“Bir önyargım var”

Bize eleştiri yöneltildiğinde “önyargılıdırlar” deriz – ve haklı da olabiliriz – ama biz karşı tarafı eleştirirken haklı olduğumuzu “biliriz”.  Önyargıyı bilgi, değerlendirme, veri, gerçek olay olarak yaşarız. Önyargımızın şüphesi bile aklımıza gelmez

HERKÜL MİLLAS 09 Mart 2022 GÖRÜŞ

İnsanlık tarihinde bazı cümleler hiç kurulmamıştır ve kurulmayacaktır. İç çelişki taşıdıkları için. Böyle durumlara oksimoron da derler, paradoks da. Örneğin şu terimler anlamsızdır: Çirkin olan  güzel bir insan, herkesin bildiği sır, canlı bir ölü, tek alternatif. Bu terimler ancak kelimelere asıl anlamlarında farklı bir anlam verildiğinde kullanılabilirler. “Güzel” kelimesine “iyi”, “dürüst” gibi anlamlar verirsek, ancak bu durumda “güzel olan çirkin insan” denebilir. Kimi zaman oksimoron olan sözler ironi ve kinaye olarak kullanılır. “Herkesin bildiği sır” derken aslında sır diye bir şeyin söz konusu olmadığını ima ederiz.

“Bir önyargım var” cümlesi de bu tür bir oksimorondur. Önyargı, varlığından haberdar olamadığımızdır. Önyargımızı bilemeyiz. İnsanlar önyargılarını “bilgi” gibi algılar, doğru bir değerlendirme olarak yaşarlar. Bilginin yanlış olduğunu bilmezler. İşte bu tür yanlış “bilgiye” önyargı denir. “Bir önyargım var” cümlesi bu yüzden kullanılmaz. Ancak “ötekinin bir önyargısı var” denir.

“Eskiden bir önyargım vardı” cümlesi ise, doğal olarak, kullanılabilir. Çünkü artık olandan değil, var olmayan önyargıyı konuşuyoruz demektir. Geçmiş zamanlı cümle o önyargıyı taşımadığımız anlamındadır. Çünkü bildiğimizin yanlış – ve önyargılı – olduğunu anladığımız an, o artık yoktur demektir; onu terk ederiz. Önyargı doğru sayılan ve yanlış olduğu bilinmeyendir.

Uzun lafın kısası, demek istediğim, insanın önyargısını bilemeyeceğidir! Geçen yazımda “anlamak  zor ve karmaşık bir olaydır” derken bu tür zorluklar vardı aklımda. Biz önyargıları karşımızdakilerde görürüz; kendimizde görmeyiz. Örnekler pek çoktur. Genel konumuz diaspora olduğu için sık kullanılan “bize karşı önyargılıdırlar” değerlendirmesini hatırlatayım. Karşı tarafın bu tür zafiyetlerini görenler, kendilerinin de önyargılı olduklarını bilemeyeceklerini bilmezler.

Bize eleştiri yöneltildiğinde “önyargılıdırlar” deriz – ve haklı da olabiliriz – ama biz karşı tarafı eleştirirken haklı olduğumuzu “biliriz”.  Önyargıyı bilgi, değerlendirme, veri, gerçek olay olarak yaşarız. Önyargımızın şüphesi bile aklımıza gelmez. Çünkü …. önyargı, tanım gereği, farkında olmadığımız kanıdır, değerlendirmedir, bilgidir.

Önyargının üstesinden gelmek kolay değildir ancak sorun çözülmez de değildir. Dört aşamalıdır çözüm. 1- Önyargının “sinsi” bir bilgi, bir algı olduğu, fark edilmesinin çok zor olduğu kabul edilmelidir. Belki bu en zor adımdır. Çünkü bu ilk adım insanın kendini anlamasını gerektirir. İnsanlar kendilerinde fark etmedikleri dinamiklerin var olduğunu kabul etmeleri ise kolay değildir. Her insan kendini tarafsız, bağımsız, önyargısız, dolayısıyla hakkaniyetli değerlendirmelerle kararlar alan bir kişilik olarak görür; buna inanmak ister. Bilinç dışı – kimileri bilinçaltı terimini kullanır – eğilimlerin varlığı rahatsız edicidir. Bizi yönlendiren bilinç dışı güçlerin varlığı kendimiz konusunda geliştirdiğimiz imajı sarsar! Sanki kişiliği elden gidiyor gibi gelir insana.

Oysa bilinç dışı yanımızın “kabulünün” farklı ve bizi yücelten bir okuyuşu da olabilir. Bilinç dışı dürtülerin kabulü insanı daha özgür kılar, düşünceleri ve kararları konusunda insanı daha gerçekçi kılar. Kendini anlayan daha dengeli olur – ve varsın bunun yolu bilinç dışı güçlerin varlığının kabulünden geçsin! Düşünce, kanı, algı ve yargı konularında sıkıntıların farkında olmayan insan kendini aldatandır. Biri kendisi hakkında inandığı yalanın içinde huzuru ararken, başka biri kendi sınırların bilincini öğrenerek daha güvenli ve sonuçta daha doğru kararlar alacaktır.

Aslında ikilem, yalanda huzur aramakla, gerçekle yüzleşerek rahatlamak arasındadır. Bu birinci aşamadan sonra ikinci adım çok daha kolay ve doğaldır: 2- Hepimizin önyargıları olduğunu kabul etmektir. Bilinç dışı bir yanımız olduğuna göre farkında olmadığımız önyargıların varlığını kabullenmemiz de doğaldır.

3- Üçüncü aşama, önyargılarımızı keşfetmemiz ve somut olarak görmemizdir. Bu adım da pek kolay değildir ama olanaklıdır. En başta, önyargılarımızı “ötekilerin” gördüğüne göre onların bize ayna tutması gerekir. Önyargılarımızı görmek istiyorsak bizden farklı düşünenlerle ilişkililerimizi ilerletmek, onlarla diyaloga girmek gerekir. Onlar da önyargılı olabileceklerinden her söyledikleri tabii ki doğru olmayabilir. Ama onların eleştirileri çözülmesi gereken bir problem olarak ele alınabilir. Ve diaspora, yani “farklı” bir ortamda yaşayan insanlar, bu alanda avantajlı bir durumdadırlar. Kapalı bir ortamda yaşayanlara eleştiri gelmezken, çok kültürlü ortamlarda yaşayanlar farklı görüşlerle karşı karşıyadırlar. Farklılıklar içinde yaşayan insanların şansı budur: kendilerini daha iyi tanıma olanaklarına sahiptirler.

Diaspora etrafa entegre olduğu oranda kendini daha iyi anlayacak, daha doğru düşünecektir. İnsanın düşüncelerini ve yargılarını “öteki” üzerinden test etmesi çok önemli bir yaklaşımdır; bu önyargılarını ortaya çıkarmanın en kestirme yollarından biridir.

Yalnız bu konuda – anlamak gerçekten zor ve karmaşık bir olaymış! – bir engelin daha aşılması gerekir: Ona da “savunma mekanizmaları” diyelim. Bir önceki yazıda “onay önyargısından” söz etmiştim. İnsanlar bazı gerçeklerin karşısında “direnirler”, kendilerine ters gelen görüşlere karşı çıkmak için karşı tezler geliştirirler, demiştim.

Kendimden bir örnek vereyim. Önyargısız olamayacağımı peşin kabul ettiğim için, her yazdığımda önyargılarımı ararım. Burada kritik adım muhtemel önyargılarımın nerede olabileceğini kestirmek ve bilmektir. Benim “sürçeceğim” konular kimliklerimle ilgili olan alanlardır. Bu kimliklerim etnik, dini, ideolojik, sınıfsal, bölgesel gibi kimliklerimdir. Bende önyargı oluşacaksa bu alanlarda oluşacak diye düşünürüm.

Ve, eleştirilerim ve değerlendirmelerim kimlere yöneltiliyorsa muhtemel önyargılarımı en iyi yine onlar görecektir diye düşünürüm. Ve onlarla diyalog içine girmeye çalışırım. Onların tepkisi benim önyargılarımı bana gösterebilir, diye bir umut taşırım. Görüşlerime pek itirazlar yoksa veya karşı çıkmalar ölçülüyse iyi yoldayım demektir.

(Yanlış anlama olmasın: önyargılısın diye karşı çıkanlar tabii ki her zaman haklı değillerdir. Eleştiri önyargılı olabilir! Ama gelen eleştirileri gözden geçirmenin bir zararı da olmaz.)

İşte çok kültürlü ortamlarda yaşayanların böylesine avantajları vardır. Günümüzde en yaygın olan etnik, dini ve ideolojik önyargılarının nasıl oluştuğunu anlamak ve bilmek ise önyargıların üstesinden gelmenin dördüncü adımıdır. Bir sonraki yazımda bu konuyu ele almaya çalışacağım.