Erdoğan istediklerini alamadan geri adım attı

Peki bu nasıl mümkün oldu? Sorunun cevabının, AKP liderini hiç aramayan Biden’ın Madrid’deki zirve başlamadan hemen önce Erdoğan’la gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde gizli olduğundan kimsenin kuşkusu yok.

ÖMER MURAT 30 Haziran 2022 HABER ANALİZ

Her şey beklendiği gibi gerçekleşti: Batı’nın kapalı kapılar ardında kolunu iyice bükerek Erdoğan’a İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik başvurularına koyduğu vetosunu kaldırtacağından şüphe duyulmuyordu. Batı, AKP liderine “10 Büyükelçi Krizinde” olduğu gibi Türk halkına isteklerini kabul ettirdiğine dair yalanlar söylemesi için içi boş sembolik tavizler verecek, kriz de bu şekilde çözülecekti.

Peki Erdoğan’ın ettiği büyük lafların hiçbir kıymet-i harbiyesi yok muydu? AKP lideri 16 Mayıs’ta şöyle demişti: “(Finlandiya ve İsveç’in) teslim etmeleri gereken bazı teröristlerle ilgili teslim etmeyeceklerine dair açıklamaları var. Velev ki teslim edeceklerini dahi söyleseler biz şuna inanırız, bir delikten iki kez Müslüman sokulmaz.” Yani önce Erdoğan’ın iadesini talep ettiği kişiler gönderilecekti, ondan sonra Türkiye vetosunu kaldıracaktı. Erdoğan sonrasında da bu minvalde üst perdeden açıklamalarını sürdürdü. İsveç ve Finlandiya’nın hükümet ve devlet başkanları ise kendilerinin hukuk devleti olduklarını, kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal etme ihtimallerinin bulunmadığını, sırf Erdoğan birilerini terörist görüyor diye bir bölümü zaten o ülkelerin vatandaşlığını almış kişileri sorgusuz sualsiz delilsiz, mahkeme süreçlerini işletmeden hiçbir yere iade etmeyeceklerini tekrarlıyorlardı. İki tarafın pozisyonlarında birbiriyle uzlaştırılması imkansız bir uçurum var gibi gözüküyordu. Fakat Erdoğan’ın Rahip Brunson ve Alman vatandaşı gazeteci Deniz Yücel için neler söylediğini, sonra da ABD ve Almanya’dan iadesini talep ettiği kişilerden birini bile alamadığı halde onları özel uçaklarla nasıl ülkelerine gönderdiğini hatırlayanlar neticede AKP liderinin geri adım atmasıyla krizin çözüleceğini düşünüyorlardı.

Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinistö, İsveç Başbakanı Andersson ve NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in katıldığı dörtlü görüşmeden…

Nitekim öyle de oldu. NATO’nun Madrid Zirvesi’nin ilk gününde Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın liderleriyle biraraya gelip bir mutabakat zaptı (muhtırası) imzaladı. Bu mutabakat çerçevesinde de Türkiye bu ülkelerin NATO üyeliklerine koyduğu vetoyu kaldırdığını açıkladı. İki ülke Erdoğan’ın talep ettiği isimlerden hiçbirini iade etmedi, bu isimleri iade edeceğine dair de bir söz vermedi. Muhtırada bu çerçevede herhangi bir isim listesi yer almadı. İki ülke Türkiye’nin hukuki süreçleri işleterek yapacağı iade taleplerini kendi kanunları, hatta ilgili Avrupa sözleşmeleri çerçevesinde öncelikle ele alacaklarını söylemek dışında hiçbir taahhütte bulunmadılar. Finlandiya Dışişleri Bakanı Haavisto “Türkiye’nin terör ve terör grupları konusunda kendi tanımı var ve biz bu tanımda anlaşamadık, çünkü uluslararası ve Avrupa (sözleşmeleriyle) uyumlu değil. Sonunda bu konuları açıklamada ayırabildik.” dedi. PKK’yı terör örgütü olarak zaten resmen tanıyorlardı, bu hususu mutabakatta yineliyorlar, fakat Türkiye’nin PKK’lı olduğunu iddia ettiği Kürtleri veya Kürt asıllı İsveç/Finlileri kendilerinin de böyle kabul ettiğini söylemiyorlar. PKK’yı terör örgütü olarak tanıdıklarını söylemekle birlikte YPG için aynısını açıkça ifade etmekten özenle kaçınmışlar.

Öte yandan mutabakatta iki ülkenin Gülen cemaatini terör örgütü olarak kabul ettiklerini gösteren bir ibare yer almıyor. Bir kez “Türkiye’de FETÖ olarak anılan örgüt” ibaresi geçiyor ve kısaltmanın açıklaması yapılmıyor, böyle bir tanımlama aslında pek de örtülü olmayan bir biçimde “örgüte Türkiye FETÖ diyor, diğer iki ülke bu nitelendirmeyi paylaşmıyor” demek. Keza anlaşmada iki ülkenin Erdoğan’ın iadesini istediği kişilerin Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgütün üyesi olduklarını kabul ettiklerini gösteren hiçbir husus bulunmuyor.

Muhtıra metni Erdoğan’ın medyanın yüzde 90’ını kontrol etmesi sayesinde Türk halkına “istediklerini aldığını” iddia etmesini sağlayacak şekilde özenle belirsizleştirilmiş bir dille yazılsa da gerçekte AKP liderinin taleplerini kabul ettiremediği görülüyor. Aynen “10 Büyükelçi Krizinde” olduğu gibi Türk medyası Erdoğan’ın büyük bir zafer kazandığından bahsederken uluslararası basında yer alan değerlendirmelerde Erdoğan’ın önceden duyurduğu talepleri kabul edilmediği halde geri adım attığı belirtiliyor.

Finlandiya’da yapılan son kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde 80’i Erdoğan’ın taleplerinin kabul edilmesine karşıydı. Benzer bir durum İsveç’te de söz konusuydu. Bu nedenle Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinistö anlaşma sonrası kendi basınına yaptığı açıklamada iade taleplerini Finlandiya’nın kendi kanunları çerçevesinde ele alacağını, keza anlaşmada belirli kişilerin iade edileceğine dair bir söz de vermediklerini duyurdu. “İsveç vatandaşlarını asla iade etmeyeceğiz” diyen İsveç Başbakanı Andersson da benzer açıklamalar yaptı ve Türkiye’nin taleplerini mevcut mevzuatları çerçevesinde değerlendireceklerini, herhangi bir değişiklik yapmalarının gerekmediğini kaydetti. Andersson “Peşlerine düşüp kendilerini sınır dışı etmeye başlayacağımızdan endişelenen insanlar olduğunu biliyorum. Bu itibarla her zaman İsveç yasalarına ve mevcut uluslararası sözleşmelere uygun olarak çalıştığımızı söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum.” diyerek Erdoğan’ın kendisine muhalif olduğu için hedef seçtiği insanların yüreklerine adeta hemen su serpmeyi gerekli gördü. Niinistö Erdoğan’a iade taleplerinin yasal süreçler olduğunu, siyasetçilerin onları hiçbir şekilde etkileme hakkının olmadığını açıkça belirttiklerini vurguladı. Anlaşma iade taleplerinin üç ülkenin de imzacısı olduğu 1957 tarihli Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi’ne göre ele alınacağını belirtiyor. Yani yeni bir durumun olmadığı aslında mutabakatta özellikle de vurgulanıyor.

NATO Madrid Zirvesinin ilk gününde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinistö, İsveç Başbakanı Andersson ve NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’le gerçekleştirilen dörtlü görüşmenin ardından bir mutabakat zaptı imzalandı.

Mutabakata göre Erdoğan’ın talep ettiği kişileri alabilmesi için söz konusu şahısların terörist faaliyetlerde bulunduklarını gösteren delillerin o ülkelerin adalet kurumlarına iletilmesi gerekiyor. İsveç ve Finlandiya mahkemeleri bu delilleri değerlendirecek ve Erdoğan’ı haklı bulursa söz konusu kişilerin iadesine karar verecek. Fiiliyatta mahkemelerin delilleri yetersiz görmemesi, böylece söz konusu kişilerin hukuken aklanacak olması ihtimalini de kimse yabana atmamalı. Nitekim İsveç’in Expressen gazetesi şu öneride bulunuyor: “Bu fırsatı Türkiye ile kendi sorunlarımızı çözmek için kullanabiliriz. İsveç’te birçok Türk muhalif şüpheli koşullar altında kötü muameleye maruz kaldı – bu kesinlikle kabul edilemez. İsveç NATO’ya girdikten sonra istihbaratımız – Türk gizli servisi ile yakın diyalog bağlamında – onların İsveç’teki eylemleri hakkında bildiği her şeyi masaya yatırabilir ve bunlara bir an önce son vermelerini talep edebiliriz.”

Politico gazetesi mutabakatın iadelerle ilgili maddelerini “gevşek bir şekilde ifade edilmiş ve potansiyel olarak önemsiz olacak kadar tartışmalı tarzda belirsiz” şeklinde nitelendiriyor. Independent gazetesi ise “Hiçbir yaptırım hükmü içermeyen anlaşma, İskandinav ülkelerinin (söz konusu) örgütlerin faaliyetlerini kısıtlamak için zaten yaptıklarını söylediklerine ek bir şey yapıp yapmayacakları konusunda hiçbir teminat vermemektedir.” yorumunda bulunuyor.

Türkiye’yi yakından takip eden ABD’li uzmanlardan Aaron Stein mutabakatın ABD Başkanı Biden ve NATO için bir zafer olduğu, gerçekte Türkiye’ye karşı hiçbir taviz verilmediği, fakat mutabakat metninin dilinin bunu örtmek için manipüle edildiği (Language massaged) değerlendirmesini yapıyor. Berlin’deki Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nden (SWP) Minna Ålander mutabakatın dilinin özellikle Finlandiya’nın temelde hiçbir şey yapmaması için yeterince belirsiz tutulduğunu, zaten Niinistö’nün mutabakatın Finlandiya mevzuatında veya uygulamalarında hiçbir değişikliğe yol açmayacağını da teyit ettiğini kaydediyor. Finlandiyalı uzman Janne M. Korhonen mutabakatın pratikte hiçbir şeyi değiştirmediğine, Finlandiya’nın Türkiye’ye herhangi bir tavizde bulunmadığına, fakat Türkiye’nin Finlandiya kamuoyu nezdinde ciddi itibar kaybına uğradığına dikkat çekiyor. Korhonen “Finlandiya mevzuatında hiçbir değişiklik yapmayacak, iade taleplerini her zaman olduğu gibi delillere göre değerlendirecek” diyor.

Anlaşmada Türkiye için tek somut kazanım silah ambargolarının kaldırılmasıdır. Fakat orada da şöyle bir durum söz konusu: Finlandiya bugüne kadar Türkiye’nin kendilerine yaptığı silah alım taleplerini zaten reddetmemiş olduklarını açıklamıştı. İsveç ise silah ambargosunu kaldırabileceğini belirtmişti. Yani Erdoğan konuyu böyle açıktan restleşme ve gerilim mevzusu yapmadan, kapalı kapılar ardında gündeme getirmiş olsaydı da İsveç ambargoyu kaldırabilecekti. Bu Erdoğan’ın Batı’yla ilişkileri bu denli germesini gerektirecek, aşılamayacak büyük bir sorun değildi. Ankara bu ülkelerin NATO üyelik başvurularında bulunmalarından da istifade ederek diplomatik kanallardan bu şartı ileri sürseydi de rahatlıkla kabul ettirecekti.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturumunda.

“Tamam öyle ama Erdoğan için bu kadarı bile bir zafer kazandığını ilan etmek için yetecektir. Seçim öncesi bu gelişme ekmeğine yağ sürecektir.” şeklindeki görüş oldukça ezber bir bakış tarzıdır. Sıklıkla tekrarlanması güçlü bir argüman olduğu anlamına gelmemektedir. Türkiye’de seçmenlerin hangi partiye oy vereceklerini temelde kimlikleri (muhafazakar, seküler, milliyetçi, Kürt, sağ, sol, Sünni, Alevi vb.) ile ülkenin ekonomik durumu belirliyor. “Enflasyon canavarıyla” boğuşan insanların böyle içi boş “zaferler” sayesinde oy tercihlerini değiştireceklerini sanmak halkın aklını fazla hafife almak demektir. İnsanların kimliksel tercihleri sonucu oy vermeleri aptal oldukları anlamına gelmez. Bir kişi ekonomik gerekçelerle artık Erdoğan’a oy vermeyecekse, böyle boş zaferlere kanarak bu kararını değiştirmez.

Batı’nın “ayağına bağ olmadığı müddetçe” Erdoğan’ın Türk halkına söylediği yalanları pek umursamadığını gösteren yeni bir hadise yaşanmış oldu. Neticede Erdoğan somut bir kazanım elde edemeden vetolarını kaldırmak zorunda kaldı. Peki bu nasıl mümkün oldu? Sorunun cevabının, vetosunu sert ifadelerle dünya aleme duyurduğundan bu yana AKP liderini hiç aramayan Biden’ın Madrid’deki zirve başlamadan hemen önce Erdoğan’la gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde gizli olduğundan kimsenin kuşkusu yok.

  • Ömer Murat, Dış Politika ve Siyaset Uzmanı, Eski Diplomat