Emin Şirin: Erdoğan Saray’a çok alıştı, eli ayağı tuttukça adaylıktan vazgeçmez

Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan'ın alacakları tavizler karşılığında AK Parti'yle birlikte hareket edebileceğini belirten 22. Dönem Milletvekili Emin Şirin, Abdullah Öcalan'ın yasal bir düzenlemeyle ev hapsine alınabileceğini, böylece HDP'nin de Cumhur İttifakı'na yönelebileceğini söyledi.

MEHMET ŞAHİN 24 Nisan 2022 SÖYLEŞİ

Türkiye’nin en önemli sorunu hangisi? Ekonomi mi, mülteciler ya da ulusal güvenlik mi? Hangisi derseniz deyin bunun değişmesini istiyorsanız önce muhalefetle ilgili konuşmak zorundasınız. Bu durumda muhalefet sorununu öne çıkartmamız gerekiyor. Altılı masa yola devam edecek mi, etmeli mi? Cumhur İttifakı’nın seçim sisteminde değişiklik öngören teklifinden sonra altılı masayla ilgili sorular çoğaldı ve alternatifler ortaya çıktı. Biz de altılı masa ekseninde muhalefeti konuştuk, 22. Dönem Milletvekili Emin Şirin’le…

Sizin kafanızda bir öncelikli problemler listesi var mı?

Benim için birinci öncelik kazasız belasız, hilesiz hurdasız, neticesi uygulanabilir bir seçim yapılması. Yani muhalefetin evvela organize olması gereken konu adil, hilesiz hurdasız bir seçim yapmak, sandıklara sahip çıkabilmek için gayret göstermek. Bu konuda geç bile olsa, geçen toplantılarında iş birliği yapacaklarını, bu konuyu bir protokole dökeceklerini söylediler. Aradan bir ay geçmesine rağmen henüz bir adım atmış değiller. Bunu komisyona mı havale ediyorlar, geçen seçimde olduğu gibi sınıfta mı kalacaklar bilmiyorum. Ben bir numaralı konuyu adil ve ciddi hilesiz hurdasız bir seçim olarak görüyorum. Muhalefetin evvela yapması gereken bu. Bu konuda da şu an lafın ötesinde bir şey yapmış değiller. İbrahim Uslu’nun bir açıklamasını dinledim. Muhalefeti % 60’ta görüyor. HDP devam edecek, etmeyecek, kapatılacak, kapatılmayacak bilmiyorum ama HDP’nin belirli şartlar altında muhalefetin yanında olma ihtimali kadar iktidarla anlaşma ihtimali de var. Yani istediklerini madde madde açıklamışlardı. Onların yanı sıra Abdullah Öcalan’ın durumu gibi konularda eğer iktidardan istediklerini alabilirlerse… HDP’nin parti olarak muhalefetin yanında olup olmadığı konusu henüz bir soru işareti olarak duruyor. Pek tabii yönetimin alacağı kararları, seçmenin takip edip etmeyeceğini bilmiyoruz. Bugün kendini Kürt olarak değerlendiren aşağı yukarı son araştırma tabii kamuoyuna açıklanmadı ama % 16-17 civarında galiba. Bir iki fazla olabilir. Bu seçmenin hepsi HDP’yi takip eder mi, HDP’nin yönetimini takip eder mi onu da bilmiyoruz ama orada büyük bir soru işareti var. Muhalefet açısından bir soru işareti var. HDP açık açık kapatılıp kapatılmayacağını bilmemenin yanı sıra biz arzu ettiklerimizi kimden alacaksak onunla görüşmeye hazırız davranışı içinde. Otomatik olarak muhalefetin içine onu koymak doğru değil. Masa var mı yok mu önümüzdeki günlerde…

Temel Karamollaoğlu’nun son açıklamasından sonra anlıyoruz ki ciddi pratiklere yol açacak bu seçim yasasında değişiklik öngören teklif. Altılı masa yola devam edebilecek mi ve size göre etmeli mi?

İki sorunuzu ayrı ayrı cevaplandırayım. Edecek mi konusu, bir kere Temel Bey’in söylediği Millet İttifakı’nın genel olarak bozulması manasında söylemiyor. Temel Bey, bu yeni kanun çıktıktan sonra biz hedefimizi açık açık ortaya koyalım. Bizim bir numaralı hedefimiz parlamentoda azami sayıda sandalye çıkartmak. Dolayısıyla bu yeni seçim kanunu çerçevesinde ne tip kümelenmeler yaparsak en fazla milletvekilini çıkartabiliriz, ona bakmamız lazım. Yedi sekiz alternatif var. Biri, tek parti çatısı altında girmek. Bir listeden girmek. Diğeri ayrı ayrı girmek gibi. Orada Temel Bey, bütün tecrübesiyle şunu söylüyor: Saadet Partisi seçmenini, CHP’nin içinden gösterseniz bile bazı insanların eli varmıyor oy vermeye. Seçmenin eli varmıyor. Dolayısıyla akılcı bir şekilde bakalım. Bizim hedefimiz Millet İttifakı olarak asgari 360 milletvekili çıkartmak parlamenter sisteme dönebilmek, anayasayı değiştirebilmek için. Hatta mümkünse 400 çıkartmak. Dolayısıyla alt kümeler itibarıyla ittifak içinde ittifaktan bahsediyor. Mesela belki İslami hassasiyetleri daha fazla olan, Saadet, DEVA ve Gelecek Partisi tek bir çatı altında girer mi gibi bir düşünce. Yani Millet İttifakı’nı bozacak yeni bir ittifak değil, Millet İttifakı’nın içinde alt kümelerden bahsediyor. Bana gelince, benim düşüncemi sorarsanız, ben altılı masa konusunda rahatsızım. Altılı masanın bir koalisyon olmadığının idrak edilmesi gerektiği kanaatindeyim. HDP hariç muhalefeti teşekkül eden bu partilerin iki üç konuda anlaşmaları, geri kalan konularda da serbest kalmaları gerektiğini söylüyorum. Nedir bu müşterek hareket edecekleri? Seçim güvenliği iş birliğinde hareket edebilirler. Buraya HDP’yi de davet edebilirler. Etmeleri de gerekir. HDP kabul eder mi etmez mi bunu o zaman göreceğiz.

“DAVUTOĞLU VE BABACAN BİR İKİ TAVİZ KARŞILIĞINDA AK PARTİ’YLE İTTİFAK EDEBİLİRLER”

İkincisi, Cumhurbaşkanlığı seçimi için çatı aday konusunda mutabık kalmalarında çok büyük fayda var ama onun haricinde parlamento seçiminde belki bazı alt kümeler, yani % 7’yi aşabilmeyi temin edecek alt kümeler haricinde ben bütün partilerin ayrı ayrı hareket etmesi gerektiği kanaatindeyim. Seçmen hassasiyetleri de bana bunu gösteriyor. Bazı İYİ Partili seçmenler CHP’nin olduğu yere gitmek istemiyorlar. Keza Gelecek Partisi’nden olan kişiler yine CHP’nin olduğu yere gitmek istemeyebilirler. Bu hesapları yapacaklardır. Ona göre hareket edeceklerdir. Altılı masaya gelince, ben DEVA ve Gelecek Partilerinin buraya davet edilmelerini pek doğru bulmadım. Geldikten sonraki davranışlarını da doğru bulmuyorum. Çünkü gerek Ali Babacan gerekse Ahmet Davutoğlu çok şartlı geliyorlar. Halbuki bu iki beyefendi de AK Parti içinde bulundukları dönemin öz eleştirisini yapmadılar ve devamlı olarak 2002-2012 hatta 2002-2014 arasındaki AK Parti’yi yüceltiyorlar. Halbuki bugünkü sıkıntıların kaynağında o dönemler de yatıyor. Sadece o dönem değil tabii ama o dönemler de yatıyor.

“Şimdi Gelecek ve DEVA Partilerinden öz eleştiri beklemenin sırası değil, seçime odaklanılmalı.” düşüncesinde olan siyaset bilimciler var…

O siyaset bilimciler bir daha siyaset bilimini gözden geçirsinler. Bu Gelecek Partisi ve DEVA Partisi, Millet İttifakı’nın üzerinden meclise girdikten sonra Cumhur İttifakı’yla koalisyon yapmayacaklarının garantisini veriyorlar mı?

Böyle bir mutabakat metni imzalanamaz mı?

Ben imzalamayacaklarına adım gibi eminim. Evvela bunu imzalayacaklarını, imzalamadan evvel imzalamaya hazır olduklarını deklare etsinler. Bu iki parti AK Parti’ye aykırı değiller. Bu iki parti Tayyip Erdoğan düşmanlığı demeyeyim de zıtlığı, karşıtlığı içindeler. Tayyip Erdoğan karşıtlığı içinde olan bu partilerin, esas itibarıyla arzusu, 2002-2015 arasındaki AK Parti. Dolayısıyla bu partilerin CHP yerine bir iki taviz aldıkları takdirde AK Parti’yle koalisyon yapma ihtimalleri son derecek kuvvetli. Nitekim Davutoğlu, benim bazı istediğim şeyler, siyasi etik kanunu gibi konular mesela, kabul edilseydi ben AK Parti’den ayrılmazdım dedi. Orada genel başkanlık yapmış bir insan. Başbakanlık yapmış bir insan. Ali Babacan’a bakıyorsunuz. Bırakın öz eleştiri yapmayı, Tayyip Erdoğan’ı zımni olarak tenkit etmenin yanı sıra 2002-2015 arasındaki AK Parti’yi yerlere göklere sığdıramıyor. Bu kişilerin çok basit bir iki tavizle, meclise girdikten sonra, AK Parti’yle koalisyon yapma ihtimallerini, CHP veya İYİ Parti ile koalisyon yapma ihtimallerinden çok daha yüksek görüyorum. O zaman evvela onlar bunu deklare etmek mecburiyetindeler.

“GELECEK VE DEVA  PARTİLERİ ÖNCE ŞU SEÇİMDE RÜŞTLERİNİ İSPAT ETSİNLER”

Burada itirazınız AK Parti’nin sizin de yer aldığınız kuruluş dönemi değerlerine dönemeyecek olmasından mı? 

Ben 10 ay sonra istifa ettim. Bakın şu kitapta yazıyor hepsi. İstifa mektubum da Google’a girip bakılırsa, ‘AK Parti Emin Şirin istifa’ diye, Eylül 2003’teki mektubum orada duruyor. Bugünü tarif ederek istifa ettim. Bu arkadaşlar öyle bir ayrılık içinde bulunmadılar. Ben AK Parti’nin kuruluş felsefesine çok iştirak ederek girdim ama bana 10 ay yetti. Yani yoksullukla mücadele etmeyeceklerini, ciddi olarak demokrat olmadıklarını, yasaklarla mücadele etmeyeceklerini, yolsuzlukla hiçbir şekilde mücadele etmeyeceklerini görmek için 10 ay yetti. Bu arkadaşlar Allah’ınızı severseniz, içeride bulundukları 12-14 sene içinde bir tane yolsuzluk olmadı mı? Bugün Ahmet Davutoğlu bir şeyler söylüyor, ‘İtiraz ediyordum.’ diye. Başbakandın. Ali Babacan’ın dikkatine ben defalarca milletvekili iken yolsuzlukları getirdim. Niye kıpırdamadı? Şimdi bir öz eleştiriyi doğru dürüst yapmadan ve Millet İttifakı’yla iş birliği içinde parlamentoya girdikleri takdirde AK Parti’yle koalisyon yapmayacaklarının taahhüdünü vermeden, üstüne üstlük de Ali Babacan gibi ‘Efendim ben bu altılı masada kalacaksam ekonomiyi bana devredeceksiniz.’ diyerek yürüyebileceğini düşünmüyorum. Yürünmemesi gerektiğini de düşünüyorum. Bu iki yeni parti girsinler, beraber veya ayrı ayrı girsinler, bir kere şu seçimde rüştlerini ispat etsinler. Bilmiyorum anlatabildim mi? Bu kadar iddialı bir şekilde.

Dediğiniz bu dönem itibarıyla çok riskli görünüyor. Muhalefetin sonuç almaya dönük hangi adımları atabileceğini düşünüyorsunuz bu eleştirileri de hatırda tutarak?

Şimdi sonuç almak için evvela politikalarını sadece Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurmamaları lazım. Bugün ben yaptıkları politikaya baktığım zaman, seçime dönük, İstanbul ve Ankara Belediye seçimlerinde netice veren Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden kampanyadan başka bir şey görmüyorum ve bunu yetersiz buluyorum. Mesela çıkıp ‘Mazot 10 liraya gelecek, ben bunu şu şekilde 10 liraya indireceğim.’ diyebiliyorlar mı? Bu enflasyon döneminde fiyatlar yükseldi, gelirleri yükseltmek lazım. ‘Ben Erbakan’ın zamanında yapabildiği gibi memura %50 zam vereceğim, %70 zam verebileceğim.’ diyebiliyorlar mı? Bunları ispat ederek halkın önüne çıkmaları lazım. Yoksa mır mır Tayyip Erdoğan’ı tenkit etmek bir iktidara yürüyüş politikası değil. Dolayısıyla bu kadar iddialı, ekonomi bakımından iddialı Ali Babacan, ‘Yapısal reformlar yapacağız.’, yapsaydın arkadaş, 2002’den sonra oradaydın. Bu yapısal reformları yapmadın, niye yapamadın öz eleştirini yap. Bugün de somut olarak ne yapabileceksin? Ben soruyorum mazotu 10 liraya hanginiz indireceksiniz, hangi kaynakla indireceksiniz? Memura % 50 zam verecek misiniz? Emeklilere % 100’e yakın zam verebilecek misiniz? Bunları soruyorum. Yapıp yapmayacağınızı anlamak lazım. Efendim işte köprüdeki geçiş ücretlerini tenkit etmekten bir iktidara yürüyüş politikası çıkmıyor ortaya.

Cem Uzan dönemi Genç Parti’nin ‘Mazot 1 lira olacak.’ söylemi gibi. Son derece etkili olduğunu da hatırlatalım.

Onun kaynağı da vardı. Siz bugün Fransa’da oturuyorsunuz değil mi? Sigara kaç para orada?

Ortalama bir sigaranın paketi 10 Euro.

10 Euro. Bugünkü kurla kaç para ediyor?

160 lira yaklaşık.

160 lira. Burada 25 lira sigara. 25 liralık sigarayı 50 liraya çıkartabildiğiniz takdirde mazotu 10 liraya indirebilirsiniz. Bunların hepsi hesap edilmiş konulardı.

Bunun sigara içen kesimde yeni bir tepki doğurma ihtimali var.

Bir dakika, tepki tabii ki doğuracak. O yüzden ben bu popülist bir teklif değil diyorum. Tepki tabii ki doğuracak ama sigara içmeyiver arkadaş. Sen mazotun fiyatını 10 liraya indirdiğin zaman domates belki bir iki lira ucuzlayacak. Belki karpuz bir iki lira ucuzlayacak. Belki otobüs ücretleri bir iki lira ucuzlayacak. Belki İETT’nin kartı bir iki lira, 10 lira, 20 lira ucuzlayacak. Sen bunu anlattığın zaman, Türkiye hazinesine belki de her sene 10 milyar dolara yakın maliyet getiren hastalığa sebep olan sigaranın satışını azaltabileceksin. Bunu halka çıkıp anlatacaksın.

“GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM HALKI ALAKÂDAR EDEN BİR KONU DEĞİL”

Altılı masa etrafında birleşen liderlerin anlaştıkları konu, güçlendirilmiş parlamenter sistem. Bu, seçmen nezdinde yeterince satın alınabilecek bir değişiklik değil mi? Seçmen daha çok ekonomik vaatlerle mi ilgileniyor?

Başta söylediniz, ekonomi bir numaralı sorun. İki numaralı sorun demografik değişikliklere sebep olan sığınmacılar. Üçüncü sorun, adalet eksikliği. Bu artık bütün kamuoyu yoklamalarında çıkıyor mahkemelere olan güvensizlik. O kadar ki savcılarla hakimler arasındaki anketlerde bile kendileri, kendi mahkemelerine güvenmez bir haldeler. Konut fiyatları. Hayat pahalılığı. İşsizlik. Bunlar gündem. Yoksa parlamenter rejime geçilmiş, geçilmemiş hakikaten lafügüzaf. Ben parlamenter rejimi niye istediklerini de anlamakta zorlanıyorum. Çünkü hakikaten kuvvetler ayrılığı isteniyorsa, parlamenter rejimde yürütme ve yasama ayrımı yoktur, kuvvetler birliği vardır. Parlamenter rejimde yasama ve yürütme birbirinin içinden çıkar. Daha doğrusu, yürütme yasamanın içinden çıkar. Ben milletvekilliği yaptım. Milletvekilleri yürütmenin konforu altında kalıyorlar. Güvenoyu aldıktan sonra. O partiler öyle istiyor. Tamam peki. Bugünkü durumdan da % 100 daha iyi olacaktır. Yani bugünkü bu ucube sistemle karşılaştırılmayacak kadar iyi olacaktır. Hiçbir tereddüt yok ama bu halkı alâkadar eden bir konu değil. Hiç alâkadar etmiyor. Bakın, nasıl alâkadar etmediğinin örneğini de vereyim: Türkiye’de en fazla tartışılan konu, cumhurbaşkanı adayı kim olacak Millet İttifakı’nın değil mi? Bu kadar yetkili olan bir insanın, yetkilerinden şikâyet ederken, siz de sizin mahalleden aynı yetkili biri oraya gelsin istiyorsunuz. Bu ne biçim mantık? Seçmen nezdinde de aynı.

Mesele Erdoğan’ın aşırı otokrat oluşu mu, yoksa sorun Erdoğan’dan öte bir muhalefet sorunu mu, kurumlar sorunu mu? Sorun nerede düğümleniyor yeni sistemde?

Bu yeni anayasa, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi anayasası, Türkiye’de devleti yok etti. Devleti bir kişiye emanet etti. Dolayısıyla yok olan devletin geri gelmesi lazım. Muhalefet partileri de bunu güçlendirilmiş parlamenter sistemle getirmeyi düşünüyorlar. Devlet yok edilmiştir. Devlet bir kişiye emanet edilmiştir. Emanet edilen kişi Tayyip Erdoğan olması dolayısıyla, Tayyip Erdoğan’ın karakteri ve düşünceleri de buna etki ediyor. Mesela ekonomiyi nasla yürütmek istiyor ve yürütüyor veya yürütemiyor. Keza milli eğitimi medrese sistemi içinde yürütmek istiyor. 1923’te kurulan Cumhuriyet’in ana felsefesiyle ihtilafı var. Bu ihtilafı da bütün icraatlarında belli ediyor. Böyle bir durum var. Yarın öbür gün Necdet Sezer’e verin mesela bunca yetkiyi, yine Türkiye yaşanmaz bir yer haline gelir. Baş örtülü insanların sokağa çıkması bile sıkıntılı bir hale gelebilir. Necdet Sezer düşüncesinde bir kişi geldiği takdirde. Pek tabii mahkemeler daha adil, daha hukuka uygun hareket edebilirler ama dindar kesimin de çok büyük sıkıntı çekebileceği bir durumla karşı karşıya kalınabilir. Münferit örnekler üzerinden gitmek istemiyorum. İlhan Kesici’nin güzel bir sözü var, ‘Bu kadar yetkiyi evliyaya versen evliyayı azdırır.’ diyor. Doğru. Bu kadar yetki tek başına kimseye verilmez. Yani henüz demokrasi, özellikle hukuk devleti olduğu iddiasında olan bir ülkede bunun olması söz konusu olmaz, olmamalı da.

“MUHALEFET ERKEN SEÇİM İÇİN İKTİDAR ÜSTÜNDE DEMOKRATİK BİR BASKI KURAMADI”

Erdoğan pratiği, bir kanun hükmünde kararnameyle bir yıl bekleme süresini geri çekebilir ve iki ay sonra bir seçime gidebilir Türkiye. Siz ne düşünüyorsunuz seçim takvimi konusunda, belirleyici olan kim ve ne?

Belirleyici olan Tayyip Erdoğan. Zira belirleme ihtimali olan muhalefet bu konuda laf haricinde, ‘Biz erken seçim istiyoruz.’ gibi, söylemin haricinde demokratik baskı kuramadı iktidar üzerinde. Muhalefet de bugünkü sisteme baktığınızda ciddi olarak bir erken seçim arzusu içinde görünmüyor. Pratikte böyle bir arzu yok. Onlar da bir bekleme süreci içindeler, bir hazırlık süreci içindeler. Bunu büyük ölçüde Erdoğan belirleyecek. Tabii Sayın Devlet Bahçeli’nin de bu konuda yapabileceği bazı şeyler var ama o da seçimin zamanında yapılması gerektiğini söylüyor. Arada bir acaba erken seçim olur mu düşüncesi aklımızdan geçiyor. Mesela bu Ukrayna meselesinde Zelenski’yle Putin’i İstanbul’da masaya oturtup ellerini beraber kaldırsa, Nobel’e bile aday gösterilebilirdi. Nobel adaylığı çerçevesinde pek tabii üç beş puan fark edeceğini düşündüğü için erken seçimi isteyebilirdi ama bugün o konjonktür görünmüyor. Yani ben seçimin 2023’te olacağı kanaatindeyim. Hatta 2023 Haziran’da olma ihtimali kuvvetli bir ihtimal olarak duruyor ortada. Bunu Erdoğan belirleyecek büyük ölçüde. Tabii sürprizler olabilir.

Takvimden bahsettik ama bir de Bahçeli var. Bir gecede alınan kararla seçime gidildi. Böyle sürprizlere açık bir dönemden mi geçiyoruz?

Vallahi zannetmiyorum. Adı üstünde sürpriz olursa sürpriz olur. Buna bir şey denecek bir durum yok ama genel olarak gerek iktidarın gerek muhalefetin durumuna baktığımda ben erken seçim havasını çok kuvvetli bir şekilde görmüyorum. Olur mu olur, ama olursa sürpriz olur.

“ABDULLAH ÖCALAN BİR YASAYLA EV HAPSİNE ÇIKARILIRSA SEÇİM NASIL ETKİLENİR?”

HDP gerçekten Millet İttifakı’nı dışarıdan desteklemeyi de bırakır ve Cumhur İttifakı’yla yol alabilir mi?

Olabilir. Yani olmaz dememe imkân yok. Bir kere partinin kapatılıp, kapatılmaması bugünkü konjonktürde maalesef siyasi etkilerle karar verilecek bir konu olarak görülüyor. Dolayısıyla partilerin kapatılıp kapatılmaması konusunda da sarayla iyi geçinip geçinmemek önemli, çok üzülerek söylüyorum, bugünkü konjonktürde iyi geçinmeyi gerektiriyor. İkincisi, geçenlerde ben de bu partinin bir üyesiyle aşağı yukarı bir saatlik bir sohbet yaptım. Uzun uzun çok samimi bir sohbet oldu. Benim oradaki tenkidim PKK ilişkisi, daha ziyade etnik milliyetçi görüntüsü, yani MHP’yi tenkit ediyorsunuz, sizin ne farkınız var dediğimde, samimi bir şekilde ‘Bizim de farkımız yok.’ dedi. Siz neden ekonomiyi hiç konuşmuyorsunuz? HDP olarak siz madem Türkiye genelinde bir sol parti olarak ortaya çıkacaksınız. Neden mesela TİP kadar bile ekonomi konuşmuyorsunuz? ‘Bize sormuyorlar ki.’ dedi. Arkadaş sormasalar da senin anlatman lazım. Ekonomideki çareler nedir diye. Ekonomide sizler ne yapacaksınız? Ekonomi konuşarak politika yapacak mısınız? Hayır. Olsa olsa Kürt meselesi üzerinden bir siyaset yapıldığını görüyoruz. Çözüm süreci dendiği de Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşları alakadar eden bir süreç daha fazla. Bütün Türkiye’yi alakadar eder ama onları daha fazla alakadar eden bir konu olarak görülüyor. Şimdi daha geniş tabanlı bir siyaset yaparlar mı yapmazlar mı, çok temenni ediyorum. Çünkü çok önem veriyorum ben HDP’ye. Bu etnik milliyetçi görüntüsünden de kurtulması gerektiğini düşünüyorum. Bu arada kendilerinin hakikaten kilit olduklarının farkındalar. Dolayısıyla birtakım gelişmelere göre bir karar alacaklar. Size çok basit bir şey söyleyeyim. Mesela önümüzdeki bir iki ay içinde bir kanun çıksa ve bu kanunda da dense ki 70 yaşını geçen ve 20 seneden fazla hapiste kalan herkes, ayrımı olmadan, ev hapsine alınacaktır. Öcalan bundan faydalanarak çıksa. Nasıl etkiler?

Erdoğan, böyle bir adım atar ya da atmaz ama, kurguladığı Öcalan-Demirtaş karşıtlığı üzerinden bir adım atar mı HDP seçmenini bölmeye dönük?

Atar. Kendi menfaati, siyasi menfaati icap ettiriyorsa bir saniye tereddüt etmeden atar.

Peki sizin söylediğiniz bir bilgiye mi dayanıyor, tamamen faraziye mi?

Gerçekleşebilir.

“CUMHURBAŞKANI ADAYI ESKİ BİR AK PARTİLİ VE MEVCUT BELEDİYE BAŞKANLARI OLMAMALI”

Bunu not alıp aday bahsine geçelim. Sizin için ideal aday sadece ve sadece Erdoğan karşısında sandıkta zafer kazanacak biri midir? Yoksa Erdoğan sonrasını da hesaba katarak güçlendirilmiş parlamenter sisteme ülkeyi taşıyabilecek nitelikte biri mi olmalı? Bu bağlamda deneyimli bir siyasi gündeme gelebilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimi güzellik yarışması değil. Yani altı ay evvel komedyenlik yapan Zelenski’yi seçmemek lazım. Cumhurbaşkanlığı seçimi belirli bir liyakat, belirli bir devlet tecrübesi muhakkak istiyor. Dolayısıyla bu sadece Erdoğan karşıtlığı da o güzellik yarışması haline gelmiş olan yarışmada kim daha fazla oy alır diye hareket edilirse kafamızı taşa çarpma ihtimalimiz çok yüksek. Burada liyakatin çok önemli olduğu kanaatindeyim. Tekrar söylüyorum, cumhurbaşkanlığı seçimi bir güzellik yarışması değil. İkincisi, bugün de devam eden turlara baktığımda Süleyman Bey’in bir sözünü hatırlıyorum, Allah rahmet eylesin. ‘Nelerin olacağını anlamak için evvela nelerin olamayacağını anlamak lazım.’ derdi. Şimdi biz o safhadayız. Nelerin olamayacağını anlama safhasındayız. Neler olmayacak? Bir, eski bir AK Partili Millet İttifakı’nın adayı olmayacak. Yani Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Ertuğrul Günay, Abdüllatif Şener ve diğer başkaları Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olmayacak.

Fakat Abdullah Gül ismi, bizzat Erdoğan tarafından engellendiği için doğal bir rakip haline dönüşmedi mi sizce?

Abdullah Gül eğer cumhurbaşkanı adayı olacaksa, Millet İttifakı’nın değil Tayyip Erdoğan olmadığı taktirde Cumhur İttifakı’nın adayı olabilir. Millet İttifakı’nın adayı olmaz.

O halde olabileceklere geçelim. Öne çıkan..

Belediye başkanları da olmayacak. Yani Ankara Belediye Başkanı, İstanbul Belediye Başkanı, Aydın Belediye Başkanı, Hatay Belediye Başkanı ve diğer belediye başkanlarından biri cumhurbaşkanı adayı olmayacak.

“ANKETLER GÜZELLİK YARIŞMASI! POPÜLARİTEYİ 60 GÜNDE İNŞA EDERSİNİZ”

Anketlere rağmen neden böyle düşünüyorsunuz?

Anketler güzellik yarışması Mehmet Bey. Anketler güzellik yarışması. Bu popülariteyi 60 günde inşa edersiniz. Adayınızı doğru kriterlerle seçtikten sonra. Ekrem İmamoğlu’nu seçimden 90 gün evvel kim tanıyordu İstanbul’da?

Belki Beylikdüzü sakinleri.

Beş Milyon civarında oy aldı değil mi? Beş milyonun içinden kendisini bizzat tanıyan 5.000 kişi var mı? Siyaset pazarlama veya marka meselesi 60 ila 90 günde rahatlıkla yapılabilecek bir meseledir. Onu bir kenara bırakın. Güzellik yarışması sonucu gelmiştir.

O halde Millet İttifakı’nı aday belirleme noktasında geç kalmakla eleştirenlere katılmıyorsunuz? Aday belirlemek için acele edilmemeli.

Hiç katılmıyorum. Ben burada Kemal Bey’in ve Meral Hanım’ın tavrını son derece doğru buluyorum. Cumhurbaşkanlığı seçim tarihi ortaya çıksın, seçim takvimi zamanına göre Haziran 2023’e doğru yürüsün. O zaman belki gelecek senenin ilk ayları içinde aday ortaya çıkarılır ve kampanya başlar. 60 ile 90 gün de bir kampanya için yeterlidir.

“ELİ AYAĞI TUTTUĞU MÜDDETÇE ERDOĞAN ADAYLIKTAN VAZGEÇMEZ”

Erdoğan’ın aday olmaması mümkün mü?

Ben Sayın Erdoğan sağlığı müsaade ettiği müddetçe aday olmamayı düşüneceğini zannetmiyorum. İşte çekilir mi? Yerine Abdullah Gül gelebilir mi veya Berat Albayrak tekrar ortaya çıkarılabilir mi? Bir sürü laf konuşuluyor ama ben Sayın Tayyip Erdoğan’ın bu kadar iddialı bazı programları, özellikle eğitim konusunda yeni bir nesil yetiştirme konusundaki iddiasını gördüğüm zaman, bu ekonomideki iddia falan gibi bir şey değil. Yeni bir nesil yetiştirmek istiyor. Dindar bir nesil yetiştirmek istiyor. Alışkanlıklar da var. Saray’a çok alıştılar. Eli ayağı tuttuğu müddetçe adaylıktan vazgeçeceği kanaatini taşımıyorum.

İdealist gerekçelerle millete hizmet aşkı mı, yoksa olası bir iktidardan inme durumunda hukukla yüzleşme riski mi? Nedir Erdoğan’ı adaylık konusunda mecbur kılan?

Hepsi. Birincisi, bu hesap verme meselesi kolay bir iş değil. Hesap sorma kültürü Türkiye’de yok. Hesap sorulmuyor. Kime soruldu bugüne kadar hesap? Yani hesap soracağız falan diyorlar ama ondan sonra o hesaplar sorulmuyor. Ayrıca Erdoğan’a hesap sorabilmek için Meclis’te 400 sandalyeye sahip olmanız lazım. 400 sandalyeyle ayrıca başlatabiliyorsunuz. Evet, doğru. Bugünkü sistem içerisinde sadece vatana ihanetten değil her suçtan yargılanabiliyor. Yürütmenin başı olarak anayasa o şekilde. Evvela 400 sandalyeyi almanız lazım. Erdoğan’ın birinci çekincesinin o olduğu kanaatinde değilim. Muhakkak ki bazı fikirler kafasından geçiyordur. Yanındakiler endişe ediyordur. Yanındaki bazıları tir tir titriyordur. Doğru. Ama Erdoğan’ın birinci motivasyonu o değil. Erdoğan’ın birinci motivasyonu, alıştığı bu kudret. Bu alışkanlıktan vaz geçmek çok zor. İkincisi, hakikaten kafasında Cumhuriyet ile kavga eden zihniyetin içinde yeni bir nesil yetiştirmek, bu neslin içinde belki hilafete uzanan bazı değişiklikleri yapmak bir numaralı motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyorum.

“KILIÇDAROĞLU GAYET OLGUN BİR ŞEKİLDE, SEÇİLEMEYECEĞİNİ HİSSEDERSE VAZGEÇER”

Kılıçdaroğlu’nun sünnî çoğunluk üzerinde olumsuz bir etki uyandırma ihtimali var.  Neden kendini önde tutuyor örtülü ya da açık olarak, gerçek adayı korumak için mi?

Ben kendisinin istediği kanaatindeyim. Şu anda yapılmakta olan egzersiz, nelerin olamayacağının ortaya çıktığı egzersiz. Kılıçdaroğlu % 100 istiyor. Masayı ikna edebilirse, hepsi birden evet derse olacak. % 100 istediği muhakkak ama dediğim gibi nelerin olamayacağını anlama süreci içindeyiz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da kazanma kazanamama riskinin kuvvetli olması dolayısıyla son 60 gün, 90 günlük süreçte vazgeçme ihtimalini de olma ihtimali kadar kuvvetli görüyorum. Ailesi de isteyebilir ama çok aklı başında bir insandır. Ben aynı dönemde milletvekilliği de, yaptım ilk milletvekili olduğumuz dönemde. Kendisini de şahsen hakikaten severim birçok noktada tenkit etmeme rağmen insan olarak çok severim. Kendisi gayet olgun bir şekilde zamanı geldiğinde, eğer seçilemeyeceğini hissederse vazgeçer.

Makul davranacaktır diyorsunuz bu süreçte.

Herkes. Meral Hanım da makul davranır. Meral Hanım inanılmaz makul davrandı. Baştan % 15’lik belki % 20’ye gelebilecek bir partinin başı olarak ben geçen seferden tecrübe edindim. Kazanacak bir çatı aday çıkartmamız lazım, feragat ediyorum dedi. Daha ne yapsın? Bakın eski bir AK Partili olmayacak, belediye başkanlarından biri olmayacak, Kemal Bey ikna ederse olacak, Kemal Bey ikna edemediği taktirde belki Meral Hanım’a teklif edebilirler veya mesela hep beraber İlhan Kesici gibi bir ismin üzerinde mutabakat sağlayabilirler.

“EKREM İMAMOĞLU CUMHURBAŞKANLIĞINI DEĞİL, CHP GENEL BAŞKANLIĞINI DÜŞÜNMELİ”

Erdoğan, toplumsal kutuplaşma üzerine bir siyaset inşa etti.  Fakat muhalefet farklı grupları bir araya getirebilecek bir söylem benimsemeye çalışıyor. Sizin için bu bağlamda ideal adaylar, işaret edebileceğiniz  adresler var mı?

İsimler artık konuşulmaya başlanır. Ben mesela İlhan Kesici’yi ideal bir aday olarak görebilirim. Kemal Bey’i, masayı ikna ederse gayet makul bir aday olarak görebilirim. Meral Hanımefendi bir konsensüsle aday olarak çıkarsa onu da gayet makul bir aday olarak görebilirim. Onun  haricinde belki bir iki kişi ilave etme imkanı olabilir ama geri kalanların pek olma ihtimalini görmüyorum. Ekrem İmamoğlu, çok büyük bir başarı kazanarak geldi ama bu başarı kendi başarısı değildi. Partisinin, İYİ Parti’nin, teşkilatın ve en önemlisi Tayyip Erdoğan’la olan artık yılgınlığın, bıkkınlığın, tepkinin başarısı olarak geldi.

HDP’nin desteği.

HDP’den muazzam bir destek vardı. Onun altını da tabii çizmek lazım. Bütün bunları dikkate aldığımızda, daha bu genç yaşında eğer sistem de değişecekse, yetkisiz protokol gereği bir cumhurbaşkanı adayı olmak yerine, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanlığına aday olması… Çünkü Kemal Bey çekileceğini söyledi. Artık herkes o konuyla meşgul ve mesela İstanbul’u kazanan ekibiyle beraber, Canan Hanım’la beraber, başkalarıyla beraber, CHP’yi bu sıkıştığı % 20-25 bandından… Ana muhalefet partisi kıpırdayamıyor yerinden. Belki Ekrem İmamoğlu gibi bir taze kan CHP’nin başına ihtiyaç olarak görülebilir, Türkiye demokrasisi açısından. Yani protokol gereği bir şekle indirilecek bir cumhurbaşkanlığına talip olmak yerine bu kıymetli ismini, markasını daha da güçlendirerek CHP’nin başına aday olsa, HDP’yle veya Kürt seçmenle daha iyi ilişkiler kurabilen, hakikaten çevreciliği de dikkate alan, sosyal adaleti de dikkate alan, hiç olmazsa Ecevit’in % 42’sini yakalayabilecek olan bir CHP genel başkanlığına soyunmayı onun kariyer planlaması açısından çok daha gerçekçi görüyorum.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram