Denizi ay gibi seven ressam 205 yaşında

Türkiye’de “Ermeni asıllı Rus” ressamın, padişahlar tarafından liyakat madalyalarıyla onurlandırıldığı ve İstanbul’u çok sevdiği anlatıldı hep ama anlatılmayanlar da vardı.

ALİN OZİNİAN 31 Temmuz 2022 GÖRÜŞ

“Ay’ın sevdiği gibi sevmek yeryüzünü ve yalnızca gözlerimle dokunmak onun güzelliğine.”
Böyle Söyledi Zerdüşt, Friedrich Nietzsche

“Zamanın en büyük deniz ressamlarından biri” olarak kabul Hovhannes Aivazovsky’nin “Benim için yaşamak çalışmaktır” sözüne sadık kaldığı rivayet edilir. 6 binden fazla esere imza attığını bildiğimize göre, Aivazovsky’nin bohem bir ressamdan öte, başarılı bir “sanat üreticisi” olduğunu düşünmek hata olmaz…

Ukraynalıların Ukraynalı, Rusları Rus, Ermenilerin Ermeni kabul ettiği Hovhannes (Türkiye’de bu isme Ohannes deniyor) – Aivazovski, Kırım’da bir Karadeniz liman şehri olan Feodosiya’da, Ayvazyanların yoksul ailesinde 29 Temmuz 1817’de dünyaya geldi.

Çocukken yaşadığı evin duvarlarına kömürden çizdiği resimler ve resme takıntılı ilgisi babasının arkadaşı ve şehrin mimarı olan Koch’un dikkatini çekti. Aivazovsky’nin kaderi Koch’un onu “keşfetmesi” ile başladı.

Aivazovsky, Simferopol Lisesi’nde iken resim yeteneğinden ötürü henüz 16 yaşında Çar I. Nikolay’ın emriyle St. Petersburg Akademisi’ne gönderildi. Çocukluk döneminden itibaren kimi zaman süt liman, kimi zaman fırtınalı, gün doğarken ve gün batarken, denizin tüm değişen hallerini gözlemleyebilme fırsatı buldu.

Akademideki çalışmaları, açılan sergiledeki eserleri dikkat çekti. Kazandığı ödüller sayesinde, İmparator I. Nicholas’ın takdirini de kazandı. I. Nicholas, Baltık Donanması ile Finlandiya Körfezi’ne deneme seferi yapacak olan oğlu Grandük Konstantin Nikolayeviç’e eşlik etmesini isteyince, Aivazovsky’nin deniz üzerindeki yaşantıyı ilk elden gördü, imparatorluk donanması ile hayatının sonuna kadar devam edecek bağı böylece doğmuş oldu.

Yıllar süren seyahatleri ve çalışmaları sırasında birçok ülkede sergiler açtı, dönemin en yetenekli Rus ressamı olarak ün kazandı. Ermeni kimliğinin üstünde durulmasa da o kimliğini gizlemedi, aksine kimliği siyasi görüşlerine de yön verdi.
1830’ların sonunda ünlü Rus şair Puşkin’le tanıştı. Puşkin ve onun şiirleri Aivazovsky’i çok etkiledi. 1840’ta İtalya’ya gitti. Rönesans’ın doğduğu topraklarda Gogol ile tanıştı, birlikte yolculuk yapma fırsatı buldu. Roma’da İngiliz romantik ressam Turner’la tanıştı.

Papa 16. Gregory, Aivazovsky’nin ünlü Kaos adlı eserini Vatikan için satın alınca, ünü St.Petersburg’u salladı. Bir Rus ressamın, Batı sanat çevrelerinde başarı kazanamsı, Rusya için çok önemliydi. 1844’te Rusya’ya dönüşünde artık Rus Donanması’nın resmi ressamıydı. Bu yükselişi ile sanattaki adı “deniz ressamı” oldu.

Aivazovsky 1845’de yılında, Konstantin Nikolayeviç ile birlikte Anadolu, Ege Adaları ve Doğu Akdeniz’e yapılan bir geziye katıldı. Gezinin durakları arasında İstanbul ve Truva da vardı. Geziden hemen sonra 1846’da Feodosiya’da düzenlediği sergi ile ilgili belgelerden birinde şu satırlar yer alıyordu: “Üç küçük manzaradan en çok Truva’yı beğendim. Onda bir tür hüzünlü şiirsellik var ki her şeyden önce bunu ifade etmek istiyorum.”

1845’te geldiği İstanbul’da Sultan Abdülmecit tarafından Beylerbeyi Sarayı’nda kabul edildi. 1845-1890 arasında İstanbul’a toplam dört ziyaret yaptı.

1874’teki ziyaretinde Mimarbaşı Sarkis Balyan’ın Kuruçeşme Adası üzerinde bulunan evinde bir ay misafir olarak ağırlandı. Tatile gelmemişti, Sultan Abdülaziz’in Dolmabahçe Sarayı için sipariş ettiği tabloları hazırladı. 1890’daki son ziyaretinde ise Sultan II. Abdülhamid’in huzuruna kabul edilerek padişaha iki tablosunu hediye etti.

Eserinin büyük kısmı, St. Petersburg, Moskova ve Yerevan devlet müzelerinde sergilenmekte. 30 kadar eseri ise Türkiye’de; Dolmabahçe Sarayı, Deniz Müzesi, Askeri Müze, Fener Rum Patrikhanesi ve İstanbul Kumkapı Ermeni Patrikhanesi’nin koleksiyonlarında bulunmakta.

Aivazovsky’nin 200’den fazla İstanbul tablosu var, bir deniz ressamı için kuşkusuz muhteşem bir şehir İstanbul. Türkiye’de “Ermeni asıllı Rus” ressamın, padişahlar tarafından liyakat madalyalarıyla onurlandırıldığı ve İstanbul’u çok sevdiği anlatıldı hep. Ama anlatılmayan, üzerinde durulmayanlar da vardı.

1894-1895 Sultan Abdülhamid döneminde Osmanlı’da Ermenilere katliamlar yapıldığında, Ayvazovsky olup bitenden çok etkilendi. 1915 Soykırımı’nın gölgesinde kalsa da, Ermenilere yönelik 1894-96 Katliamları, Osmanlı’daki Ermeni varlığına vurulan en büyük darbelerden biriydi.

1894’te Sason’da, 1895’te Trabzon’dan başlayarak tüm Orta ve Doğu Anadolu vilayetlerine, Halep ve Kilikya’ya yayılan, 1896’da ise Van, Eğin ve İstanbul’da yapılan bu katliamlardan sonra, 80 yaşındaki ressam, Osmanlı padişahları tarafından verilen madalyalarını önce köpeğinin boynuna bağlayıp doğduğu şehir Kırım Thedosia’daki (Kefe) Türk tüccarların mahallesine gitti, orada herkesin gözüne madalyaları sokarcasına yaptığı yürüyüşten sonra, Aivazovsky, köpeği ile birlikte deniz kenarına gidip madalyaları denize attı.

Ertesi gün, Osmanlı Konsolosu ile buluşan ressam, “Madalyaların hepsini denize attım, bak kurdeleleri burada, al bunları Padişah’a götür, isterse o da benim resimlerimi denize atsın, umurumda bile değil” dedi.

Ressam, ilerleyen günlerde ‘Trabzon’daki Ermeni Katliamı’, ‘Gecedeki Yalnız Gemi’ ve ‘Marmara Denizi’nde Trajedi’ eserlerini yaptı. Aivazovski’nin o yıllarda Batı Ermenistan’dan Theodosia’ya kaçan çok sayıda Ermeni’ye de yardım ettiği biliniyor.

Aivazovsky’i de tarihin ve yaşananların bir kısmını görmezden gelerek ya da istediğimiz taraflarını cımbızlayarak tanıyor ve anıyoruz. Doğru değil bu.

Hovhannes’in hikayesi sadece sanat tarihi değil, insani açıdan da emsalsizdir bence. Gösterişsiz bir karadeniz limanında doğan fakir çocuğun, hayatının sonunda dünyada en fazla tanınan ressamlardan biri olması ilham vericidir.

Duvarlara kömürle yaptığı çizimler ona önce St. Petersburg İmparatorluk Akademisi’nde bursun, sonrasında ise dünyanın yolunu açmıştır. 20li yaşlarında uluslararası üne ulaşmıştır: dünyanın dört bir yanındaki sergileri muazzam kalabalıklar tarafından ziyaret edilmiştir. Yazarlar ile arkadaş olmuş, imparatorlar, sultanlar ile çalışmıştır. Gittiği her yerde çoşkuyla karşılaşmıştır.

18 Nisan 1900’de atölyesinde, 83 yaşında ani bir beyin kanamasıyla şövalesinin başında hayata gözlerini kapayan Aivazovsky, sadece denizin değil “hayatta her şey mümkündür’ün” ressamıdır bence.