Ev sahibi Rusya olduktan sonra siz inşaatın, dört ünite olacak orada. Bir ünitesini Türk’e yaptırırsınız, bir ünitesini Faslıya yaptırırsınız, Cezayirliye yaptırırsınız, Özbek’e yaptırırsınız, misal veriyorum.

“RUSLARIN RAHATSIZLIĞI, AKKUYU’DA TÜRKİYE’NİN YÜKÜ PAYLAŞMAMASI”

Türkiye şu şirketle çalışın diyebilir mi Rusya’ya?

Rusya ev sahibi. Taşeron sonuçta hepsi. İnşaatı yapacak o. Eve ortak olmayacak ki. Anlatabiliyor muyum? Eve ortak olmayacak. Anlaşmada kesinlikle Türk firmalarının yer alacağı da yok. Kesinlikle Türk firmaları inşaatı yapacaktır demiyor. Rus istediğine yaptırır. Neticede % 51’i onun. Kaldı ki % 100’ü şu anda onun da, satarsa % 49’unu satacak. Asıl sorun zaten o. Türkiye’nin % 49 finansman yükünü üstlenmemesi. % 49’unu alarak hisselerin, yüklenmemesi. % 49’la söz sahibi olmayacak yine aslına baktığınızda ama kararların alımında daha fazla etki edebilir. Her halükârda % 49’la. Sonuçta Ruslara ait olacak. Rusların asıl rahatsızlığı 2010 yılından bu yana Akkuyu Nükleer Santrali’yle ilgili Türkiye’nin finansman yükünü paylaşmaması. Bu mesele hala sorun. Hani Çalık Holding bir ara alacak denildi, olmadı. Maddi sıkıntılar yaşadılar zannediyorum. Sonra Ciner falan girdi işin içine, olmadı. Sonra 15 Temmuz sonrası Cengiz, Kolin, Kalyon o beşli çetenin üç önde gideni girişti. Ruslar burada araştırma yaptılar şirketler üzerinden. Bana bile sordular burada. Bunlar nasıl şirketler dediler. Benim bildiğimi siz daha iyi biliyorsunuz dedim. 17-25 Aralık’ta hepsi zaten belli oldu. Rezalet şirketler bunlar yani. Finansman yapılarıyla çökmüş, yolsuzluk içinde. Ruslar neticede öyle bakıyor. 90 yıl ben bunlarla iş yapacağım diyor. Erdoğan gittiği zaman Cengiz, Kolin, Kalyon ne yapabilir yani? Anlatabiliyor muyum? Bunlar ‘corrupt’ şirketler zaten. Finansman yapıları itibarıyla ‘corrupt’ şirketler. Bu şirketleri 3-4 ay incelediler. Bunlarla biz çalışamayız deyip reddettiler Ruslar. 2017 veya 2018 olması lazım. Sonra Türkiye EİDAŞ’ı devreye sokmaya çalıştı. % 5 hissesini alırız. Çünkü Rusya çok baskı yapıyordu Erdoğan’a. 20 Milyar Dolarlık proje. Bunun 10 milyarını, 3-5 milyarını üstlen diyorlardı. Bu olmadı. Akkuyu’yla ilgili asıl sorun, Türkiye’nin bu anlamda hiçbir finansman yükünü üstlenmemesi.

Pahalı elektrik iddiası dile getiriliyor yıllardır…

Akkuyu’dan satılacak elektrik fiyatları 12.35 cent. pahalı bir miktardı. Daha bu anlaşmayı imzaladığında zaten elektriğin kW/saat değeri 3.5 sent falandı. Anlaşmaya göre 3-4 kat daha fazla ödeyecekti Türkiye. Ama gelinen noktada o da değişti. Şu an elektrik fiyatları arttı. Enerji fiyatları arttı zaten. 12.35 sent karşılamayacak bile Rusya açısından bakıldığında projenin kendi finansmanını. 2010 yılında şartların böyle olacağı tabii ki bilinmiyordu. Dolayısıyla o zamanki eleştiriler haklı olabilir. Altı ay öncesine kadar Akkuyu’dan alınacak elektrik fiyatlarının pahalı olduğuna dair eleştiriler haklı olabilir. Ama şu an gelinen noktada Rusya ciddi bir kazık yemiş gibi duruyor. Çünkü 20 milyar dolarlık finansmanın hepsini kendisi üstlenmiş olacak. Türkiye hissedar olmak için 100’lük payda hisse alabilmiş değil. Aynı zamanda elektrik fiyatları olağanüstü yükseldi. Rusya’nın Akkuyu üzerinden Türkiye’ye satacağı 12.35 sentlik elektrik fiyatı ciddi bir kâr sağlamayacak Rusya’ya. Ev sahibi Rusya’nın olacağı belli. Gitmiş mutfak dolaplarını 1.santralin inşaatının İÇTAŞ’a yaptırmış. İbrahim Çeçen, zaten o da çetenin ayrı bir üyesi. Bunların nasıl işçi çalıştırdığını bilmiyor muyuz? İşçinin sağlığı, güvenliği, maaşların ödenmesiyle ilgili mesele veya başka başka sorunlar da olabilir. Ticari bir ihtilaf söz konusu belli ki.

“MUHALEFET MESELEYİ YANLIŞ ANLADI ASIL STRATEJİK YATIRIM STATÜSÜ VE LİMAN İMTİYAZINI ELEŞTİRMELİ”

Santralle ilgili daha kritik konular var sanırım…

Önemli olan santralin güvenliğidir. Çevreye verebileceği zarardır. Bunların konuşulması gerekir. Mesela santrale stratejik yatırım statüsü vermişti. 15 Temmuz sonrası hemen ilk görüşmede. 9 Ağustos 2016’da Petersburg’daki görüşmede. Bu statü neden verildi mesela? Ciddi bir soru işareti. Tamamen sıfırlandı vergi, çöp vergisi bile vermiyor Rusya nükleer santralde. Akkuyu Nükleer A.Ş.’den bahsediyorum. Sonrasında liman imtiyazı verildi. Mersin’de ticari işleri için kullanılan liman. Normalde tartışılması gereken bu. İÇTAŞ’ın işçilere yönelik maaşlarına ben neden kefil olayım veya Türkiye’deki muhalifler ya da yurtdışındaki muhalefet dediğim gibi bir Türk firmasının, o çetenin üyelerinden biri olan firmanın iş yapma tarzına niye biz kefil oluyoruz ki? Bence muhalefet meseleyi çok yanlış anladı. Rusya el koydu. Neye el koydu? Adamın zaten kendi santrali o, Türkiye yasalarına göre. Ne oluyor biliyor musunuz? Bence gülüyordur Erdoğan, ‘Baksana muhalifler nasıl eleştiriyor’ diye. Rusya’ya şunu deme imkânı doğuyor Erdoğan açısından, ‘Ben gidersem iktidardan, bak Akkuyu’yu gündeme getirecekler.’. Akkuyu’yu millileştirmekten bahsediyor Akşener. Oraya 10 milyar dolar miktar yatıracak.

“ERDOĞAN ‘BAK AKKUYU’YA EL KOYACAKLAR’ DİYEREK KENDİNİ PAZARLIYORDUR”

Ne zaman faaliyete geçmesi planlanıyor Akkuyu’nun ve finansmanı nasıl sağlanacak?

Temeli atıldıktan yedi yıl sonra, 2018’de ilk santral ünitesi, dört ünitesi var reaktörün. Her bir reaktör temeli atıldıktan yedi yıl sonra faaliyete geçmeye başlıyor. Elektrik üretilmeye başlanıyor. 2018’de atılmıştı ilk reaktörün temeli. İzinler çıkmıştı. Dolayısıyla 2025. 2025’i de Erdoğan öne çekiyor. Seçimler öncesinde olsun diye. Tamamen hayata geçtiğinde olacak ama gaz vermesi lazım bir şekilde. Geçen günlerde dördüncü reaktörün temeli atıldı. 2022’ye yedi yıl ekleyin. 2029’da dördüncü reaktör faaliyete geçmeye başlayacak. 2025, 2027, 2029 böyle gidecek. Rusya ne yaptı burada? İki, üç ve dördüncü reaktörler, birinci reaktörün ürettiği  elektrikten elde ettiği kârla kendini finanse edecek. Üç ve dördüncü reaktörler, 1 ve 2.nin sattığı elektrikten elde ettiği para ile finanse edecek. Dolayısıyla çevirecek yani bu şekilde. Bunun formülü şu, yap, sahip ol, işlet. Devretmeyeceksin. Devretme yok burada. Dolayısıyla kim kime el koymuş? Adamın kendi malı. Neden el koysun zaten kendi malı. Muhalefet konuyu bilmemesinden kaynaklı tuhaf tuhaf şeyleri eleştiriyor. Sen stratejik yatırımı eleştir, liman imtiyazını eleştir. Eleştireceksen Rus tarafının koyduğu diğer Rus şirketleri eleştirebilirsin. Çünkü anlaşmaya göre işletmenin sahibi asıl onlar değil. Dolayısıyla kastettiğim, Erdoğan bunu yapabilir. Bence yapıyordur. Ruslara, “Ben iktidardan gidersem bunlar millileştirecekler. Sizin yaptığınız santrale çökecekler. Akkuyu’yu gündeme getirecekler.’ diyerek Erdoğan kendisini Rusya’ya daha kolay ‘pazarlayabilme’ fırsatını, imkanını yakalıyor. İÇTAŞ’ın bir suç işleyip işlemediğini bilmiyorum, işçilere yönelik yanlışlar yapıp yapmadığını bilmiyorum. Benim tahminim bir ticari anlaşmazlık ya da inşaatla ilgili bir sorun olmuş olma ihtimali yüksektir. En tabii hakkıdır Rus tarafının taşeronu değiştirmek. Yüklenici firma, müteahhidi değiştirirsiniz. Türk tarafı rızasına tâbidir diyor. Rızası dediği onay, anlaşmanın orijinaline baktığınızda, Türkçesi de, rıza onay değil. Rıza demek ille de onay değildir. Rızasını aldım. Bu onay demek değil. Rusçada da bunun nüansları var.

“RUSYA DA DOLARI İÇERİDE TUTMAK İSTİYOR, AKKUYU’YA 15 MİLYAR GÖNDERMEZ”

15 milyar dolar vardı, Rusya’dan beklenen. Ancak Rusya da bir finansman sorunu yaşıyor Akkuyu’da.

Bir defa böyle bir parası var mı Rusya’nın? Vardır da 15 milyar dolar, Rusya kendi içinde tutmak istiyor zaten. Dolar çıkmasın diye sınırlama getirmiş Rusya. İhracatçılara sattığının % 80’ini rubleye çevir diyor. Doları ülke içinde tutup, kendi ekonomik durumunu bir şekilde Ruble-Dolar paritesini kontrol altına almak istiyor değil mi? Bir dolar 75 rubleydi savaş başlarken. Sonra yaptırımlarla birlikte ruble çöp olacak, bir dolar 200 ruble olacak denildi, olmadı. Rusya sınırlamalarla doları ülke içinde tutmaya çalışıyor. Mesela bankadan bile hala 10.000 dolardan fazlasını çekemiyorsunuz. En son uzattılar hatta. 10.000 dolardan fazla, 10.000 eurodan fazla paranız varsa çekemezsiniz burada. Adam doları, euroyu zaten bankasında tutmak istiyor. Dolayısıyla durup dururken 15 milyar doları Akkuyu’ya göndermez. Kaldı ki öyle bir keş paraya da ihtiyacı yok. Sermayesi var şirketin, 3-4 milyar dolar zaten yatırmış. Bu peyderpey kendisini finanse edecek bir proje. Dediğim gibi reaktörler sırayla finanse edecek projeyi. 20 milyar dolarlık projeden bahsederken şunu kastetmiyoruz ki biz, Akkuyu için bütün parayı hop gönderelim. Öyle bir durum yok. İnşa ettikçe gönderirsiniz bunu. Hele şu zamanda gönderecekse de göndermez ama ne vardır burada? Başka bir şey vardır.

“15 MİLYAR DOLAR RUS OLİGARKLARIN PARASI OLABİLİR”

Yaptırımlar altında değil mi Rusya? Swift ödemeleri yapamıyor. Batılı şirketlerle bir ticareti var veya işte bilmiyorum. Spekülasyona dayanıyor bu söylediğim. Bilmiyoruz ki şu an. Belki bir kısmını Akkuyu için gönderiyordur ama bunun 15 milyar dolar olduğunu ben zannetmiyorum. Birkaç milyar olabilir. Gerek varsa gönderir ama nedir? Erdoğan’ı kendi yanında tutmak için bu süreçte şimdi, Ukrayna savaşı devam ediyor. Seçimler var Türkiye’de. Türkiye ekonomisini ateşleme yanı. Birkaç milyar dolar da olsa ciddi anlamda ateşleme. Erdoğan öyle demişti ya ateşleyecekler bize. Dolayısıyla bu olabilir. Oligarkların bir kısmının parası olabilir. Ödemeyi yapamıyor ki swift sistemleri kapalı. Tahıl satıyor biliyorsunuz. Türkiye, Rusya ve Ukrayna’nın en büyük tahıl alıcısı. Rusya, kontrolüne aldığı topraklardan ya da işgal ettiği topraklardan… O da ayrı bir konu, bana komik geliyor. Adam toprağı almış. Oradaki tahılı tabii ki satacak. Olumladığım anlamında değil ama orada bir sürü fabrikası var, şusu var, busu var tartışılmıyor da tahıl satıyor Türkiye’ye deniyor. Bu sorunlar arasında affedersiniz zurnanın son deliği. Rusya’nın Ukrayna’da ele geçirdiği topraklardan sattığı tahıl 2-3 milyar dolarlık bir şey. Ukrayna’nın yıllık tahıl geliri zaten 5-6 milyar dolar. Rusya hala Ukrayna’nın tümünü işgal edebilmiş değil. Türkiye, Rusya’dan Ukrayna’dan fazla tahıl alıyor olabilir. Çünkü bir anlamda Türkiye ayrı bir üs haline geldi biraz önce dediğim gibi Rusya’yla yapılan ticaret bağlamında. Tahıl geliyordur. Çok girmiyordur, o tahılı başka taraflara sevk ediyordur. Böyle bir para trafiği gerekiyor olabilir. Tamamen spekülatif konuşuyorum. Bunların her biri olabilir. Oligarklar ya da başka şeyler olabilir. Bu 15 milyar doların olsa olsa küçük bir miktarı Akkuyu projesi için olabilir. Eğer daha büyük bir miktarı gönderiyorsa oraya o parayı, yani projeyle ilgili başka bir konudur.

Asimetrik ilişkilerden söz ediyorduk ama Ukrayna hamlesinden sonra Rusya’nın da Türkiye’ye bağımlılığının arttığını belirttiniz…

Türkiye’yle Rusya arasındaki asimetrik ilişkilerin tarihi eski. Bugün ortaya çıkmış bir şey değil. Bir gaz bağımlılığı var yüksek miktarda. S-400 alımıyla askeri manada da bir bağımlılık süreci başladı. Nükleer enerji için anlaşmayı imzaladığınız andan itibaren bir bağımlılığınız söz konusu. 2010 yılından beri bu anlamda bir bağımlılık var. Öğrencileri göndermişsiniz, bir eğitim alıyorlar. Onun haricinde 15 Temmuz sonrası Suriye, Libya, Karabağ bölgesel anlamdaki ilişkiler bağlamında bir bağımlılık da ortaya çıkmış. Asimetrik ilişkileriniz derin ve aynı zamanda Erdoğan’ın şantaja açık yanları da var. Hem Rusya hem başka ülkeler açısından. Rusya’nın tarzı farklı sadece. Bunu tepeden hızlı bir karar alarak yapabiliyor. İşte İŞID’le petrol ticareti konusunda Erdoğan ve ailesinin ya da yakın çevresinin geliştirdiği ilişkiler bağlamında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlar vardı değil mi? Başka bir ülke bunu bu kadar hızlı yapmaz. Ama bu şantaja açık yanlarını Rusya gibi ülkeler daha hızlı bir karar alma biçimiyle değerlendirebilir. Erdoğan’ın dış dünyayla asimetrik ilişkileri Rusya’yla sınırlı değil. Diğer büyük güçlerle de asimetrik ilişkileri var. Burada aradaki fark, Rusya’nın bu asimetrik ilişkileri gerektiğinde daha sert, zamanı geldiğinde daha güçlü bir şekilde devreye sokabiliyor olması. Yoksa öbürleri de sokuyor. Öbürü de Halkbank’ı kullanıyor başka şeyleri kullanıyor. Man Adası’ndaki paraları kullanıyor. Oradan baskı yapıyor belki de. Dolayısıyla asimetrik ilişkiler yeni bir şey değil. Akkuyu’daki İÇTAŞ’ın projeden çıkarılması dediğim gibi, özür dileyerek zurnanın son deliği. Bunu eleştirmenin anlamı yok. Kaldı ki 24 Şubat’tan sonra, biraz önce anlattığım gibi o asimetrik ilişkilerde Rusya’nın da Türkiye’ye bağımlılığı arttığı için, Rusya’nın da Türkiye’yi riske atma lüksü pek kalmadığı için bu asimetrik ilişkilerde bir kayma da söz konusu. Türkiye lehine bir ilerleme var. Muhalefetin böyle tuhaf, saçma sapan çıkışları hala Erdoğan’ı Rusya için diğer aktörlere göre potansiyel cumhurbaşkanlarına göre daha kabul edilebilir, daha tercih edilebilir kılıyor. Asimetrik ilişkilerin yansıması mı? Yansıması. İçini açmak lazım. Yeni bir şey değil.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram