Batı ittifakı Ukrayna’da yeniden mi doğuyor?

Eğer Putin, Ukrayna NATO’ya bir gün üye olmasın diye savaşa girdiyse, bu adımıyla kendi iç çelişkileri ile atıl ve etkisiz bir şekilde giderek zayıflayan Batı ittifakı ve NATO'yu yeniden hayata döndürdü.

ABDULLAH AYASUN 09 Mart 2022 HABER ANALİZ

Tüm dünyayı nükleer silahla tehdit eden Vladimir Putin’in Ukrayna’ya Rus ordusunu sürmesi ile birlikte uzun zamandır siyasi menopoza giren Batı ittifakı ve NATO hattı adeta yeniden doğmuş durumda. Şu ana kadar Rus ordusu Kiev’e giremese de, savaşın en ciddi sonuçlarından biri NATO’nun tekrar canlanması olmuştur. NATO’yu bölmek ve bölgeden uzaklaştırmak için savaşı bile göze alan Putin’in kendi ayağına sıkarcasına yaptığı bu stratejik hata, ABD Eski Başkanı Donald J. Trump şokunu henüz atlatamamış ve ciddi ontolojik kriz içerisinde olan NATO’ya can simidi oldu denebilir.

NATO TARİHİ ELBETTE TOZ PEMBE BİR TABLO DEĞİL

Soğuş Savaş sonrası inşa edilen Avrupa’daki düzenin Rusya lehine ters yüz edilmesini öngören Putin doktrini, jeopolitik gerilimin siyasi coğrafyasını yeniden dizayn etmeye çalışırken karşısında bölünmüş değil, yekvücut bir kıta bulmuştur. Jeopolitik dengeleri Moskova aleyhine çeviren ve uzun bir kış uykusunda olan yaşlı kıtayı uyandıran Rus işgali sonrasında, kuruluş sebebi olan (Sovyet-Rus) tehdidinin canlanmasıyla NATO bir nevi fabrika ayarlarına geri dönüyor. NATO tarihi elbette toz pembe bir tablodan ibaret değil. Kurulduğu günden bu yana kimlik krizi ve beka kaygısı ittifak üzerinden hiç eksik olmamıştır.

1966 yılında The New York Review of Books dergisi için kaleme aldığı (The Day They Buried NATO- NATO’yu Gömdükleri Gün) isimli makalede, siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler profesörü Ronald Steel, Atlantik İttifakının geleceğinin tehdit altında olduğunu örnekleriyle anlatır. Vietnam bataklığına kör bir şekilde tüm cesametiyle atlayan Amerikan savaş makinesinin ilk defa tutukluk yaşadığı, Avrupa’da savaş karşıtı hareketlerin üniversite kampüslerini sardığı, ABD ve nükleer karşıtlığını artık aleni biçimde dile getiren, sokağa çıkan Batı-Avrupa merkezli küresel Yeni Sol’un (The New Left) palazlandığı, NATO ittifakının ilk çatırdama emarelerini gösterdiği netameli bir zaman dilimidir 60’lar.

FRANSA NATO KOMUTA KADEMESİNE ANCAK 2009’DA DÖNDÜ

1956 Süveyş krizinden sonra Fransa, NATO ve ABD çizgisinden bağımsız bir güvenlik politikası takip etmeye çalışmış; Charles de Gaulle Batı Avrupa’da anti-Amerikancılığın adeta politik temsilcisi ve simgesi olmuştur. De Gaulle döneminde NATO’nun askeri kanadından çekilen Fransa, NATO komuta kademesine ancak 2009’da dönecektir.

Batı Alman Şansölyesi Willy Brandt’ın Soğuk Savaşın Avrupa’ya dayattığı demir perdeyi kısmen aralamak adına başlattığı Ostpolitik açılımı Washington’da endişeye neden olmuş; Batı Almanya’nın ittifak içindeki güvenilirliği tartışmaya açılmıştır.

NATO’nun merkezinde bu tarz dönemsel gerilimler yaşanırken, çevresi yani Güneydoğu kanadı da benzer merkez-kaç şoklara sahne olur.

‘YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ KURULUR, TÜRKİYE DE O DÜZENDE YERİNİ ALIR’ 

Kıbrıs sorunu bağlamında Ankara’ya gönderilen 1964 tarihli Johnson mektubu, Türk devleti ve kamuoyunda NATO ve ABD’ye karşı ilk ciddi güven bunalımına yol açar. Bir Sovyet saldırısı ihtimalinde NATO’nun ve ABD’nin Türkiye’yi koruyacağına ilişkin sarsılmaz inanç yerine Ankara’da ihtiyatlı ve yer yer sinik bir hava hakim olur. İnönü Türkiyesi postayı koymakta gecikmez. Eski namıyla Milli Şef, yeni haliyle azınlık hükümetinin başbakanı İnönü Türk diplomasi tarihine geçecek o meşhur ifade ile devlet aklının Johnson tehdidine bakışını özetler: “Yeni bir dünya düzeni kurulur ve Türkiye elbet o düzende kendine bir yer bulur.” Bu cevapta mündemiç olan Türk hîkmet-î hükümetine göre hiçbir sistem, hiçbir ittifak düzeni (NATO) ebedî ve mutlak değildir. Konjonktürel ve değişime açıktır.

Yunanistan, Türkiye’nin 1974’te Kıbrıs’a müdahalesinden ABD ve İngiltere’yi sorumlu tutar; tepki olarak NATO’nun askeri kanadından çekilir. Ancak Kenan Evren cuntasının, 1980 darbesi öncesinde siyasi meşruiyet adına Batı’dan talep ettiği destek karşılığında, Yunan lobisinin etkin olduğu Washington’nun bastırmasıyla Atina’nın NATO’ya geri dönüşüne destek verir. Ege’de kanlı bıçaklı olan iki komşu arasındaki kadim ve modern çatışmanın kısmen durulduğu, Atina’nın 80 darbesini desteklediği enteresan bir dönemdir. Batı Avrupa’dan yana yakıla kredi arayan Evren hükümeti için Atina ile iyi geçinmek önemlidir darbe sonrasında. Ezcümle, Yunanistan’ın NATO’ya dönüşünü veto etmez kudretli junta lideri. (İkisi de NATO üyesi olan Türkiye ve Yunanistan arasında muhtemel bir savaş senaryosu, Soğuk Savaş boyunca NATO’nun kabusu ve akabinde devam eden baş ağrılarından biri olmuştur.)

HAYALLER KANTÇI ‘EBEDİ BARIŞ’, GERÇEKLER KABİL’İN GENLERİ 

Soğuk Savaşın bitimi ve Sovyetler Birliğinin kavgasız gürültüsüz dağılması, NATO’nun kuruluş amacını da ortadan kaldırır. 1991 sonrası, NATO’nun hakiki anlamda ontolojik bir kriz yaşadığı döneme tekabül eder. Amerika’daki izolasyonist damar ve Avrupa’da giderek semiz hale gelen anti-Amerikancı sol, ittifakı halen canlı tutmanın gerekliliğini ciddi biçimde sorgulamaya başlamıştır. Ancak hayaller Kantçı ‘ebedi barış’ın hüküm sürdüğü Agustinian bir yeryüzü cenneti olsa da, gerçekler ise Kabil’in genlerini taşıyan ademoğlunun çok da değişmediğidir.

Bu bağlamda, neoliberal Francis Fukuyama’nın prematüre bir şekilde ilan ettiği, Batı liberalizminin nihai zaferini simgeleyen ‘tarihin sonu’ tezi, 1990ların başında kuşatma altındaki Saraybosna eteklerinde siperlere gömülür ve Sırp sniperların kurşunlarıyla anlamsal muhtevasını kaybeder.

BARIŞ HALİ İSTİSNA SAVAŞ HER AN İHTİMAL DAHİLİNDE 

Yurdum insanın lokaldeki itfaiye kurtarma operasyonunu çekirdek çitleyerek izlemesine benzer şekilde, üç yıl boyunca savaşı edilgen biçimde seyreden Avrupa’nın imdadına yine NATO yetişecektir. Öldü denilen NATO, Saraybosna’da kurumsal karşılığını bulacak, hümanist bir misyon eda ederek cenaze namazını kılmaya hazırlanan izolasyonistlerin ve pasifist post-modernistlerin naifliğini ortaya koyacaktır. Hatta Bosna Savaşı (1992–1995) ve akabinde Kosova’ya yapılan hava harekatı (1999), NATO’nun doğduğu yer olan Avrupa’da ilk defa mermi sıktığı krizler olarak karşımıza çıkar.

1. Dünya Savaşının patlak verdiği yer olan Balkanlar, Soğuk Savaş sonrası ufaktan tarih sonrası bir zamana hazırlanan yaşlı kıtada yarım kalan etnik hesapların açıldığı, bir türlü Fukuyama’nın biçtiği elbiseye sığmayan ulus-devletçik ve türevlerinin didişmesinin mütemadiyen mevcut olduğu bir coğrafyanın da ötesinde, barış denen mefhumun istisna, savaş denen olgunun her an ihtimal sathında olduğu bir dünyanın varlığını ima eder.

KUTSAL 5. MADDENİN DEVREYE GİRDİĞİ TEK ÖRNEK 11 EYLÜL SALDIRILARI

NATO’nun İncil ayeti gibi kutsanan ve askeri ittifakın en temel kuruluş şartını ihtiva eden o meşhur 5. maddesinin devreye sokulduğu yegane olay, 2001’deki 11 Eylül saldırısıdır. El Kaide, atıl bir organizasyonu harekete geçirerek, tarihte iki imparatorluk gömen Afganistan’a bu kez NATO’nun davetsiz biçimde girmesini sağlar. Taliban’la 20 yıl savaşan NATO, kontrgerilla mücadelesinde başladığı noktaya rücu edecek, geldiği gibi gidecektir ardına bakmadan.

NATO demek bir bakıma 5. madde demek. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” sloganının tanımladığı NATO’nın en büyük caydırıcılığı, üyelerin imza attığı bu ortak taahhütten ileri geliyor. Ve NATO demek bir anlamda ABD demek. İlk defa bu taahhütnamenin kendisini sorgulayan ve altını oyan, NATO’nun bel kemiği, beyni ve vurucu gücü olan süper güç ABD’nin bir önceki başkanı Trump’ın ta kendisi. ABD’nin garanti vermediği, 5. maddenin anlamını ve işlevini yitirdiği bir NATO bitkisel hayata hazırlanan bir organ demek. Trump şokunu yeni yeni atlatan (2024’te Trump’ın yeniden seçilme ihtimali ittifak üyelerini ciddi şekilde korkutuyor) NATO, Rusya-Ukrayna savaşı ile adeta ihya oldu. Eğer Putin, Ukrayna NATO’ya bir gün üye olmasın diye savaşa girdiyse, kendi iç çelişkileri ile atıl ve etkisiz bir şekilde giderek zayıflayan bir ittifakı yeniden hayata döndürdü. Bu bağlamda savaşın NATO’yu ilgilendiren temel stratejik hedeflerinden birini (Ukrayna ayağına hiç değinmedik bile) şimdiden kaybetmiş görünüyor.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram