Batı uzlaşma umudunu kaybetti: Türkiye ‘yoğun bakım’a düşebilir

Kavala kararı Erdoğan’ın “sopalı bir seçim”le muhalefeti sindirmek, yetmezse “masayı devirmeyi” hedeflediğini gösteriyor. Ancak Türkiye’nin siyasi ve ekonomik bakımdan bu gerilimi kaldıramayarak “yoğun bakıma” düşme ihtimali var.

ÖMER MURAT 05 Mayıs 2022 HABER ANALİZ

Kavala (Gezi) davasında, iç siyasi saiklerle mahkemelerin ağır cezalar vermesini sağlayan Erdoğan’ın Batı’dan beklemediği tepkiler görebileceğini anlatmış, tüm siyasetini Ukrayna savaşının Batı nezdinde Türkiye’nin önemini artırdığı gerçeğine bina eden AKP Genel Başkanı’nın savaşın beklendiği gibi uzaması halinde bunun Türkiye’ye yönelik yol açacağı büyük riskleri görmezden geldiğini iki gün önceki yazımda belirtmiştim.

Bugün Reuters haber ajansının, pek çok Batılı diplomatla yapılan görüşmelere atıfta bulunarak yayınladığı analiz bu tespitleri doğrulayan kritik bilgiler içermesi bakımından önemlidir.

Analizde Türkiye’nin Ukrayna savaşı sırasında oynadığı arabulucu rol sayesinde Batı nezdinde kazandığı itibarın büyük bölümünü ve ilişkilerdeki bu yumuşamadan istifade etme fırsatını Kavala davasında çıkan kararlar nedeniyle kaybettiği vurgulanmaktadır. Kararın Türkiye için bir geriye dönüş anlamına geldiği, Erdoğan iktidarının ekonomik sıkıntıların yükseldiği bir seçim sathı mailinde Batı’yla tansiyonu düşürerek işbirliğini artırma arzusuna engel oluşturacağı kaydedilmektedir.

Kavala kararını şaşkınlıkla karşılayan bir Batılı diplomat bunun Erdoğan’a “bazı konularda güvenilemeyeceğinin” altını çizdiğini belirtmiş. Bir başkası ise kararı “en kötü senaryo” olarak nitelendirmiş. Sekiz diplomat ise kararın Erdoğan’ın Moskova’yla yakınlığını korurken ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara karşı çıkarken, Batılı ülkelerle yıpranmış ekonomik ve siyasi ilişkilerini düzeltme hırsına bir darbe olduğunu ve Batı’daki Erdoğan’la yeniden uzlaşma umutlarını kırdığını söylemiş.

Bazı Batılı diplomatlar ise Kavala kararının Erdoğan’la zaten pamuk ipliğinde yürüyen ilişkileri nasıl tehlikeye attığını şöyle anlatmış: Anketler Erdoğan’ın 2023’deki seçimlerini kaybedebileceğini gösteriyor, seçim öncesinde AKP Genel Başkanı’nı güçlendirmemek için ihtiyatlı hareket etme gereği önemli ticaret veya yatırım anlaşmalarının yapılması, mesela AB’yle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ihtimalini zayıflatıyor.

Batılı diplomatlar, son yazımda detaylı olarak anlattığım gibi, Erdoğan’ın Ukrayna savaşı sırasında izlediği denge siyasetini Rusya’nın saldırılarını yaz boyunca artırması halinde devam ettirebilmesinin zorlaşacağını, Ukrayna’ya daha fazla destek vermesi için Ankara’nın Washington ve Brüksel’in artan baskısı altında kalacağını kaydetmişler.

Bir başka Batılı diplomat ise Erdoğan hükümetinin müzakereleri kolaylaştırırken Moskova’ya yönelik yaptırımlara ilke olarak karşı çıkan duruşunu “sadece sınırlı bir süre” sürdürebileceği tespitini yapmış ve Ankara’nın Ukrayna’yı daha fazla desteklemesi halinde Moskova’nın turist göndermeyerek ve/veya enerji akışını keserek Türkiye’yi ekonomik olarak cezalandırabileceğini söylemiş.

Üç Batılı diplomat, Türkiye’nin izlediği denge siyaseti sayesinde Rusya’yla uçuşların sürdüğünü, Rus vatandaşları, fonları, hatta oligarkların yaptırımlara uğrayan varlıkları (mesela yatları) için hedef ülke haline geldiğini hatırlatarak, bu durumun ABD veya Avrupa’yı Rusya’yla iş yapanlara yönelik “ikincil yaptırımlar” uygulamaya itebileceğini belirtmiş.

Bir Batılı diplomat şu ifadelerde bulunmuş: “Ankara’dan bizim yaptırımlarımızı uygulamasını istiyoruz. Eğer bunlara uyulmadığı ortaya çıkarsa, muhtemelen ikincil yaptırımlara başlanacaktır.”

Bir bölümünün ABD’li olması tahmine müsait olan Batılı diplomatlar, ABD’nin uyguladığı CAATSA yaptırımlarını kaldırmak için Ankara’nın S-400’lerden “kurtulmasına” dair getirdiği şartta bir yumuşamanın, Türkiye’nin Ukrayna savaşında daha fazla Batı kampına yanaşmasıyla mümkün olacağını ima etmişler. Ki böyle bir siyaset değişikliği de Rusya’yla ilişkilerin bozulması anlamına gelecektir.

Batılı diplomatların Reuters’a yaptığı açıklamalarda Erdoğan’ın “İçeride otoriterliğime göz yummanız şartıyla dış politikada telkinleriniz doğrultusunda hareket etmeye hazırım ve sizden ekonomik beklentilerimi de karşılamanızı istiyorum” şeklindeki “ahlaksız teklifini” ciddiye alarak kabule yanaşabileceklerine dair hiçbir işaret gözükmemektedir. Çünkü Ukrayna savaşının getirdiği uluslararası konjonktür böyle bir anlaşmaya müsaade etmemektedir.

2023 seçimlerine neredeyse bir yıl kalmışken iktidarın gerek ekonomide, gerekse dış politikada tam bir sıkışmışlık içerisinde bulunduğu, kronikleşen sorunlara çözüm üretemediği, bunun yerine tüm bu tıkanmışlıktan mucizevi bir şekilde Türkiye’nin kazançlı çıkacağına dair hayal sattığı görülmektedir. Türkiye’nin en büyük ithalat ve ihracat ortağı AB ülkeleridir, ABD’yle yapılan ticareti de eklediğinizde Batı’yla ilişkilerde ciddi bir normalleşme sağlamadan Erdoğan hükümetinin basiretsiz ve yolsuz politikaları sonucu yaşanılan ekonomik krize yönelik de kayda değer bir çözüm üretebilmek mümkün olmayacaktır.

Kavala kararı Erdoğan’ın ya siyasi reflekslerinin ne denli zayıflamış olduğunu göstermekte, ya Batı’nın kendisine nasıl yaklaştığını, Ukrayna savaşının dünya siyasetinde yol açtığı yeni dengeleri hiç anlamadığını ortaya koymakta, ya da tüm bunları anlamakla birlikte seçim sathı mailinde kendisini çok zayıf hissettiği için toplumu kutuplaştırmanın, “sopalı bir seçim” düzenleyerek muhalefeti sindirmenin, bunlar yetmezse “masayı devirmenin” onun için daha önemli hedefler olduğunu ortaya koymaktadır. Bu şartlarda Türkiye’nin iç ve dış siyaseten ve ekonomik bakımdan tüm bu gerilimi kaldıramayarak “yoğun bakıma” düşme ihtimalini de kimse hafife almamalıdır.