Anayasa ve uluslararası sözleşmeler ne diyor: Devlet hangi şartlarda mülkiyete el koyabilir?

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Dr. Er: Anayasaya göre devletin kişileri mülkiyetten yoksun bırakabilemesinin meşru yolu, bir mülkü kamulaştırması (AY 46) veya devletleştirmesi (AY 47) ile mümkündür. İstisnası müsaderedir. Ancak müsaderede de amaç malın mülkiyetini devretmek değil, suçla mücadeledir..

SELAMİ ER 11 Mayıs 2022 GÖRÜŞ

İnsanlığın gelişimine paralel olarak ülkelerin kralın mülkü kabul edildiği devirlerden modern devlet ve serbest piyasa ekonomisinin benimsendiği günümüze kadar mülkiyet kavramının içeriği, mülkiyete bağlı haklar ve uyuşmazlıklar ile bu hakların korunması ve uyuşmazlıkların çözümü önemli değişimler geçirmiştir. Mülkiyet hakkı, bugünün dünyasında gelişmiş, modern ülkelere egemen olan hukuk devleti ve liberal düşünce tarafından yaşam, özgürlük ve güvenlik gibi temel ve doğuştan kazanılan haklar arasında kabul edilmektedir. Nitekim Hayek’e göre özel mülkiyet ve bu özel mülkiyeti düzenleyen kurallar, modern toplumun bel kemiğini oluşturan temel değerlerden olup, modern toplumun sağlıklı bir şekilde, düzen ve barış içinde sürdürülebilmesi için özel mülkiyet ve bunu düzenleyen kuralların bulunması gerekmektedir.[1]

Günümüzde mülkiyet hakkı, özel hukuk, idare hukuku, anayasa hukuku ve uluslararası hukukun (kısmen ceza hukuku) kapsamında olan bir hak görünümündedir. Bu alanlarda mülkiyet hakkına yönelik çalışmaların bütün olarak ele alınması, belirlenen ilke ve yaklaşımların ortak biçimde kullanılması ve insan hakları bakış açısıyla hakkın sağladığı güvence ve koruma ışığında değerlendirme yapması gerektiği ifade edilmektedir.[2]

Doğası gereği mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler diğer haklara göre daha çeşitli ve daha fazladır. Devletler uygulayacakları politikaların ve reformların hayata geçirilmesi için kaynak ihtiyacı duyarlar ve bu kaynakları vatandaşlarından sağlarlar. Bunun yanında politikaların uygulanabilmesi için bazen belli düzenlemeler yaparak mülkiyet haklarının kullanımını kontrol edebilir veya sınırlandırabilir. Mülkiyet hakkına yapılan müdahaleleri Raz’ın özerk temelli özgürlük teorisinden yola çıkılarak kurma ya da oluşturma, sürdürme ve geliştirme amacı taşımakta olup temel olarak vergilendirme, mülkiyeti kamulaştırma gibi bir sebeple devralma ve mülkiyetin kullanımını kontrol etme şeklinde üç farklı müdahale biçimine ayırmak mümkündür.[3]

Bu müdahalelerin karşısında bireyleri koruyabilmek için temel haklarla ilgili birçok belgede mülkiyet hakkına yer verilmektedir. 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesinin 17. maddesinde herkesin mal ve mülk edinme hakkı olduğu ve kimsenin mal ve mülkünden keyfi biçimde yoksun bırakılamayacağı hükmü yer almıştır.[4] Bununla birlikte Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi başta olmak üzere BM Komitelerinde başvuruya esas sözleşmelerde mülkiyet hakkı koruma altına alınmamış, sadece diğer sebeplerin yanında mülkiyet nedeni ile ayrımcılık yasağı tanınmıştır. Ancak çalışma hürriyeti konusunda Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (İLO) bireysel başvuru yapmak mümkündür. Avrupa Birliği Temel Haklar Şartının ise II-77. maddesinde mülkiyet hakkı temel haklar arasında kabul edilmiştir.[5]

Bir ülkede liberal hukuk sisteminin kabul edilip edilmediği o devlette mülkiyet ve miras hakları ile sözleşme hürriyetinin var olup olmadığına bakılarak belirlenmektedir. Bu haklar Anayasanın 17. maddesinde yer alan yaşama, maddi ve manevi bütünlüğünü koruma ve geliştirmenin bir anlamda garantisi olarak kabul edilmektedir.[6] Bu husus Alman doktrininde “mülkiyet, diğer bütün hürriyetlerin de temelini teşkil eder” şeklinde kabul edilmektedir.[7]

Nitekim 1950 yılında kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin hazırlık sürecinde de mülkiyet hakkının Sözleşmede yer alması tartışılmış, ancak üzerinde anlaşma sağlanamadığından Sözleşmenin ilk metninde mülkiyet hakkına yer verilmemiştir. Bunun biri ideolojik diğeri günün koşullarında uygulamaya yönelik pratik diyebileceğimiz iki temel nedeni bulunmaktadır.

İlk neden, Sözleşmenin hazırlık süreci Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde ülkeleri temsil eden bakanların ve iktidarda olan siyasi partilerin ideolojik görüş farklılığından ileri gelmiştir. Bahsedilen dönemde Sözleşmeye taraf olacak ve hazırlık sürecinde yer alan ülkelerden bir kısmında sosyal demokrat partiler iktidarda iken bir kısmında Hristiyan demokrat partiler iktidarda olup, ilk gruptakiler mülkiyet hakkını sosyal ve ekonomik içerikli bir hak olarak kabul ederken diğerleri kişinin temel haklarından kabul etmekte idiler. Bu dönemde Sözleşmenin hazırlık sürecinde bulunan ülkelerin anayasalarında mülkiyet hakkının ele alınışında kaynaklanan farklılıklar da ortak bir metin üzerinde uzlaşılmasını güçleştirmiştir.[8]

İkinci neden ise Sözleşmenin hazırlık sürecinin 2. Dünya Savaşı sonrası yıllara denk gelmesidir. Bu dönemde savaş sonrası tamamen tahrip olmuş ve yıkılmış şehirlerin yeniden imar çalışmaları ve ciddi bunalımlara maruz kalmış ekonomilerin tekrar ayağa kaldırılması gerektiğinden devletler, müdahaleci ve aktif politikalar sürdürmek istemişlerdir. Sözleşmenin hazırlık süreci incelendiğinde, çok sayıda ülkenin mülkiyet hakkının Sözleşmeye dâhil edilmesini istemediği ve direndiği görülmektedir. Bunun sonucu olarak 1950 tarihli Sözleşmede mülkiyet hakkına yer verilmemiş, daha sonra 20/3/1952 tarihinde imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (Sözleşme) ek (1) numaralı protokolün kabulüyle koruma yönü zayıf ve muğlak bir metin üzerinde ülkelerin anlaşabilmesi mümkün olmuştur.[9] Uzlaşılan ve bugün geçerli olan metinde devletlere mülkiyet hakkı, ekonomik nitelikli tek hakkı olarak korunan haklar arasına alınmıştır.

Sözleşmeye ek 1 numaralı protokolün 1. maddesinde mülkiyet hakkı;

 “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”şeklinde belirlenmiştir. Düzenlemede dikkati çeken ilk nokta mülkünden mahrum bırakılma sonucunda tazminat ödenmesinin kesin bir kurala bağlanmaması ve devletlere kamu yararı şeklinde kişileri mülkiyetten yoksun bırakmak için takdir yetkisi verilmesidir. Ayrıca mülkiyetin kullanılmasını düzenleme ile vergi ve başka katkıların veya para cezaların ödenmesi konusunda devletlere geniş takdir yetkisi verilmiştir.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki ilk karar ise 1982 yılında verilen  Sporrong ve Lönnroth/İsveç (B.No.7151/75) kararıdır. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu tarihten sonra içtihat yolu ile Sözleşme metninde yer alan güvenceleri geniş yorumlayarak mülkiyet hakkının koruma kapsamını genişletmiş ve Sözleşme metninde yer almadığı halde bu hakkın ihlali halinde bireyler lehine tazminata hükmetmeye başlamıştır.

Ülkemizde ise 1924 Anayasasının “Türklerin hukuku âmmesi” bölümünde 70 ve 71. maddelerinde haklar topluca sayılmış ve bu haklara dokunulamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ayrı bir başlık altında mülkiyet hakkından bahsedilmese de 1924 Anayasasında çalışma, mülk edinme, malını ve hakkını kullanma, ortaklık kurma gibi mülkiyet hakkı kapsamında haklara yer verilmiştir. 1924 Anayasasında yer alan düzenleme, o günün dünyasına hâkim dünya görüşü ve Anayasacılık hareketlerinin yeterince gelişmediği, hakların bu günkü gibi detaylı bir biçimde anayasalarda korunma altına alınmadığı göz önüne alındığında günün koşullarına uygun bir düzenlemedir.

1961 Anayasasının 36. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı, 1982 Anayasasında düzenlenen mülkiyet hakkıyla birebir aynı ifadelere yer vermekte ise de, 1961 Anayasasının temel haklar ve ödevler kısmının sosyal ve iktisadi haklar ve ödevler bölümünde yer alan mülkiyet hakkı, 1982 Anayasasının yine temel haklar ve ödevler kısmında, ancak kişinin hakları ve ödevleri bölümünde yer almıştır. Böylece 1982 Anayasası mülkiyet hakkını günümüz hukuk anlayışına uygun olan yerine, yani kişiye bağlı haklar arasına alarak daha güvenceli bir konuma yükseltmiştir.

1961 Anayasası, ikinci dünya savaşı sonrası sosyal ve refah devleti görüşünün hâkim olduğu bir dönemde kaleme alınmıştır. O dönemde mülkiyetin sosyal teorisinin benimsenmekte ve mülkiyetin sosyal ve ekonomik yönü ağır basan bir hak olduğu kabul edilmekte idi.[10] Bu düşüncenin 1980’li yıllara doğru değişmesine paralel olarak 1982 Anayasasında bahsedilen değişiklik gerçekleştirilmiştir.

1982 Anayasasının 35. maddesinde ise mülkiyet hakkı;

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”şeklinde belirlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi klasik bir tanımla mülkiyet hakkını hak sahibine tanıdığı yetkiler yönüyle tanımlamakta ve hakkın sınırsız, bir diğer ifade ile mutlak bir hak olmadığını ifade etmektedir.[11] Mahkemenin mülkiyet hakkını sınırlama ile ilgili olarak kararın devamında sosyal yapıdan bahsetmesi, karar tarihi itibariyle 1961 Anayasası’nın mantığının sürdürüldüğüne de işaret etmekte ve mülkiyet hakkını kişi hakları arasına alan 1982 Anayasasının mantığı ile çelişmektedir. 1982 Anayasanın hazırlık çalışmalarında danışma kurulu toplantılarında da benzer düşüncelerin tartışıldığı görülmektedir.[12]

1982 Anayasası ve Sözleşme karşılaştırıldığında; her iki düzenlemenin de devleti/devletleri muhatap aldığını ifade etmek gerekmektedir. Dolayısıyla devletin herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu gerçeği ile işlem ve eylemlerde bulunması, mülkiyet hakkını sınırlamak gerektiğinde bunu hangi koşullara uyarak gerçekleştireceği anlatılmaktadır.

Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Her iki düzenlemenin de ilk cümleleri herkese mülkiyet hakkını tanımaktadır. Ne var ki Anayasa “herkes mülkiyet hakkına sahiptir” diyerek geniş bir koruma sağlarken, Sözleşme herkese mülkünden barışçıl bir şekilde yararlanma hakkı vermektedir. Dolayısı ile Sözleşme mülkü edinme hakkını korumamakta, mevcut mülkler için güvence sağlamaktadır.

Her iki düzenlemenin de ilk cümleleri mülkiyetten müdahalesiz olarak yararlanma hakkını belirlediklerinden normatif yapılarından hareketle pozitif yükümlülükler bağlamında tali kaynak olarak değerlendirilebilirler.[13] Anayasanın 35. maddesindeki hüküm, Anayasa’nın 5. maddesindeki kişinin temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan engelleri kaldırmayı ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı hukuk devletinin gereği olarak kabul eden hükümle beraber okunduğunda mülkiyet hakkı yönünden devlete daha net pozitif yükümlülük çıkartılabilir.

Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise devlete negatif yükümlülükler getirerek kişilere ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini hüküm altına almaktadır. Buna göre mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla belirlenmiş koşullara sınırlandırılabilir. Sözleşme bu hususlara ek olarak uluslararası hukukun genel ilkelerine uygunluğu da şart olarak saymaktadır. Anayasaya göre devletin kişileri mülkiyetten yoksun bırakabilemesinin meşru yolu, kamu yararı gerektirdiğinde bedelini ödeyerek bir mülkü kamulaştırması (AY 46) veya devletleştirmesi (AY 47) ile mümkündür. Bunun dışındaki müdahaleler mülkiyetten yoksun bırakma amacı ile gerçekleştirilemez, ancak mülkiyetin kontrolü/düzenlenmesi amacı ile yapılabilir. Bu genel ilkenin istisnası Ceza Muhakemesi Kanuna göre gerçekleştirilen müsaderedir. Ancak müsadere suçta kullanılan veya suçtan elde edilen mallar ve özel durumlar için öngörülmüş istisnai bir müdahale olup, amaç malın mülkiyetini devretmek değil, suçla mücadeledir..

Düzenlemelerin üçüncü kuralları ise mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken, protokolün birinci maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenleme ile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutmaktadır. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesinin zaten ilgili olduğu hususta devlete düzenleme yetkisi verdiğini söylemek gerekmektedir. Örneğin Anayasanın 73. Maddesi vergi koyma, vergi konu ve oranlarını belirleme konusunda yasama ve yürütme organına geniş yetkiler tanımakta, 167. Maddesi ise piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi konusunda geniş yetkiler tanımaktadır.

 

[1] Eamonn Butler, Hayek, lberte Yayınları, Çev: Yusuf Ziya Çelikkaya, Ankara, 2001, s.53-54

[2] Bkz., Altan, Alparslan, Mülkiyet Hakkı, Güvencesi ve Korunması, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara, 2008, s.1-69

[3] Çoban, Ali Rıza, Protection Of Property Rights Within The European Convention Of Human Rights, Ashgate, Aldershot, England, 2004, s.80

[4] Bkz., Aktan, Coşkun Can ve Diğerleri, Haklar ve Özgürlükler Antolojisi, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu Yayınları, 2 Baskı, Ankara 2003, s.160

[5] AB Resmi web sayfası, http://europa.eu/eu-law/decision-making/treaties/pdf/treaty_establishing_a_constitution_for_europe/treaty_establishing_a_constitution_for_europe_en.pdf, (4/1/2014)

[6] Başpınar, Veysel, Borç Sözleşmelerinin Kısmi Butlanı, Akademi hukuk Bürosu Yayınları, Ankara, 1998, s. 13-15

[7] Mangoldt, H., Klein, F., Das Bonner Grundgezets, Bd. 1, München 1999, s.1634, Aktaran: Başpınar, Veysel, Mülkiyet Hakkını İhlal eden Müdahaleler, Yetkin Yayınları, Ankara, 2009, s. 65-66

[8] Geniş bilgi için bkz. Draft European Convention on Human Rights, European Movement, Travaux, Vol:1 Appendix p.296, Aktaran: Çoban, Ali Rıza, Protection Of Property Rights Within The European Convention Of Human Rights, s.127-142

[9] Bayar, Oya, “Mülkiyet Hakkı”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme, Ed.: Sibel İnceoğlu, Şen Matbaa, Ankara, 2013, s.495

[10] Geniş bilgi için bkz. Çoban, Ali Rıza, “The Right to Property in the Turkish Constitutional Law”, Staatliche Finanzmarktregulierung und Eigentumsschutz, Ed: Otto Depenheuer, Lit Verlag, Berlin, 2010, s..108-109

[11] AYM, E.1988/34, K.1989/26, K.T. 21/6/1989

[12] Bkz., Şimşek, Suat, Türk Hukukunda Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Mülkiyet Hakkı, Maliye Bakanlığı Yayınları, Yayın No: 2011/412, Ankara, 2011,,s.232-242 ve TBMM Resmi web Sayfası,  Danışma Meclisi tutanakları, http://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/DM__/d02/c010/dm__02010154.pdf, (05/01/2015)

[13] Gemalmaz, Burak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde Mülkiyet Hakkı, Beta Yayınları, İstanbul, 2009, s. 417-418

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram