Erkek şiddetinin 14 Şubat’ı

Kocalar, eski kocalar, babalar, oğullar, akrabalar ve elbette sevgililer ya da eski sevgililer… 14 Şubat’ın gölgesinde, aslında şiddetten, sömürüden, baskıdan örülü ilişkiler yumağı karşımıza çıkıyor. Mahkemelere göre erkekler “seviyor” ve bu sevgi, çoğu zaman kadınların katili oluyor.

NERMİN KAYA 14 Şubat 2022 HABER ANALİZ

Kadınlar hemen her gün cinsel şiddete, tacize ya da tecavüze uğruyor. Bunların faili ise genellikle kadınların en yakınındaki erkeklerden çıkıyor: Kocalar, eski kocalar, babalar, oğullar, akrabalar ve elbette sevgililer ya da eski sevgililer… Süslü hediyeler, pahalı mücevherler ya da yemeklerle kapitalist modernitenin dayattığı 14 Şubat’ın gölgesinde, aslında şiddetten, sömürüden, baskıdan örülü ilişkiler yumağı karşımıza çıkıyor. Mahkemelere göre erkekler “seviyor” ve bu sevgi, çoğu zaman kadınların katili oluyor.

2021’de erkekler, 324 kadını öldürdü, 424 kadını taciz etti, 208 çocuğu istismar etti, 96 kadına tecavüz etti, en az 793 kadına da şiddet uyguladı, yaraladı. 213 kadın “şüpheli” ölümle hayatını kaybetti. Bu şu demek; 213 kadın şüpheli ölümle öldürüldü.

FAİLLERİN ÇOĞU YAKINIMIZDA

Yani bakarsanız 2021’de erkekler tahminen 500’den fazla kadını öldürdü. Bunların büyük bölümü kocaları, eski kocaları, sevgilileri, eski sevgilileri gibi yakınındaki erkekler tarafından öldürüldü: “Fail en yakınımızda.” Büyük çoğunluğu “güvenli alan” denilen evlerinde, sokaklarda, bildikleri yerlerde, buluşma alanlarında ya da buluşmaya zorlandıkları yerlerde öldürüldü.

280 kadın cinayetinde, öldürülen kadınların 33’ünün daha önceden polis ya da savcılığa şikâyette bulunduğu ya da koruma kararı olduğu ortaya çıktı. 33 kadın yetkililere başvurduğu halde, yetkililerin görevini yerine getirmemesi sonucu erkek şiddetiyle öldürüldü. Peki bu yetkililerden kaçı hakkında işlem başlatıldı? Bildiğimiz kadarıyla hiçbiri.

EŞİTLİK YOKSA AŞK DA YOK!

Kadınlar, yüzyıllardır en çok bunun mücadelesini veriyor: Eşitlik. Oysa eşit miyiz? Toplumsal cinsiyet rollerinin dağılımında, daha doğrusu dağıtımında başlayan eşitsizlik, hemen her yerde karşımıza çıkıyor.

14 Şubat’tan söz açmışken, bu eşitsizliğe karşı yükselen kadın sloganını hatırlatmakta fayda var: Eşitlik yoksa, aşk da yok! Peki nedir bu eşitlik? Örneğin, bir ilişkide belirleyici ve hükmedici bir tarafın olması mı? Bu tarafın hep erkekler olması mı? Kıyafetine, gülüşüne, nerede ne yiyeceğine, nerede çalışacağına, nerede yaşayacağına, kullanacağı ilaca, kürtaj hakkına, bedenine, zihnine, geçmişine, geleceğine, evlilik hakkına, evlenmeme hakkına, doğurma hakkına, doğurmama hakkına, çalışma hakkına müdahale eden, baskı ve şiddet uygulayan, yeri gelince şantaja yeri gelince silaha dayanan ilişkiler midir eşit ve güvende ilişkiler? Döven, döken, sayıp söven, en nihayetinde öldüren aşklar mıdır kadınların istedikleri?

“AŞIRI SEVGİDEN ÖLDÜRDÜ” DİYEN MAHKEMELER!

Hayır. Erkekler bugüne kadar öldürdükleri sevgilileri ya da eski sevgilileri kadınlar hakkında ekseriyetle mahkemelerde hep şunu söyledi: “Çok seviyordum hakim bey”, “Çok sevgiden yaptım sayın heyet”, “Ben onu çok seviyordum, çok kıskanıyordum, evlenmek istiyordum, o istemiyordu, kıskanıyordum n’apabilirdim.”

Erkekler, kadınları öldürme bahanelerine, herkesin anlayabileceği dilde ifade edersek kadınların canını alma, hayatlarına son verme haklarını kendilerinde bulurken “sevgi” bahanesini yok yere öne sürmüyordu. Erkekler, cinskırımın olağanlaştığı bu ülkede şiddetin sıradanlaştığını, görmezden gelindiğini, hatta teşvik edildiğini, desteklendiğini ve cezasız bırakıldığını çok iyi biliyor. Toplumun tabanından yargı mekanizmasına kadar şiddetin karşılığı erkekler lehine işliyor. Çünkü karşılarında “aşırı sevgiden oldu” diye hüküm verip katilin cezasında indirime giden mahkemeler bulunuyor.

AYLİN SÖZER CİNAYETİ VE MAKBUL ERKEĞİN BEYANI!

Hatice Kaçmaz’ı belki birçoğunuz hatırlamazsınız. Ama kadınlar hatırlıyor! TRT sanatçısı Hatice Kaçmaz’ı 15 yerinden bıçaklayan Orhan Munis, cinayeti ‘tutkulu sevgi’ bahanesiyle işlediğini iddia eden mahkeme tarafından ‘tasarlayarak öldürme’ yerine ‘öldürme’ suçundan ceza almıştı… Mahkeme, Orhan Munis’in sevgi ve kıskançlıktan dolayı, öfke patlaması ile cinayeti işlediği, tahrik olduğu” gibi gerekçeler sunmuştu. Mahkemeler, erkeklerin bir kadının 15 yerinde bıçaklanarak öldürülmesini kıskançlık, öfke, erkeklik gururu adı altında ödüllendirmeye doymuyordu.

Sırf bu nedenle pek çok erkek, tanımadığı ya da ilişkiye zorladığı kadınları öldürürken de “sevgililik” yalanını ortaya attı, atıyor. Aylin Sözer cinayetinde katil, cinayeti gerekçelendirmek, suçtan yırtmak, türlü bahanelerle indirim almak için “sevgili olduklarını” söyledi. Bir erkeğin, akrabası olmayan bir kadını evinde öldürmesi için ya kocası ya sevgilisi olacağı kabulüyle hareket eden ataerkinin muhabiri gazeteciler de failin sözlerini olduğu gibi kabul edip sevgilisi olarak servis etmişti. Kadın beyanına karşılık, erkek beyanını sorgusuz sualsiz kabul eden düzene alışığız.

FEMİNİST ÇARE: METOO

İşte bu nedenle #metoo hareketiyle birlikte önce film endüstrisi, gösteri sanatları, edebiyat vb. çevrelerde başlayan daha sonra toplumsal tabana yayılan feminist ifşalar, bu gibi erkeklerin, özellikle sevgili, eski sevgili deneyiminde şiddet uygulayan erkekleri birbir önümüze sererken, o an, daha önce ve gelecekte bunu yaşayan, yamış ve yaşama ihtimali olan kadınların hayatını güvence altına aldı diyebiliriz. Kadınlar, sevgilileri ve eski sevgililerini ya da tanıdıkları fail erkekleri ifşa ederken bir bakımdan da güçlendiler. Tacizi, tecavüzü, şiddeti hemen her alanda ifşa etmek, anlatmak, toplumsal tabandan yargıya kadar birçok mekanizmayı da harekete geçmeye zorladı.

Dün Hatice Kaçmaz’ın, Münevver Karabulut’un öldürülmelerini hak görerek katillerinin sırtını sıvazlayan mahkemeler, bugün Şule Çet, Ceren Damar, Pınar Gültekin davalarında aynı şekilde hareket edemiyor. Şiddete maruz kalanı ya da öldürülen kadını suçlayıcı ve faili kollayıcı tutumları değiştirmek için kadınlar yüzlerce yıldır mücadele ediyor: “Erkek şiddetine karşı sıklıkla son çare olarak başvurulan, güçlü ve bu yüzden de tehlikeli olabilen feminist bir yöntem olan” ifşa da yukarıda bahsettiğimiz şiddetlerin sonucunda ortaya çıktı.

Bu nedenle sorgulanması gereken kadınlar değil, erkekler, erkek şiddeti, erkeklik gururu, erkeklerin beyanı, erkekleri koruyan kollayan yargı, medya ve toplum üçgeni. 14 Şubat, kırmızı güllerle değil, eşitlikle anlamlı!

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram