Devlet’in kırmızı çizgilerine karşı Diyanet’i kim koruyacak?

Bugün rejime can suyu olan politikacıların tetikçiliğine soyunan Diyanet, bir gün o politik zihniyetin tasfiyesi ile birlikte korumasız ve yapayalnız kalabilir. İşte o gün ipi çekilmek için sahneye alındığında devletin kırmızı çizgilerine karşı Diyaneti kim koruyacak, doğrusu çok merak ediyorum.

AYHAN TEKİNEŞ 15 Mayıs 2022 GÖRÜŞ

Diyanet işleri Başkan’ı Ali Erbaş son Kazakistan seyahatinde dini bir cemaatin “devletin kırmızı çizgisi olduğunu ve onlarla ilişkiye girenleri hain ilan edeceklerini” iddia etti. Bir din adamının resmi bir kurumu temsil etse de dini ve ahlaki argümanlar yerine politik bir argümanlara sığınması hem bir çaresizliği hem de diyanet kurumunun nasıl politize olduğunu gözler önüne serdi. Özellikle de seçilen politik argümanın güvenlik argümanı olması Diyanet’in üst düzey bürokrasisinin son süreçte yaşadığı savrulmayı daha da belirgin hale getirdi.

Seküler çevreler yıllarca islamcıları devleti İslamlaştırmakla itham ettiler. Bugün gelinen noktada devletin İslamlaşması gerçekleşmedi ama Diyanet teşkilatı neredeyse devletin resmî ideolojisiyle bütünleşerek sekülerleşti. Devlet, şu an Diyanet’i diğer güvenlik kurumlarıyla birlikte güvenlikle alakalı konularda rahatça kullanabilmektedir.

Camilerde okunan hutbelerin hazırlanma sürecinde istihbaratçı memurların yer aldığı, hutbelerin toplum mühendisliği için kullanıldığı zaten gözlemleniyordu. Ancak yine de Diyanet bürokratları dini kavramlarla konuşmaya, ayet ve hadislerle örnekler getirmeye devam ediyordu. Başkan Ali Erbaş’ın son konuşması ise artık Diyanet’in Din’in değil devletin gücüne dayanmayı tercih ettiğini ortaya koydu. Hatta Başkan, devletin güvenlik diskurunu kullanarak açıkça kendi halkının bir kısmını ve diğer ülke halklarını hıyanetle tehdit etti.

Farklı ülkelerdeki Müslümanlara yardım etmek için çaba sarf eden Diyanet gitti, yerine diğer ülke Müftülüklerini tehdit eden bir diyanet geldi. Ülkelerin egemenliklerini ve insanların milli onurlarını hiçe sayan bu tehdit dilinin ekonomik açıdan Türkiye’den daha iyi bir konumda olan İslam ülkelerine karşı işlevsiz olduğunu bildiklerinden dolayı İslam Birliği Zirvesi’nde tamamen farklı bir üslup benimsendi. DİB Ali Erbaş, Abu Dabi’deki İslam Birliği Zirvesi’nde yaptığı konuşmada yeniden İslam kardeşliğini ve Müslümanların global problemlerini hatırlama ihtiyacı duydu.

Din devlet ilişkilerinde dini argümanlar bazen ikna bazen de tehdit için kullanılır. Emevi halifeleri ve tarih boyunca despot hükümdarlar, dini argümanları kendilerine itaat etmeyen halkı ve ulemayı sapkınlık ve din dışılıkla tehdit için kullanmışlardır. Öte yandan dini argümanların toplumsal barışı tesis için kullanıldığının da birçok örneği vardır. Sıffin Savaşı’ndan sonra 12.00 kişilik harici ordusu şehrin hemen yakınında beklediği halde Hz. Ali, onlarla görüşmek ve tartışmak üzere Hz. Abdullah b. Abbas’ı göndermiş ve nasıl tartışması ve hangi argümanları kullanması gerektiğini de tafsilatlı bir şekilde anlatmıştır. Bu tartışmalar sonucunda haricilerden birçoğunun savaştan vazgeçtiği rivayet edilir. Halbuki kolayca bastırabilecekleri isyan hareketleri liderlere birçok politik fırsat sunar. Güvenlik gerekçe yapılarak muhaliflerini korkutur, toplum baskı altına alınır, hatta potansiyel lider adayları tasfiye edilir. Ancak Hz. Ali’nin kendisine karşı gerçekleştirilen isyan hareketlerini şiddetle bastırıp, politik çıkarlar elde etmeyi tercih etmek yerine dini argümanlarla muhaliflerini ikna etmeye çalıştığını görmekteyiz. Bu durum hem onun politik çıkarcılıktan uzak durduğunu hem de kendi pozisyonunun haklılığına olan güvenini ortaya koymaktadır.

Emevi Halife’si Ömer b. Abdülaziz döneminde valilerden birisi kendi bölgesindeki bir kişiyi Halife’ye hakaret ettiği gerekçesiyle öldürmek istediğini mektupla bildirir. Ömer b. Abdülaziz, “Şayet bana hakaret etti diye bir adamı öldürürsen sana kısas uygularım” diyerek, valinin bu isteğine karşı çıkar. Devlet otoritesinin devlet başkanında toplandığı bir dönemde bile yöneticiye hakaret hatta sövmeyi Halife Ömer b. Abdülaziz politik çıkarı için kullanmayı uygun görmez. Pekâlâ devleti tehdit ediyor, otoriteye zarar veriyor diye kendisine saygı göstermeyen kişiyi cezalandırabilir; halka korku salabilirdi. Ancak o, bunun yerine hukuku ve bireylerin haklarını vurgulamayı esas alarak, şiddetten sakınması konusunda kendi valisini uyarmayı tercih etmiştir.

Devletin güvenlik politikalarının kırmızı kitaplarla ve devlete hıyanetin kırmızı çizgilerle belirlendiği bir ülkenin otoriter ve despot karakteri zamanla her kuruma yansır. Diyanet daha önceki dönemlerde de devletin kırmızı çizgilerine uygun davranıyor, dini hükümleri devletin izin verdiği ölçülerde dile getiriyordu. Devletin kurucu felsefesi olan ilke ve inkılaplara mutabık davranmayı gizli bir anayasa gibi titizlikle takip ediyordu. Buna rağmen halkın çoğunluğu Diyanet’in bu tutumuna hoş görüyle yaklaşıyor; tutarsızlık ve yanlışlıklarına karşı, baskı altında olduklarını var sayarak, müsamaha gösteriyordu. Fakat şimdi farklı bir durumla karşı karşıyayız. Sayın Başkan’ın Kazakistan’daki konuşmasının da açıkça gösterdiği gibi, Diyanet artık devletin mağdur ve mazlum ötekisi değil, doğrudan rejim adına hareket eden ve rejimin güvenlik politikalarını uygulayan temel bir kurumu haline dönüşmüştür.

15 Temmuz’da temelleri atılan yeni rejimin kurucu unsuru haline gelmesi kısa vadede Diyanet’e bazı faydalar da sağlamıştır. Görünürlüğünün artması, ekonomik çıkarlar elde etmesi ve protokoldeki yerinin iyileştirilmesi akla ilk gelen örneklerdir. Geçmişte rejimle halk arasında köprü işlevi gören son süreçte ise rejimin doğrudan savunucusu ve adeta lejyonerine dönüşen Diyanet’in bu yeni pozisyonunun sürekli ve kalıcı olması biraz şüphelidir. Zira despot rejimler, kurucu doktrinin tehlikeye düştüğü ve yetersiz kaldığı dönemlerde farklı politik grupları öne çıkararak kendini yenilemek ister. Kirli rejimlere can suyu veren bu politik figürler bir süre sonra tasfiye edilir. Tasfiye süreçleri çoğu zaman arkada büyük acılar bırakır. Bugün rejime can suyu olan politikacıların tetikçiliğine soyunan Diyanet, bir gün o politik zihniyetin tasfiyesi ile birlikte varlığını borçlu olduğu tüm dini ve moral gerekçelerden yoksun, korumasız ve yapayalnız kalabilir. İşte o gün ipi çekilmek için sahneye alındığında devletin kırmızı çizgilerine karşı Diyaneti kim koruyacak, doğrusu çok merak ediyorum.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram