Kazakistan’daki protestolardan Türkiye’nin çıkarması gereken dersler

Otokratların getirdikleri siyasi istikrar aldatıcıdır. Kazakistan, Mısır, Libya, Tunus'da olduğu gibi rejimi sarsan eylemlerin çıkması kaçınılmazdır. İktidarda değişim zamanı yaklaştıkça halkın tepkisini sokaklara dökülerek verdiği sancılı siyasi süreçler yaşanmaktadır.

ÖMER MURAT 07 Ocak 2022 HABER ANALİZ

Otoriter rejimlerin katı yapısı nedeniyle, toplumsal talepler ve tepkiler kendisini ifade edecek kanallar bulamadığından, siyasi değişimlerin bir patlamayı andıran hadiselerle yaşandığına değinerek Erdoğan sonrasına geçiş sürecine ilişkin öngörüleri içeren geçen haftaki yazımı Tolstoy’dan bazı alıntılarla bitirmiştim. Bu yalın gerçeği bize hatırlatan beklenmedik güncel gelişmelerin, bu hafta, Rusya’yı yakından ilgilendiren bir ülkede yaşanmasını o nedenle oldukça manidar buldum. Görmek isteyen gözler için Kazakistan’da yaşanmakta olanlar Türkiye’de olabileceklere dair de ciddi bir fikir vermektedir ve otokrasilerde iktidar değişiminin ne denli sancılı olduğunu açıkça gözler önüne sermesi bakımından da önemlidir.

Dünyanın yüzölçümüne göre dokuzuncu büyük ülkesi olan 19 milyon nüfuslu Kazakistan’da genellikle araba yakıtı olarak kullanılan LPG’de (likit petrol gazı) devlet sübvansiyonunun Cumartesi gününden itibaren kaldırılması üzerine, akaryakıt fiyatının bir kaç gün içinde iki kat artması sonrası yaşanan protestolar dünyada tam bir şaşkınlıkla karşılandı. Beş gündür süren protestolar sırasında göstericilerin hükümet binalarını işgal etmesi, sokaklarda güvenlik güçleriyle çatışması, dükkanları yağmalaması bugüne kadar siyasi istikrarın güçlü olduğu sanılan ülkenin alttan alta nasıl kaynadığını gözler önüne serdi.

PROTESTOLAR HIZLA TÜM ÜLKEYE YAYILDI

Kazakistan’da bağımsızlığını kazandığı yıllardan bugüne kadar çok ender olarak bu tür protestolara şahit olundu. Protestolar petrol zengini Mangistav eyaletinde başladı. Hazar kıyısındaki başşehri Aktav, ülkenin ana petrol ve gaz işleme merkezi olarak hizmet verse de, genel olarak eyalette hayat kalitesi ülkenin geri kalanıyla kıyaslandığında daha kötü durumda… Bu bölge uzun zamandır bir huzursuzluk yatağı halinde bulunuyor. Aralık 2011’de Zhanaozen kasabasında grev yapan petrol işçilerine polisin ateş açarak karşılık vermesi sonucu 16 kişi ölmüştü. Yine isyanın kıvılcımı burada çıktı, ama bu kez şaşırtıcı şekilde birden “yangın” tüm ülkeye yayıldı. Ülkede özellikle Mangistav gibi daha fakir bölgelerde otomobillerin yaklaşık dörtte üçünde daha ucuz olduğu için yakıt olarak LPG gazının kullanıldığı belirtiliyor.

Olaylar sırasında 18 polisin hayatını kaybettiği açıklandı. Öte yandan güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu “onlarca” kişinin de öldüğü, hastanelerde bir bölümü ağır yüzlerce yaralı olduğu da bildiriliyor. Yaklaşık 4 bin kişi tutuklandı. Protestolar sırasında ülke çapında bankalara, mağaza ve restoranlara yönelik saldırı ve yağmalamalar gerçekleşti. Borsa ve hemen hemen tüm bankalar, faaliyetlerini geçici olarak durdurdu. Ülke genelinde internet erişimi büyük ölçüde kapatıldı. Hedef özellikle WhatsApp, Facebook, Telegram gibi halkın en fazla rağbet ettiği iletişim ve sosyal medya araçlarının kullanımını engellemekti.

Ülkenin en büyük nüfuslu şehri ve eski başkenti olan Almatı’da, çoğu şehrin fakir varoşlarından gelen, sayıları on bine ulaşan göstericiler “vilayet konağını” işgal ederek ateşe verdi. Onlarca sivilin yanısıra 137 polisin yaralanarak hastaneye kaldırıldığı şehirdeki gösterilerde 33’ü polis aracı olmak üzere 120 araba yakıldı. Şehrin havalimanı da protestocuların işgaline uğrayan yerler arasındaydı. Almatı’ya tüm uçuşlar geçici olarak iptal edildi. Pek çok dükkan yağmalandı. 400 kadar işyeri zarar gördü. Şehir merkezinde üç-dört gün boyunca tam bir karışıklık ve anarşi havası hüküm sürdü.

NAZARBAYEV REJİMİNE YÖNELİK KIZGINLIK BÜYÜYOR

Protestolar 81 yaşındaki Nursultan Nazarbayev’in yaklaşık otuz yıldır süren iktidarına yönelik en ciddi başkaldırı olarak tarihe geçti. Nazarbayev 2019’da cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılsa da ülkeyi perde gerisinden asıl idare eden lider olmayı sürdürüyor, ülke ekonomisi büyük oranda yakın aile üyelerinin kontrolü altında bulunuyor. Bu haftaya kadar “Milletin Lideri” (Elbaşı) sıfatıyla Milli Güvenlik Konseyi’nin başkanlığını yürütüyordu. Halefi bir diplomat olan Kasım Cömert Tokayev’i kendisi belirledi. Bağımsız gözlemcilerin belirttiği gibi ülkede “özgür ve adil” seçimler düzenlendiğinden bahsedilemeyeceğinden, sadık bir adamı olarak görülen Tokayev’in seçimi kazanması pek güç olmadı. Tokayev’in görevi devraldığında yaptığı ilk icraatı başkent Astana’nın adını Nazarbayev’in adıyla (Nur-Sultan) değiştirmek oldu. Nihayetinde mukadder sonlarını değiştiremediği her defasında görülse de otoriter rejimlerin halkta artan memnuniyetsizliğe karşı gösterdiği tipik tepki Kazakistan’da da yaşandı: Ülkenin dört bir yanında Nazarbayev heykelleri dikildi, sokaklara ve parklara Nazarbayev’in adı verildi. Değişim arzusundaki halk bu düzenlemeyi kendisinin aldatılması olarak gördü.

Protestolar sırasında devrilen Nazarbayev heykeli…

Fakat bu düzenleme neticede ülkede ister istemez iki güç odağının oluşmasına yol açtı. Nazarbayev ailesi etkinliğini sürdürürken, Tokayev de selefine sadık kalmakla birlikte daha güçlü bir rol elde etmek için çaba içerisine girdi. Nazarbayev’in en başında bu tür bir düzenlemeye gitme zorunluluğu hissetmesi alttan yükselen baskıya ilişkin de bir fikir veriyor. Bu baskının, rejimin iki başlılığını besleyerek bürokraside de dışarıdan tespit edilmesi kolay olmayan bölünmelere yol açtığı hissedilebiliyor. Bazı uzmanlar, protestolara yönelik rejimin verdiği tepkilerde yaşanan gecikmeleri doğrudan bu hususla irtibatlandırıyor. Nihayetinde protestolar tamamen kontrol altına alınsa bile rejimin imajının içeride ve dışarıda ciddi bir sarsıntı yaşadığı aşikar…

Siyasi istikrarın güçlü olduğuna dair imaj, ülkenin özellikle petrol ve metal endüstrilerine yüz milyarlarca dolarlık yabancı yatırım akmasını sağlamıştı. ExxonMobil ve Chevron gibi ABD enerji devlerinin protestoların başladığı eyalette on milyarlarca dolar yatırımı var. Halihazırda Chevron liderliğindeki bir konsorsiyum, Tengiz petrol sahasındaki üretimi artırmaya yönelik 37 milyar dolarlık bir proje yürütüyor ki bu dünyanın en büyük enerji yatırımlarından biri… Chevron olaylar nedeniyle Tengiz sahasındaki petrol üretiminde lojistik sıkıntılar yaşandığından bir kesinti olduğunu açıkladı.

ÜLKEDE GELİR EŞİTSİZLİĞİ MUAZZAM BOYUTLARA ULAŞTI

LPG zamlarına karşı başlamış gözükse de protestoların Nazarbayev rejimine karşı halkta biriken kızgınlığın bir yansıması olduğu besbelli… Ülkenin zengin doğal kaynaklarından istifade eden elit bir zümre iyice palazlanırken, bunlarla halkın geri kalanı arasındaki gelir eşitsizliği muazzam boyutlarda arttı. Örneğin Nazarbayev’in üç kızı, İsviçre, İngiltere ve ABD’deki en gösterişli semtlerde milyonlarca dolarlık mülklere sahip. Ülkenin zenginliğinin yarısını 162 kişi kontrol ediyor. Büyüyen öfkenin asıl kaynağı bu durum… Halkın Nazarbayev rejimiyle ekonomik güvenlik için siyasi özgürlüklerini takas ettiği gayrıresmi sosyal sözleşme, gelir eşitsizliğini büyüten iktisadi sorunların, yolsuzlukların baskısı altında çözülüyor. Yeni kurulan görkemli başkent Nur-Sultan’ın inşası için milyarlarca dolar dökülürken, halkın temel yaşam standartlarında ciddi bir yükselme yaşanmadı. Özellikle kırsal bölgelerde pek çok hane su ve elektrik gibi temel hizmetleri bile almakta sıkıntılar yaşıyor. Öte yandan bankacılık sistemi, sorunlu kredilerin yol açtığı derin bir krizin pençesinde bulunuyor.

Ülkede hava Nazarbayev (ve çevresi) aleyhine dönmeyi sürdürse de rejim bu memnuniyetsizliğin kendisini siyaseten ifade edebilmesinin önünü tamamen kapatmış durumda… Mecliste muhalif partiler bulunmuyor. Protestocuların önemli taleplerinden biri eyalet valilerini halkın seçmesi… Mevcut sistemde valiler cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Gösteriler sırasında “Yaşlı adam defol” şeklinde Nazarbayev karşıtı sloganlar atıldığı bildiriliyor. Halk ülkeyi yöneten gerçek kişinin Tokayev değil Nazarbayev olduğunu görüyor. Almatı’ya arabayla üç saatlik mesafedeki Taldikorgan şehrinde protestocular daha önce görülmedik şekilde bir Nazarbayev heykelini devirdi.

Kazakistan

Almatı’da ateşe verilen hükümet binası…

Halkın tepkisini kızgınlığa çeviren bir husus, petrol ve gaz ihracatçısı bir ülke oldukları halde hükümetin enerji fiyatlarında iki katı bulan bir artışa müsaade etmiş olması… Günde yaklaşık 1,6 milyon varil ham petrol üreten Kazakistan, 2021’deki toplam 85,7 milyon ton üretimiyle dünyanın en büyük dokuzuncu petrol ihracatçısı oldu. Dünyada kömür üretiminde ise 10. sırada bulunuyor. 27.000 dolarlık kişi başına düşen GSYİH’sı ve 35 milyar dolardan fazla rezervi ile Orta Asya’nın en zengin ülkesi olan Kazakistan, aynı zamanda dünyanın en büyük uranyum üreticisidir. (Yaşanan olaylar nükleer santrallerin yakıt kaynağı olan bu hammaddenin fiyatında %8’lik bir artışa neden oldu.)

Akaryakıt fiyatlarında yapılan böyle bir artışın, korona salgınının ekonomik yansımalarının gelir eşitsizliğini zaten arttırdığı ülkede, dar gelirli kitlelerin iktisadi durumunu iyice kötüleştireceğini, bu nedenle onların ciddi kızgınlığını celbedeceğini öngörmek zor değildi. Temel ihtiyaç maddelerinin hızla artan fiyatları halkın geçimini sağlamasını zorlaştırıyor. Resmi istatistiklere göre ortalama maaş tutarı aylık 550 dolar seviyesinde olsa da, halkın yarısı aylık yaklaşık 115 dolar civarında bir gelirle geçinme mücadelesi veriyor. Öte yandan internet çağında yetişen genç nesiller de taleplerinin dikkate alınacağı bir siyasi rejimi arzuluyor.

Tokayev hemen hükümeti feshederek üç eyalette iki hafta süreyle olağanüstü hal ilan etti, Almatı’ya giriş ve çıkışlar yasaklandı. Protestoları yatıştırmak için LPG sübvansiyonlarının sürdürülmesi kararını aldıklarını duyuran Tokayev’in ülkeyi terketmeyeceğini de belirtme gereğini duyması siyasi gerilimin ne denli yükseldiğini gösteriyordu. Tokayev ayrıca elektrik, su gibi hizmetlerde fiyatların dondurulması, yoksul aileler için kira yardımında bulunulması gibi adımlar atılacağını da ilan etti.

Tokayev ve Nazarbayev

Tokayev hükümeti görevden alsa da gerçek güç odağının Nazarbayev ve çevresi olduğu bilindiğinden bu adımın siyasi rejimin yapısında ciddi bir değişiklik olarak kabul edilebilmesi, bu nedenle kızgın Kazakları yatıştırması pek mümkün değil… Nitekim Tokayev Çarşamba akşamı televizyonda yaptığı konuşmada, Nazarbayev’in adını hiç anmadan Milli Güvenlik Konseyi’nin başkanlığını kendisinin yürüteceğini söyledi. Bunun tam olarak ne anlama geldiği, yani Nazarbayev’in artık tüm resmi görevlerini yitirmiş olup olmadığı bilinmemekle birlikte, Nazarbayev’in yeğeni olan Samat Abiş Milli Güvenlik Konseyi başkan yardımcılığı görevinden alındı. Protestolar başladığından bu yana Nazarbayev ortalıkta görünmedi, hiçbir açıklama yapmadı. Fakat tüm bu önlemler protestoları yatıştırmaya yetmedi.

TOKAYEV’İN YARDIM ÇAĞRISINA RUSYA HEMEN CEVAP VERDİ

Tokayev aynı akşam hadiselerin kontrolünü kaybetmekten korktuğunu gösterir şekilde, Rusya liderliğindeki altı eski Sovyet devletinin ittifakı olan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü üyelerini ülkede düzeni yeniden sağlamak için yardıma çağırdı. Göstericileri “uluslararası teröristler çetesi” olarak nitelendirerek, “Kazakistan’ın bu terör tehdidinin üstesinden gelmesine yardımcı olmak için KGAÖ’ye başvurduğunu” söyledi.

Bunun üzerine örgütün halihazırdaki dönem başkanı olan Ermenistan Başbakanı, ülkede yeniden düzen sağlanana kadar “sınırlı bir süre için” Kazakistan’a askeri birlik gönderileceğini duyurdu. Örgüt, Rusya, Belarus, Ermenistan, Tacikistan ve Kırgızistan’dan kuvvetlerin, devlet ve askeri tesislerin korunması birincil hedefiyle Kazakistan’a konuşlandırılacağını bildirdi. Bazı Rus askeri birliklerinin bu duyurudan önce zaten ülkeye gitmiş bulunduğu anlaşıldı. KGAÖ tarafından toplam 2500 askerden oluşan bir birlik gönderildiği bildiriliyor. Ortak savunma doktriniyle kurulmuş NATO benzeri bir örgütlenme olan KGAÖ tarihinde ilk kez bir üye ülkenin çağrısı üzerine askeri bir müdahalede bulundu. Örgütün bir dış saldırıyı değil de iç karışıklığı bastırmak için müdahalede bulunmuş olması oldukça dikkat çekti. Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında bu tür çatışmalardan istifade ederek o ülkelerde daimi bir askeri varlık tesis etme siyaseti izlediği bilinmektedir.

Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) sanal zirvesi…

“BİZ HALKIZ, TERÖRİST DEĞİLİZ”

Bu akşam (7 Ocak) itibariyle Kazak hükümeti ülkede güvenliğin “büyük ölçüde” yeniden sağlandığını duyurdu. Bugün gösteriler sırasında “Biz Almatı sakinleriyiz, terörist değiliz” pankartı taşındığı görüldü. Ulusa hitaben yaptığı konuşmada güvenlik güçlerine “uyarısız ateş etme” yetkisi verdiğini belirten Tokayev söylem ve tutumunu iyice sertleştirerek “Tarafların sorunlara barışçıl bir çözüm bulmak için müzakere etmeleri için yurt dışından çağrılar duyuyoruz. Bu sadece saçmalık. Suçlular ve katillerle müzakere olmaz. Yerli ve yabancı silahlı ve eğitimli haydutlar ve teröristlerle uğraşmak zorunda kaldık. Bu nedenle, yok edilmeleri gerekiyor ve bu yakın gelecekte yapılacak” dedi. Tokayev ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e özel teşekkürlerini sunarak “Çağrıma çok hızlı ve en önemlisi sıcak, dostane bir şekilde yanıt verdi” dedi. Kremlin ise bugün yaptığı açıklamada, Putin’in son iki gün içinde Tokayev ile “uluslararası terörle mücadele ve Kazak vatandaşlarının düzenini ve güvenliğini sağlamak” için ortak eylemi görüşmek üzere çok sayıda telefon görüşmesi yaptığını duyurdu.

Öte yandan Tokayev “interneti tekrar açmaya” söz vermekle birlikte yalnızca belirli süreler için erişilebilir olacağı ve hükümet tarafından yoğun bir şekilde izleneceği konusunda uyararak “İnternete erişim, düşüncelerinizi, iftiralarınızı ve hakaretlerinizi, kışkırtma ve çağrılarınızı özgürce yayınlayabileceğiniz anlamına gelmez” dedi.

MOSKOVA YAŞANANLARDAN HİÇ MUTLU DEĞİL

Kazakistan’da yaşananların 7,600 kilometreyle en büyük sınır komşusu olan Rusya’da endişeyle takip edildiğinden şüphe yok. (İki ülke arasındaki hudut, dünyanın en büyük ikinci sınırıdır.) Kazak petrolünün büyük bölümü Rusya’nın Karadeniz’deki Novorosisk limanından dünyaya sevkediliyor. Rusya hala insanlı uzay misyonları için fırlatma üssü olarak Baykonur Uzay Üssü’nü kullanıyor. Kazakistan ayrıca önemli bir Rus azınlığa sahip; nüfusun yaklaşık %20’si etnik olarak Rus. Putin, geçen ay düzenlediği yıllık basın toplantısında, bir Kazak gazetecinin sorusunu yanıtlarken, konuyla ilgisi olmadığı halde “Kazakistan’ın kelimenin tam anlamıyla Rusça konuşan bir ülke olduğunu” vurgulamak gereği duydu. Kazakistan’da milliyetçi bazı kesimlerin, ülkede hala birinci dil mesabesinde olan Rusça’nın geri plana itilerek Kazakça’nın kullanımının arttırılmasını talep etmesi Rusya’yı rahatsız ediyor. Moskova eski Sovyet ülkelerinde kalan Rus azınlığın hayatını zorlaştıracak, o ülkeleri Rusya’nın etkinlik alanından uzun vadede de olsa çıkaracak her türlü gelişmeyi önlemek için aktif olarak çalışıyor.

Putin rejimi, eski Sovyet coğrafyasında bu tür protesto gösterileriyle meydana gelecek iktidar değişikliklerinin Rusya’da kendilerine yönelik muhalefeti de benzer yönde cesaretlendirmesinden korkuyor.  Kazakistan’daki siyasi rejimle Rusya’daki pek çok açıdan birbirinin neredeyse kopyası gibi… Yirmi yıldır iktidar olan ve 2020’de düzenlenen referandumla 2036’ya kadar ülkeye liderlik edebilmesinin önü açılan Putin eski Sovyet ülkelerinde halk protestoları sonucu hükümetin değiştiği bir görüntünün ortaya çıkmasını tehlikeli buluyor. Nitekim Kremlin yanlısı bir gazetede, Kazakistan’daki protestolar “ABD/NATO ile Rusya arasında Ukrayna’ya ilişkin gelecek hafta gerçekleştirilecek kritik toplantılar öncesinde Moskova’ya karşı oynanan kirli bir oyun” olarak lanse edildi.

Eski Sovyet ülkelerini kendi etkinlik alanı olarak gören Moskova, bu tür halk protestolarına oldukça olumsuz bir yaklaşım sergiliyor. Ukrayna’da Rus yanlısı iktidarı düşüren protestolar sonrası Belarus’ta da aynı neticenin yaşanmasından endişe ettiği için Lukaşenko’ya tam destek verdi. Nazarbayev de Putin’in tam desteğine sahip bulunuyor. Kazak lider Covid-19’a yakalandığında Putin hemen özel doktor göndermişti. Rus liderin aynen Ukrayna için yaptıklarına benzer, Kazakistan’ın bir ülke olarak varlığını, mevcut sınırlarını sorgulayan açıklamaları var. Bu nedenle Nazarbayev sonrasında iki ülke arasındaki tansiyonun yükselebileceğini düşünen uzmanlar azınlıkta değil… Tamamen Kazakistan’ın iç sorunları nedeniyle çıkmış protestoları bastırmak için Rus birliklerinin davet edilmiş olmasının Kazakistan’da güçlü olduğu bilinen milliyetçi hassasiyetleri uyandırarak Tokayev hükümetine (ve arkasındaki Nazarbayev ailesine) yönelik kızgınlığı büyütme ihtimali de göz ardı edilemez. Tokayev hükümeti Rus askeri birliklerini davet ederek Kazak egemenliği açısından büyük bir taviz vermiş oldu. Bunun iç siyasette oluşturacağı çalkantıları beklemek gerekir.

Bir Kazak uluslararası ilişkiler profesörü olan Dosym Satpayev, Rus-Kazak ilişkisini “boşanma arefesindeki karı koca” olarak nitelendiriyor. Onun anlatımıyla “Hâlâ birlikte yaşamaya çalışsalar da aralarında kara kediler geziyor. Gelecekte, muhtemelen taraflardan biri, barışçıl ya da belki de çatışmacı bir şekilde boşanma sürecini başlatmak isteyecektir.”

TÜRKİYE’NİN ALMASI GEREKEN DERSLER

Kazakistan’da yaşananlardan Türkiye’nin çıkarması gereken en temel ders ise şudur: Otokratların bir ülkeye getirdikleri siyasi istikrar aldatıcıdır. Yönetim tarzları gereği kendilerini vazgeçilmez hale getirdikçe, siyasi rejim olgunlaşamamakta, bu nedenle o ülkede yatay (farklı etnik, dini, ideolojik gruplanmalar arasında) ve dikey (farklı sosyo ekonomik sınıflar, zengin ve fakir arasında) oydaşmaları üretecek siyasi mekanizmalar işlemez hale gelmektedir. Böyle olunca da otokratın ayrılmasını müteakip o ülkede iç karışıklıklar çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Eğer otokrat Kazakistan, Mısır, Libya, Tunus’da olduğu gibi yirmi-otuz yıldır iktidardaysa rejimi sarsan, genellikle halk protestolarıyla başlayan isyanların çıkması daha onlar hayattayken de mümkün ve muhtemeldir. İktidarda değişim zamanı yaklaştıkça, iç huzursuzluklar artmakta, halkın tepkisini sokaklara dökülerek verdiği, genellikle ordunun farklı şekil ve düzeyde müdahalelerine yol açan sancılı siyasi süreçler yaşanmaktadır.