Altan Tan: ‘Hükümeti mi eleştireyim; ucuz, boş beleş politikacılar gibi’

Eski HDPli Altan Tan'dan HDP'yi kızdıracak açıklamalar: Yaşadığımız birçok rahatsızlığın bir sebebi devlet ise diğer sebebi de Kürt siyaseti yaptığını iddia eden siyasi parti veya örgütlerin yanlışlarıdır.

MEHMET ŞAHİN 23 Mayıs 2022 SÖYLEŞİ

Eski HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan.

CHP’li Nurhayat Altaca Kayışoğlu, TBMM tarihinin belki de en etkili protestolardan birini gerçekleştirdi ve hem İngilizce hem Kürtçe bir eser seslendirdi. Şarkıyı bitirir bitirmez ikinci dilin yasak olduğunu vurguladı ve söyleyeceklerim bu kadar dedi. Evet şarkı Kürtçe’ydi. Türk-Kürt kardeşse, bugün Kürtçe müzik neden yasak diye sorduk ve bu sorudan hareketle güncel siyaseti değerlendirdik. Konuğumuz, yazar, siyasetçi ki kendisi 24,25 ve 26.dönem HDP Diyarbakır Milletvekilli Altan Tan.

Önce Aynur Doğan sonra Kemal ve Metin Kahraman. Neden Kürtçe müziğe yasağı konuşuyoruz tekrar?

Lafı çok fazla uzatmaya gerek yok. Büyük bir şanssızlık. Şimdi Çetin Altan’a atfedilen bir söz var. Bir betimleme, bir tanımlama. Biraz argo bir ifade ama Allah rahmet etsin Çetin Altan’a da yakışan bir üsluptur. Diyordu ki bu memleketin demokrasisi aynen don lastiği gibidir. Çekersiniz çekersiniz çekersiniz bıraktığınız vakit tekrar aynı noktaya gider. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti de laikçi, Kemalist bir ulus devlet. Bu paradigma sağından solundan esnetilmeye çalışıldı ve kesin bir netice alınmasa da bayağı bir mesafe alındı. Hem inanç, İslam mevzularında hem de bu ulusalcı, yasakçı, inkârcı paradigmalarda. En azından Kürt inkarı bitti.  Kürt inkarı bitti tamam Kürt var ama ne olacak. Çözüm sürecinde bayağı bir mesafe alındı. Mesela şu an hala Diyarbakır’ın cadde ve sokaklarında Kürtçe tabelalar var. Havaalanına giderken, durağa giderken belli her yerlerde hem Türkçe hem Kürtçe yazılar var. TRT Kürdi devlet televizyonu kuruldu. Birçok Kültür Bakanlığı eseri basıldı..vs. Şimdi memleketin geldiği bu güvenlikçi, yasakçı ve biraz daha MHP’nin, hatta biraz değil çokça MHP’nin etkisi ile tekrar bir geriye dönüş süreci yaşamak isteyenler var.

BİRİLERİNİN HOŞUNA GİTMEYECEK AMA DİYARBAKIR KAYYIMI İYİ ÇALIŞIYOR

HDP’li belediye başkanlarının yerine kayyım atandıktan sonra onların bir takım icraatları da geri alındı. Kürtçe isimler de dahil. Kayyım politikaları da bu geri dönüşle mi ilgili?

Şimdi her şeyi aynı torbanın içine koymamak lazım. Söyleyeceklerim bazılarına çok ters gelebilir. Rahatsız da olabilirler. Rahatsız da olsunlar zaten. Yaşadığımız birçok rahatsızlığın bir sebebi devlet ve resmi uygulamalar ise diğer ve en önemli sebebi de sözde dost görünen, Kürt siyaseti yaptığını iddia eden, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden siyasi parti, grup veya örgütlerin yanlışlıklarıdır. Benim söyleyeceklerimden rahatsız olacaklarsa olsunlar. Hatta çok olsunlar. Az da değil. Şimdi bir, kayyım meselesi yanlıştır. Aması şusu busu yok. Seçilmiş birinin yerine çok açık, seçik, net, hukuki yanlışlıklar, suçlar yok ise kayyım atanmaz. Hatta kayyım hiç atanmaz. Kişi görevden alınır. Yerine meclis yeni bir başkan seçer. Bu bir. Bunu çok açık seçik söyleyelim ki lafı oraya buraya çekmesinler. İki, neler olduysa oldu işte kayyımlar geldi. Birçok ile, birçok ilçeye. Peki bu kayyımlar ne yaptı? Bu kayyımların %90’ı maalesef doğru dürüst çalışmadı. Hani bazen bir askeri vali bile tayin edersiniz ama bir şeyler yapar. Yani kendi teknik anlamda, siyaseten değilse bile ama mesela Diyarbakır’ın çalışmaları iyi oldu. Diyarbakır şehir merkezindeki bu son 5-6 yıllık dönemde belediye çalışmalarına bir puan vermek gerekirse, -birilerinin hoşuna gitmeyecek dediğim o- halka sorun. Diyarbakır merkez bu konuda kısmen bir başarı ortaya koydu. Dediğim gibi tekrar sapla samanı karıştırmayalım. Kayyım yanlış. Biri görevden alınırsa bile yerine belediyenin seçim yapması lazım.

DİYARBAKIR’DAKİ KÜRTÇE TABELALARI BELEDİYE DEĞİL KARAYOLLARI ASTI 

Nereye gelmek istiyorsunuz?

Şuraya gelmek istiyorum. Bu uygulamaların hepsini kayyımlar yapmadı. Onu demek istiyorum. Bir kısmı direk devletin uygulamaları. Mesela tabelalar belediye başkanının koyduğu tabelalar değil. Önemli bir kısmını Karayolları Genel Müdürlüğü koydu. Fakat sonuç itibariyle, bir polemiğe girmeden söyleyelim. Şu an devlet içindeki önemli bir kesim kazanımları geri almak istiyor. Kürtçe müzik meselesi ile. Buna karşı direnmek lazım. Tavır koymak lazım. Daha ileriye gitmek lazım. Kazanılmış haklar geri alınamaz. Ama tekrar söylüyorum. Devletin içinde bir kesim, devletin tamamı da değil. Kayyımdan kayyıma da değişiyor. İnsanların inisiyatifi önemli bir rol oynuyor. Devletin içindeki ulusalcı, eski paradigmaya sahip bir kesim bu kazanımları geri almak istiyor. Buna karşı da direnmek.

TAMAM AYNUR DOĞAN KONSERİ YASAKLANDI AMA…

Devlet içinde başka bir güç mü var? Siz biliyor musunuz?

Tek tek isimlendiremem. Ama tahmin yapabilirim. MHP’nin de içinde olduğu önemli bir ulusalcı, milliyetçi, inkarcı bir kesim var. Şunu söylemeye çalışıyor. Şimdi bazıları benden şunu bekliyor. Çık de ki devlet geriye gidiyor, şöyle yapıyor, faşizm hortladı. Bir ben bu dili sevmiyorum. İki, bu doğru değil. Neden doğru değil? Tamam Aynur Doğan’ın konseri yasaklandı. Yanlış. Tepki koymak lazım ama bu Cumartesi gibi Diyarbakır’da Suriyeli Kürt sanatçı, Suriye vatandaşı diye mi böyle bilmiyorum ama, Ferro Abbas’ın Diyarbakır’da devletin kültür merkezinde konseri var. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Komple devletin, şu an hükümetin böyle bir tavrı yok. Bunu söylediğiniz vakit kızıyorlar. Bakın bu Cumartesi, Diyarbakır’da Ferro Abbas’ın konseri var ki Ferro Abbas da dünya çapında bilenen, dünya çapında derken Kürt müziği ile ilgilenenlerin bütün dünyada, Rusya’dan, Avrupa’dan, Ermenistan’dan, Suriye’den, Irak’tan tanınan bir sanatçıdır. Konseri var. Şunu söylüyorum. Devletin içinde bir grup, bir grup derken ciddi bir grup. MHP, Ak Parti’nin içinde MHP gibi düşünen insanlar, bu kazanımları geriye almak istiyor. Peki biz ne yapacağız? Biz topyekûn hepsini karşımıza alacağımıza halen bu desteği veren, mesela bu izni işte Diyarbakır Valisi verdi. Bunlara destek olup, köstek olan, engelleyenlere karşı birlikte duracağız.

200 YILDIR TÜRKİYE’DE TEK BİR DEVLETTEN SÖZ ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Peki bu ayrışma ilginç değil mi? Devlet Kürt ayrımı mı yapıyor? 

Türkiye’de tek bir devletten bahsetmek mümkün değil.  Ergenekon, Balyoz davalarında 68 tane general, daha çok ulusalcı, Kemalist, laikçi diye tanımlanan general tutuklandı cezaevine kondu. Albay, yarbay, onbaşı, yüzbaşı, binbaşı saymıyorum. Ne oldu sonra? Sonra tekrar devran değişti. Devletin içindeki güç dengesi değişti. Bu 68 general dışarı çıktı. Gülen taraftarı olduğu söylenen 250’ye yakın general tutuklandı veya görevden alındı. Zaten 350  general var. 5.000 hakim savcı gmrevden alındı veya tutuklandı. Askeriyenin %70 %80’i, adliyenin %35’i, polisin bilmem ne kadarı, üst kadroları diyorum. Onun için hiçbir zaman son 200 yıldır tek bir devlet, tek bir anlayış, tek bir grup olmadı. Şuraya geleyim. Devletin içindeki bu çalkantı durmuş ve bitmiş değil. Şimdi biz ne yapacağız peki? Biz topyekûn, yani bütün kurum ve kuruluşları ile devleti mi karşımıza alacağız yoksa devletin içinde doğru düzgün düşünen, hala daha olumlu adımlar atmaya çalışan unsurlar varsa bunlarla birlikte diğerlerine karşı bir mücadele mi vereceğiz? Benim anlatmak istediğim bu.

BİR SÜRÜ FINDIK AKILLI VAR ALTAN TAN ÇIKSIN SÖVSÜN SAYSIN FİLAN 

350 generalin 3’te 2’sinin görevden alınabildiği, hapishanelere atılabildiği bir ortamda devletin içinde demokratik bir mücadele yürütmek mümkün olur mu sizce?

Mecburuz buna. Bakın şimdi diyorum ya böyle çok siyaseti bildiğini zanneden bir sürü fındık akıllı var. Altan Tan çıksın sövsün, saysın, kahrolsun, yaşasın bilmem ne. Ya arkadaş şimdi böyle bir mücadele mümkün mü? Mümkün değil. Ne yapacağız? Dağa mı çıkacağız? Mecburen sürdüreceğiz bunu. Başka yolumuz yok ki. Başka bir çare yok. Bırakalım ne yapalım? Devrim, savaş, gerilla, dinamit, direniş… Arkadaş bu yollar yol değil. Bunlar denendi. Bolivya’da da denendi, Nikaragua’da da denendi, Türkiye’de de denendi. Ne olursa olsun yani sonuçta mümkün mü değil mi, bu demokratik mücadele genişletilecek ve mümkün kılınacak. Bunun başka bir yolu yok. Yani bunları bırakalım ne yapalım? Hepimiz dağa gidelim. Öyle bir şey çözüm değil, yol değil. Neticesi yok bunun.

Zafer Partisi lideri Prof. Dr. Sayın Zafer Özdağ’ın iyice gündeme taşıdığı bir mülteci sorunu var Türkiye’nin üzerinde bir hamle söz konusu olabilir mi bu konuda?

Meşhur bir laf var. Diyor ki, Bir deli bir kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz. Bu insanlar keyiflerinde durup dururken, Halep’i, Şam’ı, Kobani’yi bırakıp da Türkiye’ye gelmedi. IŞİD, Kobani’ye saldırdı. Biliyorsunuz 200.000 Kürt, 3 gün zarfında Urfa sınırından içeriye girdi. Şimdi devlet ile hükümet eleştiriliyor. Bu kadar mülteciyi niye aldın? Getirdin. Demografik yapı değişecek. Demogratif yapıdan sonra siyasi yapı değişecek. Kültürel etkileri olacak. Kucağında buldu hükümet. Ben hükümetin avukatı değilim. 1991 yılından beri Erdoğan ve bulunduğu yerlere oy vermedim. Şimdi bir bunu böyle görmek lazım.

ABD, İRAN VE RUSYA İLE GÖRÜŞÜLMEDEN SURİYELİLER GERİ DÖNEMEZ

Peki, hükümet bu Suriye politikasını, göç politikasını doğru yönetebildi mi?

Hayır. Bu çok açık. Peki ne yapacağız?  Sabahtan akşama kadar burada tartışalım. Diyelim ki işte Suriye karışmasaydı bu insanlar gelmezdi. İşte devlet Suriye’ye veya hükümet Suriye’ye müdahale etmeseydi bu işler böyle olmazdı. Tamam. Doğru. Peki bunun bugüne, çözüme bir faydası var mı? Neticede 4 milyona yakın, resmi rakamlar 3 Milyon 800 Bin diyor. Gayri resmîlerle beraber 4 milyona yakın Suriyeli, 1-2 milyon kadar Afgan, Kazak, Kırgız her ne ise her taraftan gelen var. Çeçen, Çerkez. Toplam 5.5-6 Milyon Türkiye’nin bir göçmen sorunu var. Bu son 10 senede, 15 senede Türkiye’ye gelen bir insan topluluğu var. Şimdi bu nasıl yönetilecek? Tartışılması gereken bu. Siz bunların hepsini tutup ellerinden, kollarından götürüp sınıra koyamazsınız. İkinci bir savaş çıkarır. Bu insanların işi var, aşı var, okulu var, çocuğu var. Bir şekilde kurduğu bir düzen var. Gideceği yerde bunların hiçbiri yok. Afganistan’ı bir kenara bırakalım. Suriye’de nasıl bir ortam olursa, bu insanlar geri dönebilir. Bir bunun siyasetini ortaya koyalım. Hani kim ile görüşülecek, ne yapılacak, Amerika ile, Rusya ile, İran ile, Esad ile. Yapılarla, örgütlerle. Bir proje ortaya çıkartmak. Bu da tek başına Türkiye’nin yapabileceği bir şey değil. Yani Rusya müdahil olmadan, Amerika müdahil olmadan.

ASLA ‘ESAD’LA DİYALOG KURULMALI’ DEMİYORUM, DİYENERE DE KIZIYORUM

Esad yönetimi ile tekrar diyalog kurulmalı diyorsunuz, yanlış anlamadıysam.

Hayır. Asla onu demiyorum ben. Asla onu demiyorum. Bunu diyenlere de hem kızıyorum hem de gülüyorum. Esad ile barışın. Tamam haydi barışalım. Nasıl barışalım?

Dediniz ya, Amerika ile mi görüşülecek, Suriye ile mi görüşülecek.

Bunlar müdahil insanlar.

Eski yapı söz konusu değil ama Beşer Esad hala devlet başkanı.

Beşer Esad da bir yönüyle elinde bulundurduğu güç ile bu halde. Devrimci ruhu çok iyi olduğundan, dürüst ya da demokrat bir insan olduğundan değil. Gücü var. Amerika ile niye görüşüyoruz? Suriye’de gücü var. Adam şimdi bir şeyi kabul etmese yapamıyorsun. Sen istediğin kadar savaş et. Amerika’ya savaş aç, Rusya’ya savaş aç. Birbirine karıştı. Dediğim bu. Boşa laf konuşuluyor. Kimin elinde güç var? Şu an Beşer Esad, İran’sız bir şey yapamaz. Çünkü bütün Suriye’yi finanse eden, para veren, silah veren, adam veren, general veren İran. Kaç tane general çatışmalarda öldü, İranlı general. Dolayısıyla gücü var sahada. Sonuçta konuşacaksınız. Beraber bir orta yol bulmaya çalışacaksınız. Benim dediğim bu yol, Esad ile barışalım, gidelim. Oraları Esad’a terk edelim değil. Peki eğer oralarda doğru dürüst bir düzen kurulmazsa, Esad bu noktaya bu noktaya gelmezse rejim, bu insanlar nasıl gidecek? Nereye gidecek? Gidenler ya tutuklanacak ya da öldürülecek.

HATAY BELEDİYE BAŞKANI’NIN AÇIKLAMALARI YALAN, DEZENFORMASYON

Siyasi zemin hazırlanması mümkün değil mi?

Evet işte bunu diyorum. Boş slogan atacağınıza doğru şeyleri konuşalım. Bu Suriye, nasıl bir Suriye olmalı ki Türkiye’deki bu dengeleri değiştiren göçmenlerin önemli bir kısmı tekrar kendi memleketine dönsün. Bu bir. İki, olmadı. İşte 10-15 senedir olsun, bugün, yarın olmuyor. Bu adamlar da Türkiye’de kalıyor. Kaldıkça da kökleşiyor. Evlilikler oluyor, ticaretler oluyor. Mülk alıyor. Neyse. O zaman bu içerideyken durumu nasıl yönetebiliriz? Yani tekrar dönüş söz konusu olana kadar biz Türkiye’nin içindeki bu yapıyı nasıl en az sorunlu hale getirebiliriz, sorunlarını çözeriz? Yoksa çok kolay. Hatay Belediye Başkanı çıktı bir sürü laf dedi. İşte 10 sene sonra Hatay’ın Suriyeli bir Belediye Başkanı olur. Yok nüfus Türkiye’deki Suriyeliler 35 Milyona çıkacak. Bu rakamların matematik ile alakası yok. Yalan. Tamamen dezenformasyon. Tamamen başka şeylere hizmet eden rakamlar.

BURADAN HÜKÜMETİ ELEŞTİREYİM, UCUZ, BOŞ BELEŞ POLİTİKACILAR GİBİ

Size şunu soralım. Türkiye demokrasi içinde normalleşebilir mi? 

Çözüm arayan bir siyasetçi, bir devlet adamı gözüyle bakalım. Dediğim gibi işte Türkiye normalleşemez, bunlar sattı, yedi, götürdü. Bilmem yerle bir etti. Şuna şöyle davrandı. Bunu böyle etti. Bir çözüm var mı, yok. O halde, bir, mevcut hükümet, her şeyi doğru yapıyor diyemeyiz. Yanlışlıklar diz boyu. Ekonomiden, sağlıktan, milli eğitimden, dış politikadan, adalet, yargı, mahkeme sistemine kadar.  Peki ne yapılacak? Ülkenin normalleşebilmesi o zaman kime düşüyor? Muhalefet çıkıp bir normalleştirme projesi ortaya koyacak.  Yoksa ben şimdi buradan hükümeti eleştireyim. Ucuz, boş, beleş politikacılar gibi. Şu şöyle, bu böyle. Tamam yandı gitti. Hükümet iyi olsa zaten devam edecek.

BABACAN’IN LAFLARI; AL BURADAN YAK, YUSYUVARLAK İFADELER

Muhalefet en azından şu an bir 6’lı masa kurdu. Nasıl buluyorsunuz?

En baştan şunu söyleyelim .Yan yana gelmeleri olumlu bir şey. Çünkü bu konular konuşularak çözülür. Bunun da bir başlangıcı olur. Hemen bugün konuştuk, yarın her şeyi çözdük. Böyle bir şey olmaz. Onun için şu anki süreç bana göre doğru bir süreç. Ama işte bunu her toplantılar, ortaya bir şey koymadılar. Biraz önce konuştuğumuz mesela. Ne yapacaksın? Nasıl yöneteceksin üniversiteleri? Suriye politikası, ekonomi. Dolar aldı başını gidiyor, enflasyon aldı başını gidiyor. İlk yapacağın müdahale nedir? Ali Babacan şunu diyor, biz bu işi iyi biliyoruz. Dünya da bizi tanıyor. Dünyada da para var. Türkiye’nin sorunu, demokrasi ve güvence sorunu. Biz bu demokratikleşmeyi yaparsak ve güvenceyi de verirsek para gelir. Al buradan yak. Yusyuvarlak bir ifade. Peki sen ne zaman gelirsin? Ne zaman normalleşir? Demokratik ülke dediğin ülkenin şartları, standartları nedir? Kürt meselesi nedir? Alevi nedir? Neyi nasıl çözeceksin? Cezaevleri dolu, bunları nasıl boşaltacaksın. Bir genel af mı çıkartacaksın? Kısmi bir infaz indirimi mi yapacaksın daha önce olduğu gibi. Yoksa yeniden yargılama sürecini mi açacaksın bütün siyasi davalarda? Bunların hiçbirisi yok. Para var, beni severler. Ben gelirsem para da gelir. Böyle bir şey ciddi bir karşılık bulabilir mi? Onun için 6’lı masa olumlu. Toplantılarının devam etmesi lazım ama bu toplantıların artık seçim yaklaştıkça ki son 12 aya girdik aşağı yukarı. Artık her toplantıda masaya bir şeylerin konulması lazım.

SİYASİ SUÇLAR ASLINDA SUÇ OLMAYAN SUÇLARDIR 

Peki sizin kulağınıza böyle bir söylenti çalındı mı? Türkiye’nin bir genel affa ihtiyacı var mı? Eğer istiyorsa Erdoğan bunu başarabilir mi?

Şimdi ihtiyaç kesin ama nasıl bir genel af. Bu affın toplum vicdanını yaralamaması lazım. Affın 2 önemli kanadı vardır bana göre. 2 önemli muhatap kesimi vardır. Bir, kader mahkumları dediğimiz kesimdir. İstemeyerek, bilmeyerek, kaza, şartlar gereği bir suça bulaşmış insanlardır. İkincisi de devlete karşı işlenmiş suçlardır ki bunların da büyük bir kısmı siyasi suçlardır. Yani devlet herhangi bir holding patronunun milyar dolarlık vergi borcunu çizebiliyor. Yaptılar bunu biliyorsunuz. Kaç sefer yaptılar. Peki sen milyar dolarlık vergi borcunu çiziyorsun. Niye? Devlete karşıdır. Ben bu suçu devlet olduğum için çizdim. Sen öylesin ama bu kimin parası? Halkın parası. Onun için devlete karşı işlenmiş suçlarda bile birinci etapta olanlar siyasi suçlar. Yani geçmişte taş attığından dolayı herhangi bir eylemde, bir sokak gösterisinde, örgüt üyeliğine sokulup 9 yıl ceza alan 14-15 yaşında çocuklar olmuş. Yani affın muhatabı 2 kesimdir. Bir, kader mahkumlarıdır. İki, siyasi suçlardır tırnak içinde. Suç olmayan suçlardır.

GENEL AF OLMASA BİLE BİR İNFAZ İNDİRİMİ FİLAN BEKLİYORUM

Altan Tan, hem İslami gelenekten hem de Kürt siyasetinden beslenen, iki kesimde de bulunmuş hala sıcak temasları bulunan bir isim. Bir duyumunuz var mı bu konuda?

Şimdi şöyle diyeyim. Duyum ayrıdır. Dedikodu ayrıdır. Bilgi ayrıdır. Ben hayatım boyunca bunları birbirinden ayırmaya çalıştım. Şimdi ben af var, bilgim var deyip kendim de dahil. Çünkü ben müebbet ile yargılanıyorum ve işte istinafta bekleyen cezalarım var. Kendime de boş bir ümit vermek istemem. Ben de şu an mahkumum. Şimdi duyumlarım var ama bu duyumlarım bilgi seviyesinde değil. Yani diyelim ki işte ben Adalet Bakanı’ndan bir şey duydum. Şöyle bir şey hazırlıyorlar. Böyle bir bilgi sahibi değilim. Ama Cumhuriyet’in özellikle 100.yılı da geliyor. Çok böyle birikmiş cezaevleri tıka basa dolu. Eski tabirle istiap haddinin %25 %30 üzerinde bir hükümlü, tutuklu mahkum var. Onun için bunları duyuyoruz. Ben de duyuyorum ama tekrar söylüyorum. Yanlış bir izlenim bırakmamak için söylüyorum böyle tekrar tekrar. Bunlar bilgi değil. Doğrulatılmış şeyler değil ama seçimler yaklaştıkça ben bu af meselesinin de 2023 yılı içerisinde hem muhalefet tarafından hem iktidar tarafından dillendirileceğini, bir genel af olmasa bile biraz önce de söyledim. İnfaz indirimi, yeniden yargılama, dosyaların yeniden görülmesi..vs Bunun çok metotları var. Bu şekilde bir yasal değişikliğin gündeme geleceğini tahmin ediyorum.

SEÇİMİN ZAMANINI SADECE ERDOĞAN’IN KAZANMA İHTİMALİ BELİRLEYECEK

Son olarak şunu konuşalım. Türkiye bir seçime gidiyor. Erken seçim olur, vaktinde olur. Belki baskın seçim olur.  Sizce seçimin tarihini ne belirleyecek?

Bence seçimin tarihini Sayın Erdoğan belirleyecek. Sayın Erdoğan da neye göre belirleyecek, kazanma ihtimaline göre. Kazanma ihtimali de şu anda da 3 ay sonra da, hatta normal zamanında yapılacak bir seçimde de %100 garanti değil. Benim başından beri tahminim ki çok kimse ile tartıştım ben bu konuda. Çünkü 4 yıldır ilkbaharda seçim olacak, sonbaharda seçim olacak diye muhalefet tabiri caizse halka gaz veriyordu. Ben ilk günden beri seçimlerin normal zamanında olacağını düşünen az sayıdaki kişilerdenim. Ben çok olağanüstü hükümetin lehine bir tablo olmadığı müddetçe 3-5 ay zarfında, ben erken seçim beklemiyorum. Olacağını da tahmin etmiyorum. Onu da söyleyeyim. Öyle olağanüstü bir iyi durumun çıkacağını da hükümet açısından düşünmüyorum. Dolayısı ile benim tahminim seçimler zamanında olur. Zamanında derken bir şey daha tartışıyorlar. İşte 1 ay bile önceye alınsa bu Sayın Erdoğan 3.sefer aday olabilir mi olamaz mı, onu engellemek için belki 1-2 ay öne alıp, o 1-2 ay zaten artık herkes seçimin içindedir. Kasım ayından sonraki her seçim zaten zamanında seçim.

HER TÜRLÜ HİLE HURDA İÇİNDE KIRAN KIRANA BİR SEÇİM OLACAK

Karanlık senaryolar var. Türkiye’de bir olağanüstü hal ilanı söz konusu olabilir mi? Hatta bir sıkı yönetim söz konusu olabilir mi? Seçim olmama ihtimali var mı sizce?

Bu iktidar mücadelesi, bu 2023’teki seçimler kıran kırana bir seçim. Bu sadece Türkiye’de Erdoğan ile Kılıçdaroğlu’nun yarışması değil. Avrupa Birliği, Amerika, Rusya, Çin, Orta Doğu’daki hesaplar, Suriye…Ne varsa hepsi bunun içinde. Onun için sıradan bir seçim değil. Kim başbakan olacak, kim cumhurbaşkanı olacak kavgasından ziyade dünyadaki ve bölgedeki, yani Orta Doğu’daki güç dengesinin akışını, eksenini belirleyecek veya etkileyecek bir seçimdir. Onun için bu seçimde herkes devrede olacak. Herkes derken, hem içeriyi hem dışarıyı kastediyorum. Her türlü senaryo, entrika, hile, hurda devrede olacak. Sadece hükümet açısından demiyorum. Muhalefet de. Şimdi bu iddialar çoktan beri söyleniyor.

OLAGANÜSTİ HALi ÖZDAĞ AÇIKÇA SÖYLEDİ, DEMEK Kİ BİR BİLDİĞİ VAR

Bir olağanüstü hal ihtimali görüyor musunuz?

En böyle yalın şekliyle dile getiren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ oldu. Hatta Ümit Özdağ biraz daha açtı bu mevzuyu. Süleyman Soylu’nun, başbakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu’nun bir çok karanlık işe en azından şahit olduklarını ve bunları açıklamaları gerektiğini söyledi. Mesele net bir cümle kurdu. Dedi ki, Ankara Garı’ndaki bombayı kim getirdi? Demek ki Ümit Özdağ’ın bildiği bir şeyler var ki bunu soruyor. Kendi de açıklamıyor. Bazıları hendek olayının işte yine bir komple teorisi olduğunu söylüyor. Devletin içindeki derinlerin paslaştığını söylüyor. Bu Suriye meselesinin seçim döneminde bir çıkarma olabileceğini ve Türkiye’nin Suriye’de bazı yerlere yeniden asker çıkarabileceğini söylüyorlar. Ben de bu dedikoduları tek tek saymak istemiyorum. Zaten bunlar yazılıyor açık seçik. Ümit Özdağ’ınki çok açık. Süleyman Soylu da çıktı dedi ki bu MOSSAD ajanıdır, hayvandan aşağı bir isimdir. Sokakta bile söylenemeyecek laflar, şimdi siyasetçiler tarafından birbirine söyleniyor. Bunların ne kadarı doğrudur, ne kadarı yanlıştır, MOSSAD ajanı mıdır değil midir benim gibi sizin gibi insanların bunları bilmesi mümkün değil. Devletin elinde bir bilgi varsa açıklaması lazım. Ümit Özdağ’ın elinde Ankara Garı’ndaki bomba ile ilgili kim götürdü, nasıl götürdü varsa bilgisi söylemesi lazım.

Seçime doğru propaganda savaşları, bel altı vuruşlar, kaset savaşı da başlayabilir mi?

Bence her şey olacak. 72 kısım tekmili birden bu dediklerinizin hepsi olacak. Keşke milletin hayrına olsa. Gizli kapaklı işleri öğrense millet. Belki bundan sonra olmaz bunlar. Ama maalesef her türlü yöntem devreye sokulacak. Öyle gözüküyor.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram