Bir Bylock anısı da benden: Yoksa ben ermiş miyim?

Eğer Kadıköy’den Bylock’a giren ben isem; Düzce’de toplantılara katılan Soner Koç kimdi? Mahkeme başkanına; “eğer Kadıköy’den Bylock’a girenin ben olduğuma inanıyorsanız, Düzce’de benim adıma imzalanan evraklarla ilgili sahtecilik suçundan işlem yapılmasını istiyorum” demiştim. Ama oralı bile olmadı.

SONER KOÇ 24 Temmuz 2021 GÖRÜŞ

15 Temmuz öncesinde, bir İspanya numarasından telefonuma gelen bir adet SMS nedeniyle cemaat ile aramızda özel bir haberleşme ağı kurmakla itham edildiğimi ve tutuklandığımı, 15 Temmuz sonrasında Bylock ortaya çıkınca, bu sefer de cemaatten Bylock üzerinden talimat almakla itham edilip tutukluluğumun devamına karar verildiğini anlatmıştım.

2011 deki şike operasyonu için 2014 yılında kullanılmaya başlandığı söylenen Bylock programı üzerinden talimat alarak kumpas kurduğum yönündeki iddianın saçmalığına değinmeye gerek yok. Ancak benim Bylock kullanıcısı olduğuma dair saçmalığı anlatmadan geçemeyeceğim. Zira Bylock programını kullanan birisi değilim.

Silivri’de tutuklu bulunduğum esnada, Bylock kullanıcısı olduğumun tespit edildiği bildirildi. Ben de bu yönde varsa kayıtların ve tespit tutanağının gönderilmesini istedim. Mahkeme, adına CGNAT kaydı denilen, yani telefonunuzdan internete bağlanarak Bylock’a ne zaman, hangi baz istasyonundan (nereden) ve ne kadar süreyle girdiğinizi gösteren kayıtları bana gönderdi. Cezaevinde zaten yapacak iş olmadığından, oturdum bu kayıtları tek tek inceledim.

Örneğin 3 Temmuz 2015 tarihinde İstanbul-Kadıköy’den Bylock’a girdiğim iddia ediliyordu. Şike operasyonu nedeniyle tutuklu bulunan ve Bylock kullanmadığından emin olan birisinin hem şike operasyonunun yıl dönümü olan 3 Temmuz gününde hem de Kadıköy’den Bylock’a girdiğinin iddia edilmesi size de ilginç gelmedi mi? Üstelik bu tarihlerde İstanbul’da değildim ve bilakis Düzce’de İlçe Emniyet Amiri olarak görev yapıyordum. Bu nedenle kayıtların uydurma olduğundan emindim. Ama bunu nasıl ispatlayabilirim diye düşünmeye başladım.

Henüz Bylock ortaya çıkmadan önce, yani 15 Temmuz öncesinde, mahkeme kimlerle görüştüğümü ve hangi internet sitelerine bağlandığımı incelemek için cep telefonumun HTS-GPRS kayıtlarını dosyaya eklemişti. Bu kayıtlarda hangi baz istasyonundan, yani nereden internete girdiğim ve telefon konuşması yaptığım görünüyordu. Ben de cezaevinde yatağıma oturdum ve CGNAT kayıtlarıyla HTS-GPRS kayıtlarını tek tek karşılaştırdım.

Örneğin Bylock kullandığımı gösterdiği söylenen CGNAT kayıtlarında; 06 Temmuz 2015 günü saat:10:16’da Kadıköy/İstanbul’dan Bylock’a girdiğim görünüyordu. Bu bilgiyi karşılaştırmak için aynı telefon numarasının HTS-GPRS kayıtlarına baktım. Ancak bu kayıtlara göre 06 Temmuz 2015 günü saat:10:07’de İstanbul’dan değil Düzce’den internete bağlandığım görünüyordu. Saat 09:57’de ve 10:29’da Düzce’de telefonumla konuşma yaptığım görünüyordu. Yani telefonumun HTS-GPRS kayıtlarına göre internete girdiğim ve telefon konuşması yaptığım yer Düzce’ydi. Ama CGNAT kayıtlarına göre Kadıköy’den Bylock’a girdiğim görünüyordu.

Bir telefon numarasının hem İstanbul-Kadıköy’den hem de 200 km uzaktaki Düzce’den üstelik aynı anda internete bağlanabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle ya İstanbul’dan Bylock’a giren ben değildim ya da Düzce’de internete giren ve telefon konuşması yapan kişi ben değildim.

Savcılık 15 Temmuz öncesinde soruşturma yaparken, emniyete yazı yazarak tüm polislerin hangi tarihlerde görevde olduğunu ve izin tarihlerini istemişti. Bu konuda gelen yazıya baktığımda da Kadıköy’den Bylock’a girdiğim söylenen 6 Temmuz 2015 günü Düzce’de görev başında olduğum görünüyordu. Hatta İlçe Emniyet Amiri olarak Düzce’de görevim gereği birçok yazışmayı imzaladığım, trafik tutanaklarına ve adli evraklara imza attığım, toplantıya katıldığım görünüyordu.

Kanuna göre bütün Türkiye’de her gün saat 11 emniyet ve asayiş saatidir. Yani bu saatte Kaymakam, Jandarma komutanı ve İlçe emniyet amiri zorunlu asayiş toplantısı yaparlar. Kadıköy’den Bylock’a girdiğim söylenen 6 Temmuz 2015 günü de toplantıda olduğum hem kamera kayıtlarından hem de toplantı tutanağından anlaşılıyor. Yani Düzce’de olduğum çok açık.

Bu durumda eğer Kadıköy’den Bylock’a giren ben isem; Düzce’de toplantılara katılan Soner Koç kimdi? Hatta mahkemede bu absürt durumu anlattıktan sonra mahkeme başkanına; “eğer Kadıköy’den Bylock’a girenin ben olduğuma inanıyorsanız, Düzce’de benim adıma imzalanan evraklarla ilgili sahtecilik suçundan işlem yapılmasını istiyorum” demiştim. Ama mahkeme hiç oralı bile olmadı.

Telefon kayıtları, görev yazıları, toplantı tutanakları, imza attığım yüzlerce evraka göre; 6 Temmuz 2015 günü Kadıköy’de değil Düzce’de olduğum sabitti. Ancak ben bununla da yetinmedim. O tarihlerde kullandığım arabanın Plaka Tanıma Sistemi ve Düzce Mobese kayıtlarının dosyaya eklenmesini istedim. Bu kayıtlara göre de Düzce’deydim. Hatta mobese görüntülerinde arabanın içinde benim olduğum açıkça görülüyordu.

Kayıtları incelemeye devam ettiğimde aynı durumun birçok gün için geçerli olduğunu gördüm. Mesela 4 Temmuz 2015 günü saat:15:47:03’te aynı telefon numarası üzerinden hem Düzce’den internete girdiğim hem de İstanbul-Kadıköy’den Bylock’a girdiğim görülüyordu. Üstelik Bylock kaydı tamı tamına 555 adetti. Bir telefonun aynı saniyede hem İstanbul’dan hem de Düzce’den internete bağlanması imkansız bir durumdur. 9 Temmuz, 11 Temmuz, 13 Temmuz, 15 Temmuz ve daha birçok günde bu çelişkili durum görünüyordu.

Mahkemede savunmam esnasında üşenmedim bu tarihleri tek tek anlattım ve yazılı olarak mahkemeye sundum. Ancak sonuçta mahkeme bu saçma delillere dayanarak beni sadece örgüt üyesi olma suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Çünkü önüne gelen fişleme listesine göre ceza verilecek kişiler arasındaydım. Şikecilerin ve siyasi iradenin talimatıyla, şike operasyonunun kumpas olduğuna dair karar vermesi için mahkemenin beni terörist ilan etmesi gerekiyordu ve etti. Ancak mahkemenin gözünden kaçan bir nokta vardı; zira mahkeme bu kararıyla aynı anda hem İstanbul hem Düzce’de olabilen ermiş bir kişi olduğuma dair karar vermiş oldu.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram