Alman halkı kararsız, seçim sürprizlere gebe…

Alman siyaseti bir yol ayrımında... Hristiyan Demokratların daha sağında bir partinin ortaya çıkarak siyasi rejimi istikrarsızlaştırmasının ilk ciddi sancıları hissediliyor. Popüler bir koalisyon formülü gözükmüyor. Partilerin birbirlerine yakın oylar alması halinde koalisyon müzakereleri iyice zorlaşacak.

ÖMER MURAT 20 Eylül 2021 HABER ANALİZ

67 yaşındaki Angela Merkel kendisinden önceki yedi erkek şansölyeden farklı olarak, görevi bırakmak için yenileceği bir seçimi beklemek yerine, hala popülerken emekliliğe ayrılmaya karar verdi. Anketler Almanların çoğunluğunun Merkel’in sergilediği yönetimden memnun olduğunu gösteriyor, fakat aynı halkın “Bu şekilde devam etsin mi?” şeklindeki soruya çoğunlukla “hayır” cevabını verdiği de görülüyor. Bir CDU yetkilisi seçmenlerin bu tutumunu “şizofrenik” şeklinde niteleyerek Hristiyan Demokratların şansölye adayı Armin Laschet’in hem devamlılığı, hem de yeni bir başlangıcı temsil etmek gibi imkansız bir görevle karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

Merkel, Laschet’i desteklemek üzere yaptığı ilk konuşmalardan birinde, “yol gösterici bir ahlaki pusula olarak Hıristiyanlığını” övdü. Hristiyan Demokratların kendilerini diğer partilerden ayıran bu din vurgusunun hala önemli bir etkisinin olduğunu düşündükleri anlaşılıyor. Katolik Kilisesi’nin aktif üyelerinden biri olarak bilinen, eşiyle kilise korosunda tanışarak evlenen Laschet “Siyasi nutuklarımda İncil ayetlerinden alıntılar yapan biri değilim. Ama tabii ki (İncil) üzerimde tesirlidir” diyor. Laschet, ABD’nin yeni seçilen Başkanı Joe Biden’ın da kendisiyle aynı mezhepten olduğunu belirterek, Şansölye seçilmesi halinde iki ülkenin liderinin de Katolik olduğu bir durumun 1960’lardan sonra ikinci kez gerçekleşeceğini hatırlatmak suretiyle Katolik tabanı kendi etrafında kenetlendirmeye, hareketlendirmeye çalışıyor. “Ich bin ein Berliner” (Ben Berlinliyim) dediği konuşmasıyla Almanların gönlünde taht kuran ABD Başkanı John F. Kennedy ve Hristiyan Demokratların meşhur şansölyesi Konrad Adenauer’ın ikisi de Katolik’ti ve 1960’larda görev yapmışlardı. Kamuoyu yoklamalarına göre şu ana kadar bu çabalar Laschet’in oy oranlarında henüz ciddi bir değişikliğe yol açmadı.

SEÇMENİ TAM OLARAK İKNA EDEN BİR KOALİSYON FORMÜLÜ YOKAnketler seçmenlerin hangi koalisyonu tercih ettiklerine ilişkin de ciddi bir kararsızlık içerisinde bulunduklarını gösteriyor. “Şu koalisyon sizce iyi mi, kötü mü?” sorusuna seçmenlerin çoğunlukla “iyi” yanıtını verdiği hiçbir kombinasyon bulunmuyor. En fazla “iyi” yanıtını alan “SPD-Yeşiller-FDP” koalisyonuna “iyi” diyenlerin oranı yüzde 37 iken, “kötü” diyenler yüzde 41’e kadar çıkıyor. Şu an ülkeyi yöneten “Büyük Koalisyon’un” yeniden kurulmasını olumlu bulanlar yüzde 25 oranındayken, olumsuz bulanlar yüzde 53’ü buluyor.

Sosyal Demokrat Partinin (SPD) adayı Olaf Scholz’un Münih’teki mitinginden…

Geçtiğimiz 15 yıl boyunca ilk defa geçen ay itibariyle Sosyal Demokratlar anketlerde CDU/CSU’dan daha fazla oy oranını yakaladı. Son anketler Scholz’un yüzde 25 civarında alacağı oyla ipi önde göğüsleyebileceğini gösteriyor. “Hükümeti Yeşiller’le birlikte kurmak istiyorum” diyen Scholz gönlünden geçenin kendi şansölyeliğinde bir merkez sol ittifakı olduğunu saklamıyor. İki parti de (saati) 9,60 euro olan asgari ücretin 12 euro’ya çıkartılmasını ve süper zenginlerin (yılda 500 bin euro’nun üzerinde kazanç sahibi olanların) ödedikleri vergilerin arttırılmasını vaadediyor. Keza dış politikada ABD ve AB’yle ilişkilere ilişkin benzer tutumlara sahip olan iki parti iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında alınacak çevreci önlemler konusunda da benzer hedeflere sahip.

Fakat anketlere göre herhangi iki partinin birlikte bir koalisyon kuracak oranda oy alabilmesi mümkün olmayacak. Beklendiği gibi seçimden daha güçlü çıkmaları halinde merkez sol partilerin üçüncü bir koalisyon ortağı bulmaları gerekecek. Böyle bir sol koalisyona Die Linke’nin eklemlenmesi ilk bakışta daha makul gözükmekle birlikte, NATO üyeliğinden çıkacakları vaadinde bulunması ve bunda ısrarcı olduğunu defalarca vurgulaması nedeniyle aşırı sol parti Scholz için kolay bir seçenek değil. Nitekim Scholz, Merkel’in kendisine yönelik eleştirisi sonrası Sol Parti’yle (Die Linke) bir koalisyon ihtimalini zayıflatan açıklamalarda bulunmak zorunluluğunu hissetti ve ABD’yle yakın ilişkiler ile NATO üyeliğinin kendileri için müzakere konusu yapılmayacak konular olduğunu söyledi.

Almanya Yeşiller Partisinin başbakan adayı Annalena Baerbock’un Stuttgart’taki mitinginden…

KARARSIZLARIN ORANI YÜKSEK, SÜRPRİZ BİR SONUÇ DA ÇIKABİLİR

Öte yandan Brexit referandumu ve ABD başkanlık seçimlerinde, anket şirketlerinin tahminlerinin 3-5 puan aralığına kadar yanılabileceğinin anlaşılmış olması gözlemcileri ihtiyatlı bir tutum takınmaya da sevkediyor. Partilerin aldıkları oy oranları birbirlerine çok yaklaşmış olduğundan üç puanlık bir yanılma seçim sonunda bambaşka formüllerin konuşulması anlamına gelecek. Kararsız seçmen oranının yüksekliği nedeniyle bu ihtimali yabana atmayan uzmanlar var. Allensbach enstitüsü tarafından Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi için geçen hafta yapılan bir anket, 26 Eylül’de oy vermeyi planlayanların %40’ının hala kimi tercih edeceğine dair karar veremediğini gösteriyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Maliye Bakanı Olaf Scholz

Hristiyan ve Sosyal Demokratların birbirlerine yakın oylar alması halinde, FDP’nin sol ağırlıklı bir koalisyona yanaşmaması, bu durumda hükümetin belirlenmesinde şimdi öngörüldüğü gibi merkez solun değil yine merkez sağın belirleyici olması mümkün… Nitekim seçim sonrasında “kralı belirleyici” (kingmaker) konumda bulunacak olan FDP lideri Christian Lindner “Alman siyasetinin sola kaymasına müsaade etmeyeceklerini” ilan ederek bu yönelimlerini şimdiden açık etti. Bu durumda en makul koalisyon SDP-CDU/CSU’ya FDP’nin eklemlenmesi olacaktır veya muhafazakarları daha tatmin edecek bir formülasyonla birinci parti dışlanarak CDU/CSU’yla Yeşiller ve FDP birlikte hükümeti kuracaktır. Bunlar söylemesi kolay olsa da tatbiki zor formüllerdir. Lindner’in Maliye Bakanlığı’nı üstlenerek para musluğunu tutma isteğini açıkça ortaya koyduğu hatırlandığında seçim sonrası koalisyon müzakerelerinin pek kolay geçmeyeceği şimdiden tahmine müsaittir. Merkez sağa yakın olan FDP 2017’deki seçim sonrası Merkel liderliğindeki CDU’yla bir koalisyona girme konusunda anlaşma sağlayamamıştı. Şimdi merkez solla koalisyon pazarlıklarının zorlu geçeceği belli…

İki yıl önce SDP’nin parti liderliği için girdiği yarışı kaybeden ve üç ay önce anketlerde üçüncü sırada olan Scholz’un beklenmedik bir çıkışla diğer adayları geride bırakması da aslında seçmen tercihlerinde daha önce benzeri olmayan bir oynaklığı gösteriyor. Anketler doğru çıkıp da Scholz ipi yüzde 25 gibi bir oy oranıyla birinci göğüslese bile bunun şansölyelik vazifesini rahat yürütebilmek için gereken tatmin edici bir zafer olacağından bahsedebilmek pek mümkün değil… Bu durumda Scholz II. Dünya Savaşı sonrası dönemde o makama oturanlar arasında en az oyu almış kişi olacak. Sorulara aynı ve kısa cevaplar vermesi, risk almaktan kaçınan aşırı kontrollü tabiatı yüzünden “Şolzomat” (Scholz makinesi) lakabı takılan SDP liderinin öne çıkması tamamen Laschet ve Baerbock’un seçmen tarafından yetersiz görülmesiyle ilgili…

Almanya için Alternatif Partisi’ne (AfD) karşı düzenlenen bir protestodan… Afiş Türkçe ve Almanca hazırlanmış.

AŞIRI SAĞIN YÜKSELİŞİ ALMAN SİYASETİNİ İSTİKRARSIZLAŞTIRIYOR

Öte yandan CDU’nun ağır bir yenilgi almasının partide daha sağda yer alan güçlü kesimi cesaretlendirmek suretiyle bir iç çatışmaya kapı aralayabileceği de belirtiliyor. Bu durum CDU’nun koalisyon müzakerelerinde uzlaşmacı bir tavır takınmasını imkansız kılabilir. CDU’nun bugün içine düştüğü zor durum biraz da yaklaşık yüzde 10’luk bir oy potansiyelini yeni kurulan aşırı sağ AfD partisine kaptırmış olmasıyla ilgili. Merkel bugüne kadar aşırı sağa meyletmeyerek partiyi merkezde tuttu ama kendisinden sonra bu siyaseti izlemek giderek imkansız hale gelebilir. CDU’nun Almanya’da kendi sağında başka bir partiye yer olmadığına dair şiarını doğrular şekilde AfD varlığıyla ülke siyasetindeki ilk istikrarsızlaştırıcı etkisini bu seçimde gerçekleştirecek gibi gözüküyor. Sol partilerin birbirlerine yakın hareket ettikleri bir ortamda CDU/CSU için AfD’yle önce eyalet hükümetleri düzeyinde ortaklıklara kapı aralaması kaçınılmaz olabilir. Batı’da 21.yy’ın ikinci onyılında yükselen aşırı sağ dalganın zararlı etkilerinden Merkel’in dirayetli siyaseti sayesinde büyük ölçüde kendini korumuş olan Almanya bu bakımdan zorlu bir dönemin arefesinde bulunuyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

Merkel’in dört yıl önce bir koalisyon kurabilmek için yaptığı müzakerelerin altı ayı bulduğu ve bu kez yeni bir şansölyenin de belirlenmesi gerekeceği hatırlandığında, seçim sonrası yeni bir hükümetin ortaya çıkmasının haftalar değil ayları bulabilir. Yeni hükümet kurulana kadar Merkel, tam yetkili olarak başbakanlık görevini sürdürmeye devam edecek. Koalisyon müzakerelerinin beklendiği gibi uzaması halinde, 17 Aralık itibariyle Merkel Alman tarihinde en uzun süre şansölyelik yapan siyasetçi olma unvanını Helmut Kohl’den devralmış olacak.

Ülkenin öndegelen haftalık haber dergisi Der Spiegel kendisinden sonra Merkel döneminin nasıl görüleceğine ilişkin şu yorumda bulunuyor: “Dünya sahnesinde Çin hakimiyeti; iklim değişikliğinin giderek artan şiddetli etkileri; liberalizm ve illiberalizm arasındaki fay hattında parçalanan bir Avrupa; dünya çapında çözülmemiş çatışmalardan kaynaklanan yeni mülteci akımları… Bu tür zorluklar karşısında Merkel dönemi, yakında özleyeceğimiz bir sakinlik dönemi olarak görülebilir.”


 

Bu bakımdan Merkel sadece Almanya’da değil Avrupa’da da popüler bir lider olarak öne çıktı. ECFR (Avrupa Dış İlişkiler Konseyi) için hazırlanan bir rapor çerçevesinde 12 Avrupa ülkesinde gerçekleştirilen kamuoyu yoklamasında, katılımcıların çoğunluğu Merkel iktidarda olmasaydı dünyada daha fazla çatışma olacağına inandığını belirtti. Yine Avrupa Birliği’nin “başkanı” olarak kimi seçecekleri şeklindeki iki seçenekli (Merkel veya Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron) varsayımsal bir soruya da çoğunluk Alman Şansölyeyi seçerek cevap verdi.