Nevzat Çakır’ın ardından…

Fotoğraf dünyasının duayen isimlerinden Nevzat Çakır, 90 yaşında hayata gözlerini yumdu. Çakır'ın FOTOGRAG dergisinin Aralık 1984 sayısında yer alan portfolyosu için kaleme aldığı yazı, onun yaşama ve fotoğrafa bakışını özetliyor.

MEHMET ARDA DURU 26 Aralık 2021 FOTOĞRAF

Fotoğraf: Cengiz Akduman

Fotoğraf dünyasının usta isimlerinden Nevzat Çakır 80 yaşında hayatını kaybetti. Üzücü haberi yaptığı paylaşımla duyuran Bülent Özgören, “45 yıl yan yana fotoğraf peşinde koştuğumuz sevgili dostum Nevzat Çakır kardeşim Hakk’a yürüdü. Fotoğraf camiası çok değerli bir duayenini kaybetti. Allah rahmet eylesin, ışıklarda uyusun. Yakınlarına sabırlar dilerim.” ifadelerini kullandı.

Fotoğraflar: Nevzat Çakır

NEVZAT ÇAKIR KİMDİR?

Bugün (26 Aralık Pazar) kılınan cenaze namazının ardından 13.30’da Zincirlikuyu Mezarlığı Camii’nden sonsuzluğa uğurlanan Nevzat Çakır, 1941 yılında Muğla’da doğdu. 1967 İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ni bitirdi. 1970 yılında fotoğrafa başlayan Çakır’ın fotoğrafları ulusal ve uluslararası birçok yarışmada ödül aldı, sergilendi ve yayınlandı.

1983 yılında Romanya 14.Uluslararası fotoğraf yarışması (portre dalında) Birincilik Ödülü kazandı. Yine aynı yıl FIAP Uluslararası Fotoğraf Federasyonu tarafından A-FIAP unvanı ile onurlandırıldı.

1984 yılında Beş arkadaşıyla FOG Fotoğraf Grubu’nu kurdu.

1984 yılında Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Fotoğraf yarışması Birincilik Ödülü ile birlikte bir çok önemli başarıya imza attı.

1989 yılında APA Publication’un INSIGHT GUIDES ve ISTANBUL and TURKEY kitaplarında fotoğrafları yayınlandı.

1993 yılında İfsak tarafından Onur Üyeliği ile onurlandırıldı.

1993 yılında Eczacıbaşı Yıllıkları’ndan seçilerek oluşturulan “Bir Portre – Türkiye” kitabında fotoğrafları yayınlandı.

1995 yılında Ant yayınlarının çıkardığı Fotograf Dergisi’nin ilk sayısının genel koordinatörlüğünü yaptı.

1996 yılında T.C Başbakanlık Toplu Konut Dairesi Başkanlığı’nın HABITAT-II Kent Zirvesi için çıkardığı “Türkiye’den Yaşam Görüntüleri” kitabında fotoğrafları yayınlandı.

‘OLANAKLARI SONUNA KADAR ZORLADI’

Duayen fotoğrafçı Nevzat Çakır’ın FOTOGRAG dergisinin Aralık 1984 sayısında yer alan portfolyosu için kaleme aldığı yazı, onun yaşama ve fotoğrafa bakışını özetleyen bir metin olarak arşivlerdeki yerini aldı.

Fotoğrafçı Kemal Cengizkan paylaştığı yazıda, “Sevgili Nevzat Çakır kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. 80’li yıllarda AFSAD etkinlikleri içinde tanışmıştık. Çıkarttığımız FOTOGRAF Dergisinin Aralık 1984 sayısında onun bir portfoliosuna yer vermiştik. Dergideki yazısında, lise yıllarında izlediği bir serginin kendisine fotoğrafı bulaştırdığından bahsedip, olanaklarını sonuna kadar zorlayıp sürdürdüğü fotoğraf kavgasını” hatırlattı.

 

Nevzat Çakır’ın kaleminden…

“Beyoğlu’nun sanat olaylarına alabildiğince yüklendiği 1960’lı yıllardı Lise yıllarımız.

Amerikan kültür merkezi altın çağını yaşıyordu. Alt kat kütüphane, üst kat sergi salonu.

İşte, fotoğraf sanatına gönül vermeme bu salonda izlediğim bir fotoğraf neden oldu. Hikâyesi uzun…

Sonra? Sonrasına yaşam okulu diyorum ben. Üniversite, geçim kaygısı, evlilik, çocuklar.

Bu arada olanakların sonuna kadar zorlanarak sürdürüldüğü fotoğraf kavgası. Amatör fotoğrafı kent soylusunun pazar günü uğraşı sayanlara anlatabilsem bir bir o yirmi yılı. İnsanın kendi kendini, hemde bir sanat dalında ve ülkemiz koşullarında yetiştirebilmesinin ne menem bir is olduğunu… Bir fikir, bir teknik kopya için çalınan onca kapı… Yaşamak için gerekli kazancı çoluğun çocuğun rızkından kesip fotoğrafa yatırmanın acısını… Kültürünü, tekniğini, çıraklığını eidnmedeki zorlukları bir anlatabilsem onlara, altmışlı yıllarda düşen kor, ÇİZGENLER’in yayınladıkları yeni fotoğraf dergisinin “Yılın 10 fotoğrafı” ödülünü almakla alevlendi. Alevin yanışı için gerekli olan oksijeni de İfsak’tan alıp daldık fotoğraf dünyamızın içine.

Ülkemiz fotoğrafını yurtdışında tanıtma çabalarımın sonunda kazandığım “Afiap” unvanımı, bu katkımı belgelediği için çok seviyorum. “Port Folio” deneyiminin bence gerçek anlamı “hesap veriş” demek. Bu yüzden duygularımı gizlemeden, süslemeden yazdım.

Türk fotoğrafının bir devrine imzasını atmış büyük usta Ara Güler, fotoğraf sanatının zorluklarını kavratmak için şöyle bir örnek verir. “Eminönü’ndeki kestanecinin dramını, her sanat dalı kendisine göre anlatır. Romancı romanını, hikayeci hikayesini, şair şiirini yazar. Fotoğraf sanatçı için bu o kadar kolay değildir. Işığın iyi gelmemesi, geri planın karışık olması, durulması gereken yerde durulamaması gibi bir yığın neden o fotoğrafın iyi çekilmemesine yol açar.” Sayın Ara Güler çok haklıdır ama yeni nesil bu engeli de tanımıyor. Eğer ben kestanecinin fotoğrafını çekmek istiyor da çekmiyorsam yaratırım diyor. Montaj, sandviç, kurgu… Lafın kısası her yolu deniyor ve veriyor kestanecinin dramını. Fotoğraf sanatı, asrına yakışırlığını kanıtlama yönünden hiç bir engel tanımıyor.

Her sanat dalı gereksinim duydukça, dilini ve anlatım yollarını değiştirmiş, geliştirmiştir. Fotoğraf da yeni anlatım yolları bulmuş ve bulacaktır. Önemli olan bu yolların birbirlerine karşı haklılıkları, doğrulukları, yanlışlıkları değildir. Önemli olan “içeriktir” yol değil.

Her sanatçının dili bireysel ve toplumsal gelişimi ile olur. Aynı havayı soluyan insanlar, yaklaşımlarını ve çalışmalarını iç dürtülerine dönük sürdürürlerse, yol ne olursa olsun ulusal bir dilde birleşirler. Bu tanımlamanın dışında kalanların esinlenmelerini, yalnız anlatımda bırakmayıp içeriğe de bulaştırdıkları görülür ki, bu da ne sanatçıya ne de ülkesine hiç bir şey kazandırmaz.”

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram