‘Borsa Kralı’ Nasrullah Ayan: ‘Kurlar patlamaya hazır bomba gibi; halk bilerek, isteyerek fakirleştiriliyor’

'Borsa Kralı' Nasrullah Ayan Kronos'a anlattı: Türkiye yönetilmiyor, savruluyor. Kur Korumalı Mevduat, Demirel'in dediği gibi Türkiye'nin 70 cente muhtaç olduğunun ilanıdır. Yastık altında para var ama vatandaş bu iktidara güvenip çıkarır, verir mi? Halk bilerek fakirleştiriliyor.

HİCRAN AYGÜN 11 Nisan 2022 SÖYLEŞİ

Bir dönem borsa ve para piyasalarına damga vuran ve 1994’te Hürriyet gazetesinin attığı “Borsa Kralı” manşetiyle tüm servetini bir günde kaybeden Nasrullah Ayan, dövizdeki dalgalanma, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı sarmalında Türkiye’nin neden bu duruma geldiğini Kronos’a anlattı.

Ayan’a göre “AKP’nin 2013’e kadar doları sabit tutması ‘gerçekçi olmayan bir refaha’ neden oldu. Türkiye dövizi düşük tutmaya gayret gösterdi. Düşük tutmak için de meşhur 128 milyar doları sattı. Doları satınca Türk Lirası korunmasız kaldı. Sonra olaylar çığırından çıktı…” Ayan’a göre Türkiye bu durumdan sadece seçimle çıkar.

‘DÖVİZİ ENFLASYON KADAR YÜKSELTMEZSENİZ KRİZİ HALININ ALTINA SÜPÜRMÜŞ OLURSUNUZ’

Yüksek enflasyon, gıda fiyatlarının artışı, hayat pahalılığı pandeminin ve savaşın etkisiyle arttı. Ancak Türkiye’de bu durum fazla ‘abartılı’ değil mi?

Aslında pandemi dünya için de bir gerekçe oldu. Dünyada zaten bir enflasyon yükselmesi bekleniyordu. Ancak bizim enflasyonun dünya enflasyonuyla bir ilgisi yok. Dünyada yüzde 6-7 enflasyon oldu. Anormal yüksek… 40 yıldır görülmeyen bir enflasyon. Türkiye’de enflasyon farklı, tamamen yanlış yönetimden kaynaklanan bir durum. Türkiye bir sarmala girdi. Döviz kuru yükseliyor. Kur yükselince ithal ürünlerin fiyatları yükseliyor, bu kez içeride imal edilen ürünlerin fiyatları yükseliyor, bu da enflasyonun yükselmesine neden oluyor, ardından döviz kurunu etkiliyor… Böyle bir sarmal yaşıyoruz. Seninle 2017’de bu konuyu konuşmuştuk. O tarihlerde hala ‘kontrol edilebilir’ bir döviz vardı. Patlamak üzere olduğunu konuşmuştuk, görüyorduk. AKP iktidara geldiği ilk 10-12 yıl boyunca döviz kurunu neredeyse sabitlemişti. Bununla gerçekçi olmayan bir refah yarattılar. Aslında sonradan ödenecek bir refahtı bu. Ali Babacan’ın ‘Bizim zamanımızda döviz yükselmemişti’ dediği hikaye bu… Çünkü enflasyon kadar doları yükseltmezseniz, onu halının altına süpürmüş olursunuz.

Bu ne demek?

Enflasyon kadar paranın bir şekilde değer kaybetmesi lazım. Bunu ertelerseniz, bunu halının altına süpürmüş olursunuz. Türkiye 2002’den yani AKP iktidara geldikten sonra 2013’e kadar kuru yükseltmedi. Ama bir enflasyon vardı ve devam ediyordu. O tarihte yüzde 250’ye yakındı. Dolayısıyla bunu da halının altına süpürmüş oldular.

İnsanların o zaman alım gücü daha iyiydi ama…

Tabi… Çünkü ülkeye para yağıyordu. Para girdiği için de insanlar hissetmiyordu. Sonra 2013’te eski FED Başkanı Ben Bernanke’nin ‘Biz artık yeteri kadar para bastık. Parasal daralmaya gideceğiz’ dedi. Yani Gezi’den önce -ki hükümet bunu Gezi’ye bağladı- ABD sıkılaştırmaya gideceğini açıkladığı gün dolar kontrolden çıktı. Bunu o zaman da söylemiştim. Önce hafif hafif yükseldi, 2017-2018’e geldiğimizde 3.5-4 lira civarlarındaydı. Esas patlamayı 2018’den sonra yaptı. Çünkü hükümet arka arkaya hatalar yapmaya başladı.

İktidarın ekonomi yönetiminde en büyük hatası neydi?

2018’den sonra hala devalüasyon normal giderken Rahip Bronson olayından sonra iktidar ABD’yle kavgaya tutuşunca, o zaman Türkiye’ye ders vermek üzere bir kur saldırısı meydana geldi. Biz buna ekonomide ‘kur atağı’ diyoruz. Rahip Bronson iade edildiğinde aslında kur başladığı yere döndü. 7.20’den 4.80’e geriledi. O dönemde Türkiye rezervine dokunmayıp artırabilirdi. İnadına Türkiye dövizi düşük tutmaya gayret gösterdi. Düşük tutmak için de meşhur 128 milyar doları sattı. Doları satınca Türk Lirası korunmasız kaldı. Sonra olaylar çığırından çıktı.

KKM, TÜRKİYE’NİN 70 CENTE MUHTAÇ OLDUĞUNUN İLANIDIR

128 milyar dolar kime satıldı?

Yabancılar Türkiye’den çıkmak istiyordu ve bunun için kolaylık sağlandı. Bir kısmı yabancılara, bir kısmı da kendi işadamlarının yurt dışında güçlenmesi için gönderildi. Tam olarak bilmemiz mümkün değil. Ancak 128 milyar dolar karşılığında gelen bir 750 milyar lira var. Bugün 750 milyar lirayla ancak 40 milyar dolar alabilirsiniz. Zaten 88 milyarını baştan kaybediyorsunuz. Zaten o günden bugüne servet transferleri yapılıyor. Şu anda da aynı yöntemi Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi ucube bir sistemle devam ettiriyorlardı. 1967’de Demirel ve Özal zamanında icat edilen Dövize Çevrilebilir Mevduat’la (DÇM) aynı sistem. DÇM sona erdiğinde biz 249 irili-ufaklı bankaya borçluyduk. Demirel’in meşhur ’70 cente muhtacız’ sözünü ettiği dönemdir. KKM ve DÇM’nin bir ötesi. KKM’de ‘Yatır paranı vade sonunda dolar ne olursa olsun farkı sana ödeyeceğim’ deniyor. Biz aslında buna Türk Lirası’na dönülmüş gibi bakıyoruz aslında dolara dönmemiş olanları dolara teşvik ediyoruz.

Bu nedenle de kur bir türlü aşağıya inmiyor.

İnmiyor, indiği zaman da patlamaya hazır bir bomba gibi bekliyor. Çünkü önünde sonunda o paraları dolara çevirecekler.

‘HALK BİLEREK, İSTEYEREK FAKİRLEŞTİRİLİYOR’

KKM’de biriken TL nedeniyle piyasada para olması gerekmiyor mu?

Hayır bu para bankada duruyor. Aslında sıkıntı orada, çünkü bankalar bir yandan da kredi vermeye devam ediyor. Bankalar bu parayı yüzde 14-16’yla alıyor, yüzde 25-30’la ihtiyacı olanlara satıyor. İhtiyacı olanlar da ev ve araba alacak olanlar. Bu da müteahhitlere, sanayiciye gidiyor. Fakat enflasyon yüzde 120 hatta yüzde 140. Dolayısıyla enflasyon yüzde 140 olduğu için yüzde 30 faiz ödese bile çok ucuz. Önünde sonunda döviz ile faiz farkı arasındaki fark Hazine’den çıkıyor. Yani fakir halkın cebinden çıkıyor. Son üç ayda fark ettiyseniz bankalar müthiş bir kar açıkladı. Toplanan paralar faiz gelirinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla biz bankalara sahip çıkmış olduk. Müteahhitlere zaten ev kredileriyle sahip çıkıyoruz. Bunların hepsi fakir halkın sırtından alınıp Türkiye’nin ihtiyacı olduğu varsayılan sektörlere aktarılıyor. Bankacılık, otomotiv ve inşaat paradan bu üç sektör faydalanıyor.  Şimdi bir de marketlere para aktaracağız. Türkiye bilerek ve isteyerek bir Ortadoğulu ülke haline geliyor. Halk bilerek fakirleştiriliyor, artık orta sınıf falan kalmadı.

Ekonomi nasıl yönetilmeliydi şimdiye kadar?

Şu anda bunu tartışmanın zamanı değil ama böyle yönetilmemeliydi. Ekonomiden önce Türkiye’nin iki büyük sorunu var… Eğitim ve adalet…

Bu iki unsurun enflasyon ve hayat pahalılığına direk nasıl bir etkisi oluyor?

Adalet olmayan yerde kimsenin sesi çıkmıyor. Şimdiye kadar bir yerlerde durumun protesto edilmesi ve insanların seslerini çıkarması gerekmiyor muydu?

ADAM ÇIKIP ‘ABD’DE ENFLASYON YÜZDE 700 DİYOR’ İNSANLAR BUNA İNANIYOR

Ama bizim geleneklerimizde isyan ya da toplumsal ayaklanma yok?

Türk toplumunun geleneğinde isyan yok, bunu daha önce de konuşmuştuk. Yeniçeri, Alevi ve sonrasında Kürt isyanları var… Gezi’yi isyan bile saymıyoruz.  Gezi gurur duyduğumuz bir olaydı ama çok kozmopolitti. Bir daha o yapısıyla Gezi olamaz. Eğitime gelirsek; enflasyon hesaplayamayan bir topluma sahip olduk. Adamın birisi ABD’de yüzde 7’lik enflasyon için yüzde 700’dür diyor. İnsanlar buna inanıyor.

Enflasyon ve gıda fiyatlarının düşmesi için ne yapmak gerekir?

Türkiye’nin sorunu üretmemek. Enflasyon bununla düşer. Tarım artık yok, ülkenin sanayisi montaj sanayisi… Ülkede sanayinin dönüşmesi için ithalat yapması gerekir. Ülkede, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) var, adam prim yazıyor kendisine… İhraç ettiklerinin iki katı ithalat yapıyorlar, onu anlatan yok.

Tüm bu olumsuzluklara kısa vadede çözüm öneriniz…

Seçim… Taze kan, düşünen insanlar… 1994 krizinde Türkiye akil insanları topladı ve ‘Bu süreçten kısa sürede nasıl çıkarız’ diye çözüm üretmeye odaklandılar. Biraz da IMF destek oldu, krizden çıktık. 2001 krizinden de böyle çıktık. Şimdi rakamlar çok farklı ve dış politikada inanılmaz savruluyoruz. Türkiye yönetilmiyor savrulmuyor. Bunların değiştiği gün mutlaka bir şeyler olur. Türkiye’yi bundan önceki krizlerden çıkaran hepimizin karşı olduğu ‘gri ekonomi’ olmuştur. İnsanlar altınlarını ve paralarını evlerinde saklıyor.

‘YASTIK ALTINDA PARA VAR AMA VATANDAŞ BU İKTİDARA GÜVENİP VERİR Mİ?

Hala saklanacak kadar para var mı? Yastık altındaki altınlar ülkeyi düze çıkarır mı?

Var ama giderek onu da tüketiyorlar. Doların değerini vermediğiniz sürece o döviz sisteme girmiyor. Bu nedenle ekonomi tıkanıyor. Geriye Merkez Bankası’nın para basması kalıyor. Yastık altındaki para çıksa Türkiye düze çıkmaz. Bu bir hikaye… Yastık altındaki yaklaşık 400-500 ton altın ilk kez meşhur 24 Ocak kararlarında çıktı. Bu altınlar o zaman Türk ekonomisini düzlüğe çıkardı. O zaman bu altınlar devlet eli ve marifetiyle bankerler kanalıyla bankalara aktarıldı ve bu paralar battı. İnsanlar bir süre faiz aldılar sonra da alamadılar. Türkiye’yi yönetenler açısından bu bir dezavantaj. İnsanlar hala bankerlik olayını unutmadılar. O dönem altınların çıkması için Türkiye’de birkaç neden vardı. Bunlardan ilki Türkiye’de 80 öncesinde faizler çok düşüktü. 24 Ocak’la serbest bırakıldı. Yıllık yüzde 5 faizden aylık yüzde 10-12’leri gördük. Türk Lirası’nın gelirleri arttı. İkincisi; dünyada altın 1971’den sonra altın 34 dolardan 871 dolara çıkmıştı. Fiyatı 25’e katlanmıştı. Üçüncüsü; Türk Lirası 40 liradan 70 liraya devalüe edilmişti. Bunların hepsi bir araya geldi. 1975’te gramı 52 lira olan altın 1980’de 1600 liraydı. 1600 lirayı faize yatırdığınız zaman aylık 160-170 lira veriyorlardı. Şimdi yüzde 140 olan bir ülkeyiz ve yüzde 14 faiz diyoruz. Şimdi ’Altın fiyatları yükselirse sana altını geri vereceğiz’ diyorlar. Altını orada tutacaksan senin ne işine yarayacak, kullanacaksan bana nasıl geri vereceksin. Dolayısıyla o altın kimseden gelmez. 80’de Türkiye altını çok hoyratça harcadı dolayısıyla şimdi de vatandaştan altın gelmez. Yıllık yüzde 1 faizi almam olur biter, çünkü altının geri gelip gelmeyeceği belli değil.

MB para basınca daha büyük bir devalüasyon olmaz mı?

Elbette daha büyük patlamalara gebe olunur.

Seçim olsa bile Türkiye hemen üretime mi geçecek ki bu durumdan kurtulsun…

Seçimde aradığım şu… İnsanlar nefes alacak. İlk sorun inanın bana göre hayat pahalılığı değil. Yani insanlar ‘Hayat pahalı’ diyemiyor. Çünkü başına ne geleceği belli değil. Macaristan’da faşist Orban seçimi kazandı diyorlar. İyi de Macaristan’da enflasyon bizimki gibi kötü değil ki…

‘KAZANAMAYACAKLARINI GÖRDÜKLERİ SEÇİME GİTMEYECEKLER’ DİYE DÜŞÜNÜYORUM

Seçimlerde ne öngörüyorsunuz?

Kazanamayacakları seçime gitmeyeceklerini düşünüyorum. Türkiye’de her an her şey olabilir. Süleyman Demirel’in meşhur bir lafı daha var ‘Türkiye’de siyasette 24 saat uzun bir süre’ der.

Evet ama dünya tarihinde öyle değil…

Elbette ama dünya tarihinde bugünden yarına ekonomi, politika üreten bir yönetim de yok. İngiltere, ABD dediğiniz ülkeler 100-200 yıllık planlar yapıyor. Bizde şu anda sistem şöyle işliyor, adamın biri sabah ‘Aklıma bir fikir geldi, hadi uygulayayım’ diyor ve uygulanmaya başlıyor. Böyle bir ekonomi yönetimi olmaz.

Siz Bakan Nebati’nin gözündeki ışığı görmediniz mi?

Kim ne görüyor ama ben göremedim.

Nebati’ye konuşma yasağı geldiğine ilişkin iddialar var sizce görevden alınır mı?

Cumhurbaşkanı durum kötüleştikçe görevden alıyor. Bir de göreve gelmeden önce sözler vermiş, daha vahim. Cumhurbaşkanı ‘Verdiğin sözleri tut’ demiş, basına yansıyan bu. Cumhurbaşkanı söz veren kişiye ekonomiyi teslim ediyorsa bu çok vahim bir durum.

PUTİN BİLE ARA VERDİ ERDOĞAN VERMEDİ, ‘BİZ 20 YIL HAZIRLIK YAPTIK’ DİYOR

Cumhurbaşkanı köprüden geçiş ücreti için ‘200 liracık’ dedi. Sizce ekonomideki bu durumu görmüyor olabilir mi?

Olabilir… Çünkü şu anda yaptıklarına inanıyor. Daha vahimi ‘Biz 20 yıldır hazırlık yaptık’ diyor. Dünyada iktidar değişikliği olduğunda aday olan kazanırsa 4 yıl görevde kalıyor. Örneğin ABD’de iktidara gelen kişi 4 yılda iyi şeyler yaptıysa sonraki seçimde 4 yıl daha süre veriliyor. Üçüncü kez seçmiyorlar, bu insani de bir durum. İnsanoğlunun 8 yıldan sonra hareketi, vizyonu durur. Bu süre içerisinde ne yapacaksa zaten yapar. Rusya’da bile Putin bir süre ara verdi, yerine Medvedev’i getirdi. Fransa’da iktidar en fazla 5-5. Bizde ise Mustafa Kemal 15 yıl iktidardaydı. Kaldı ki büyük bölümünde Cumhurbaşkanıydı, hükümette değildi. İsmet Paşa 12, Adnan Menderes 10, Demirel 10, Özal 10 yıl iktidarda kaldı. 20 yıl kimseye verilmedi. 20 yılda insan beyni durağanlaşır. Cumhurbaşkanı bundan 5-6 yıl önce ‘Üzerimizde metal yorgunluğu var’ demişti. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi ’20 sene hazırlıktı, 20 sene daha istiyoruz’ diyor. Türkiye 20 sene daha gidemez.

Türkiye iflasın eşiğinde mi?

Bunun cevabını verirken çok dikkatli olmam lazım. İflas; varlıkların taahhütleri karşılayamaması durumu… Türkiye’nin varlıkları çok yüksek, bu anlamda iflas etmez. Ama yeniden yapılandırma şart. Her gün ve sabah borç ödemeyi düşünen bir insan, bir devlet yeni yatırım kanalları alamaz. İşini nasıl devam ettireceğini düşünemez ve o günü nasıl bitireceğini düşünür. Türkiye’nin geldiği nokta bu.

‘5’Lİ ÇETE’NİN İHALELERİNİ İPTALE MUHALEFETİN GÜCÜ YETER Mİ, GÖRECEĞİZ’

Seçim olursa 6’lı blok, Kılıçdaroğlu’nun işaret ettiği müteahhitlerin yaptıklarını kamulaştırabilir mi? Yoksa Erdoğan’ın söylediği gibi bu müteahhitler bir kamulaştırma söz konusu olduğunda uluslararası tahkimden parasını alır mı?

Tahkime gittiğinizde yapılan işin fahiş fiyatla yapıldığı tespit edilirse bu ihaleler iptal edilebilir. Kılıçdaroğlu’nun dediği bu. Kılıçdaroğlu ‘1 milyar dolarlık işi 3 milyar dolara yaptırmışsınız ben bunu iptal ettiririm’ diyor. Bu olabilir… Ancak bu hukuki mesele. Ancak siyasi olarak buna güçleri yeter mi değişiklikte göreceğiz.

Tüm bu olup bitenlere TÜSİAD neden ses çıkarmıyor?

Onlara dokunan bir şey yok hatta işlerine yarıyor. TÜSİAD’çıların geçen yılki bilançolarına bakın hepsi inanılmaz karlar elde etmişler. Enflasyon vatandaşı eziyor, büyük şirketleri ezmiyor. Kur kadar para kazanıyorlar. Sattıkları malın fiyatı yükseliyor. Hammadde ithalatından kaynaklanan kur farkını da vatandaşa yansıtıyorlar. TÜSİAD’ın sesi bu nedenle çıkmaz.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram