‘Acaba Erdoğan iktidarı bırakmaz mı? Bu bile tüylerimi diken diken ediyor’

Gazeteci ve yazar Ali Bayramoğlu: Herkesin şöyle bir endişesi var. Acaba Erdoğan iktidarı bırakmaz mı? İktidarı bırakmamanın yolları seçimlerde hile yapmak ya da çıkan sonuçlarla oynamaktır. Benim kanaatim şu. Bu fikrin telaffuzu bile benim tüylerimi diken diken ediyor.

MEHMET ŞAHİN 20 Mart 2022 SÖYLEŞİ

Gazeteci-Yazar Ali Bayramoğlu

İki yıldır seçim yasasında değişiklik yapmak üzere Cumhur İttifakı bir mesai yürütüyordu. Fakat Milliyetçi Hareket Partisi’yle Adalet ve Kalkınma Partisi arasında bir anlaşmazlık, daha doğrusu tam bir uyuşamama hali söz konusuydu. Nihayet seçim yasasında değişiklik öngören teklif Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ulaştı. Meclis aritmetiği düşünülürse seçim yasasında değişiklik olacak. Malum, her kanunda olduğu gibi bir metin var, bir de ruh… Acaba bu değişiklik öngören teklif ruh itibarıyla seçmene ne söylüyor? Türk siyaseti açısından ne vaat ediyor gelecek seçimde? Konuyu siyaset bilimci, yazar Ali Bayramoğlu’yla ele aldık…

Kanunun ruhu itibarıyla düşünürsek bu teklif size ne anlatıyor, temsil adaletini mi?

Tabii değil. Türkiye’de pek çok seçim kanunu gibi bu seçim kanunu da o kanunu çıkarma gücüne sahip siyasi iradenin faydası etrafında dizayn edilmiş bir kanun. Yani AK Parti başta olmak üzere daha fazla milletvekili alabilecekleri ya da muhaliflere daha çok zarar verebilecekleri bir çerçeveyi ince ince düşünmüş ve bu çerçeve üzerine oluşturulmuş yeni bir düzenlemeyle Türk seçmeninin karşısına çıkmış. Temeli budur. Yani bir ilkesel düzenleme ya da sizin dediğiniz gibi bir şey değil. Daha çok iktidarın siyasi faydası hesap edilerek yapılmış bir düzenlemeyle karşı karşıyayız özetle.

“ERDOĞAN’IN ADAYLIĞINI BELİRLEYECEK OLAN GÜÇ DENGESİDİR”

Zamanlamasını dikkate aldığınızda teklifin bir erken seçimi işaret ettiğini düşünüyor musunuz?

Hayır, ben öyle bir değerlendirme yapmıyorum. Yani erken seçim olması için iktidarın gerçekten bunun çok kuvvetli faydalı bir anını yakalaması lazım. Çok kuvvetli bir konjonktürde yakalaması lazım. Genel gidiş o istikamette değil. Yani yaşanan krizlere baktığımız zaman arka arkaya siyasi iktidarın hızlanmak yerine zamana ihtiyacı var gözüküyor. Bir bu var. İkincisi çok fazla angaje oldular iktidar partileri. Başta Tayyip Erdoğan, zamanında seçim işaretine. Bu yeni değil, 20 yıldır bunu söylüyor. Bundan geri dönmesi için de bir neden söz konusu değil. Zaten mevcut yasanın ne zaman geçeceğini bilmiyoruz ama dediğim gibi yasa geçtikten sonra en az bir yıl seçim yapılamaz anayasa değişikliği yapılmadıkça. Bu da bize erken seçim ihtimalini daha zayıf olarak gösteriyor. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı açısından hukuken tartıştı anayasa hukukçuları. Tabii bu da çok politik bir konu. Yani hakikaten aday olabilir mi olamaz mı hukuken tartışılırken burada ölçüyü doğru tutuyor muyuz ya da muhalefetteysek acaba katılmasın eğilimi ya da iktidardaysak evet katılacak eğilimi mi var tartışılır ama kağıt üstünde baktığınız zaman iki yönlü bir durum bu. Bir taraftan anayasa değişikliği sonrası yapılan seçim ve yeni düzende ikinci kez aday olabilir diyor, iktidar tarafı. Diğer taraf da Tayyip Erdoğan’ın bunu tamamladığını iddia ediyor. Bunu belirleyecek olan nedir? Güç dengesidir. Kimin bileği daha kuvvetliyse onun dediği olacaktır. Ben burada da bir sorun çıkacağını düşünmüyorum, AK Parti açısından. Tayyip Erdoğan, zamanında yapılacak seçimlerde Cumhur İttifakı’nın başkan adayı olarak Türk seçmeninin karşısına çıkacak. Dolayısıyla bu tartışmanın bile karşılığı olmadığını düşünmekteyim.

Oy itibarıyla küçük partilerin saf dışına alınmak istediği yönünde bir okuma söz konusu. Bunun özellikle sağ seçmende karşılığı olur mu? Yani CHP’ye kanalize edilen sağ seçmen, tepkisel olarak Millet İttifakı’ndan uzaklaşabilir mi?

Amaçlananın bu olduğunu düşünüyorum Mehmet Bey. Yani bu yasanın birkaç tane hesabı var okuduğumuz zaman gördüğümüz. Bunlardan biri ittifaklar düzeninin bitişi tabii. Yani ittifakların anlam taşımadığı bir seçim düzenlemesiyle karşı karşıyayız. 2018’den önceki sisteme geri dönüş. İttifaklar üstünden milletvekili sayısının, ittifakın aldığı oyun dikkate alınarak, o ittifakın çıkaracağı milletvekili sayısının hesaplanması sisteminden vazgeçilmesi, artık doğrudan doğruya partilerin alacağı oylar üzerinden bir milletvekili hesabı yapılacak olması, ittifakın anlamını bir tek çok küçük partiler için bırakıyor. Bu ne demek? % 7 barajını aşamayacak siyasi partilerin başka siyasi partilerle birlikte seçime girerek bu barajı dolaylı bir şekilde atlamalarını sağlayacak bir anlam kalıyor geriye. Dolayısıyla bu, ittifaklar sisteminin sonudur. İki, şunu söylemek lazım tabii. Böyle bir hesapla AK Parti, özellikle kendisine 8-10 civarında, eğer eski oylar geri alınırsa tabii, yani şimdi AK Parti’nin kaç oy alacağını bilmiyoruz. Muhtemelen çok daha düşük oy olacak ve beklediği sonuçla karşı karşıya kalamayabilir ama şu andaki hesap yine eski oylarını aldığı taktirde hesaplar üzerinden bir miktar daha fazla milletvekili çıkarması. Bu da bir hesap seçmen sosyolojisi açısından. En önemlisi Millet İttifakı’na ya da altı siyasi partinin muhtemel ittifakına karşı atılmış sert bir neşter darbesi olduğunu söylemek lazım. Şunun için söylemek lazım. Bir kere insicamlarını bozuyor. Yani birlikteliklerini sadece cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından değil muhtemel bir parlamento seçimi açısından da, ortak program hazırlamaları, ortak yol yürümeleri ve her birinin ayrı kimlik içerisinde bu ittifakta yer almalarını bozan bir girişim bu. Bunu siz de söylediniz. Küçük partiler, yani DEVA gibi, Gelecek Partisi gibi, Saadet Partisi gibi partiler, mevcut oy oranlarıyla, kamuoyu araştırmalarının bize gösterdiği oy oranlarıyla, % 7’lik barajı geçemeyeceklerine göre… Geçseler bile o oy oranlarıyla milletvekili hesabında, milletvekili çıkartma şansları çok çok düşük olduğuna göre, onları ya yeni bir ittifak kurmaya itiyor ya da mevcut büyük siyasi partilerin listelerinden kendi temsilcilerini aday göstermeye itiyor. Bunu biliyorsunuz Saadet Partisi geçen seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi listeleri üzerinden yapmıştı. Tabii burada bir endişe var. Saadet Partisi rengi çok daha net bir siyasi parti. Seçmeni çok daha az ama sıkı bir seçmen. Halbuki yeni siyasi partiler dediğimiz DEVA ve Gelecek Partisi, henüz daha siyasi rüştünü ispat etmiş partiler değil. Bir arayış içindeler. Seçmen arıyorlar. Taban arıyorlar. Dil arıyorlar. Siyasi yelpazede yer arıyorlar ve en büyük korkularından bir tanesi, bunu bizzat temaslarımızla biliriz gazeteciler olarak.

“SAĞ PARTİLER, ‘CHP’NİN KUYRUĞUNA TAKILIYOR’ İMAJINDAN KORKUYOR”

Özellikle Davutoğlu’nda bu daha net ifade edilir. O geleneksel korkudur. Bir sağ partinin, bir muhafazakar partinin CHP’nin kuyruğuna takılıyor imajını muhafazakâr seçmene vermesi ve bunun yaratacağı bir reaksiyon. Bunu istemezler. Tabii böyle bir tabloya zorluyor bu yasa ve AK Parti-MHP ikilisi. Böyle bir tabloya zorlaması tabii AK Parti’nin seçimleri CHP versus Ak Parti, CHP versus Milliyetçi Cephe arasında bir yarışa dönüştürme arayışının olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla böyle bir niyet var ve bu niyet diyeceksiniz ki bu yasayla mı ortaya çıktı? Hayır. Bu niyet hep vardı. Bu yasa olmasa da zaten mevcut siyasi partilerin yani küçük siyasi partilerin bazı kaçınılmazlıkları vardı. Zaten başka partilerin listelerine bu mevcut oy oranlarıyla muhtaç görünüyorlardı ama başka türlü hesaplar yapılabilir. Bir iki milletvekili hesabı yapılabilirdi. Bunlar ortadan kalktı. Bununla birlikte tabii şunu söylemek isterim. Bunlar hep statik hesaplardır. Seçim kanunları bizim gibi yarı demokratik ülkelerde hep dediğim gibi konuşmanın başlangıcında, siyasi partilerin oy hesabıyla çıkarılan yasalardır. Kısmen belirlerler tabii oy hesaplarından hareketle ama şunu dikkate alın. Seçim yasası her şey demek değil. Esas olan seçmen iradesidir. Öyle bir irade karşınıza çıkar ki, öyle bir rüzgar eser ki; o rüzgarda o seçim yasası size, kendi kendinize vurduğunuz, elinizi kolunuzu yaraladığınız bir keser haline gelebilir. Bumerang haline gelebilir. Mesela şöyle bir varsayımda bulunalım. Bu ihtimal karşısında Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti ve Saadet Partisi, bu dört parti bir yeni cephe, yeni bir ittifak kursalar. Zaten oy oranları % 7’ye yaklaşıyor. Acaba bugüne kadar zora düşen partilere seçmenin verdiği destek bu gruba da verilir mi? Muhtemelen. HDP’ye nasıl barajı geçsin diye bir takım destek oyları, protesto oyları gittiyse buraya da o protesto oyları gidebilir. Rahatlıkla % 10’u aşacak bir duruma gelebilirler. Kaldı ki bunları sadece bugünün kamuoyu anketlerinin karşımıza çıkardığı rakamlardan hareketle söylüyoruz. Unutmayın ki kamuoyu anketlerinde % 25, % 30 arasında henüz oyunun rengini belli etmek istemeyen bir kesim var. Bunun % 8’i zaten hiçbir zaman sandığa gitmez. Geriye % 20 ve % 20’nin biraz altında çok kuvvetli bir rakam kalıyor. Dolayısıyla kararsız demek, etkilenmeye açık grup. Kararsız demek, kendi partisinden, en son oy verdiği partiden memnun olmayan ama henüz gidecek parti bulamayan seçmen demektir. Oluşacak dalgalar, oluşacak eğilimler, oluşacak söylem o anda ülkenin konjonktürü ya da biraz önce söylediğim gibi bir alternatif olarak yeni bir grubun varsayalım organize olup seçimlere giriyor olması, iktidarın hesaplarını alt üst edebilir.

“ALTI PARTİNİN YENİ ANAYASA TAHAYYÜLÜ VE ORTAK ADAY ÇIKARMA İRADESİ DEVAM EDECEKTİR”

Seçim yasası tamam niyeti belli, iktidar iyi niyetli değil demokratik açıdan. Fakat bununla bir siyasi öykü yazmak mümkün değil. Şunu da söyleyeyim, şimdi tabii dönüp dönüp o yasaya takılıyoruz haklı olarak. Epeydir beklenen bir yasa ama unutmayın ki Türkiye iki seçim geçirecek. Biri cumhurbaşkanlığı seçimi, asıl belirleyici oyun orada oynanacak. Yani Türkiye’yi kimin yöneteceği, mevcut anayasayla, bu güçle kim Cumhurbaşkanı olacak, parlamento seçiminden bir tık daha önemlidir. Daha belirleyicidir diyelim. Ben bu noktada altı partinin ortak ittifakını, yani nedir o, bir rejim tahayyülü, yeni bir anayasa tahayyülü ve birlikte bir aday çıkarma iradesinin ortadan kalkacağını sanmıyorum. Dolayısıyla burada ittifak devam edecektir. Bu ittifak informal olabilir. Yani aday tespiti açısından bir ittifak olabilir ama formal tarafı da çok açık bir şekilde 45 sayfalık, yeni anayasa metninde, bu altı partinin tahayyül ettiği yeni Türk siyasal düzeni, hukuk düzeniyle ilgili metinde de karşımıza çıkıyor. Onun için bir bütün olarak bakacak olursak şunu görüyoruz; bu yasa ne yapar? Bu yasa oyunun ana dengesini değiştirmez. Millet İttifakı’nı veya daha büyüyecek bir ittifakı karıştırma çabasını ortaya atan iktidar cephesinin buradan sonuç alması mümkün değildir. Çünkü keskinlik, yarış sayısı buna işaret ediyor. İkinci önemli şey, mevcut yasa % 7 dışında ne getiriyor diye baktığımız zaman, hiçbir şey.

DEVA, Gelecek ve Saadet Parti’lerinin % 7’yi tek başlarına aşamayacağı varsayılırsa % 6 küsur çıkan bir takım kamuoyu yoklamaları da vardı MHP için, % 7 net olarak MHP için düzenlenmiş diyebilir miyiz?

Öyle gözüküyor. Tabii adamların aklında ve yüreğinde değiliz. Bunu bilmemiz mümkün değil ama % 7’lik oran MHP’nin oy oranları genel olarak dikkate alınırsa, kararsız seçmenin dağıtılması vs. MHP’nin geçme ihtimali olan bir yüzde. Muhtemelen buna göre bir hesap yapılmıştır diye düşünüyorum.

“MADEM BAŞKANLIK VAR, SEÇİM BARAJINA NE GEREK VAR?”

Neden MHP böyle bir korumaya ihtiyaç duydu? Parlamento seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini ayrı ayrı düşünerek gerekirse yola tek başına devam etmek için mi?

Bu tabii hangi açıdan baktığınıza bağlı. Sırf parlamento seçimleri açısından bakıyorsanız, Milliyetçi Hareket Partisi’nin % 10’luk barajı geçme ihtimali son derece zayıf. Eğer tersi yapılsaydı yani partilerin bir ittifak içerisinde % 10 barajı hiç dikkate alınmasaydı ve çok daha aşağı çekilseydi, bu sefer korkulan partilerin mecliste temsil edilmeleri gibi bir tablo AK Parti’nin karşısına çıkacaktı. Dolayısıyla hem bir taraftan onların hareket alanını daraltıp onları belli bir davranışa zorluyor hem de MHP’nin kapasitesi etrafında kendi başına hareket etme imkanını ona veriyor. MHP açısından tabii meseleye bakmak lazım. MHP nasıl bir siyasi partidir tarihsel olarak? Bir kere iktidarın içinde olmayı seven bir siyasi partidir. Bu ister İç İşleri Bakanlığı kadrolarında olsun, ister hükûmete etki bakımından olsun Türkeş’ten beri bu eğilim ana hatlarıyla değişmemiştir. Bugün de çok değişmedi. Bir ara Bahçeli bunun dışında bir davranışa girdi malum itişerek Tayyip Erdoğan’la. Sonra hızlı bir oy kaybı ve hızlı bir geri dönüş yaşandı. Dolayısıyla hem oradaki gücünü korumak hem de AK Parti’ye eklemlenmemiş, ayrı bir bağımsız alanı temsil eden bir siyasi parti olma iddiasını bu % 7’yle sürdürülebilir. Dolayısıyla bu MHP’nin işine gelen bir şey. MHP’nin, AK Parti’nin koltukları altında meclise girmesini imaj olarak bozan, değiştiren bir şey. Bu bakımdan yapıldığını düşünüyorum. Diğer taraftan da şöyle düşünülebilir. Madem başkanlık sistemi var baraja ne gerek var değil mi? Yani başkanlık sistemlerinde baraj olması gerekmez. Neden gerekmez? Çünkü parlamenter sistem olsa, düşük barajla çok sayıda parti meclise girer ve siyasi istikrar sorunu çıkabilir. Yani parlamentoda bir hükümet kurma, uzlaşma sorunu çıkabilir ki Türkiye bunu yaşamıştır. Ama biz şimdi değiştirdik sistemi. Yani şimdi bir kişiye veriyoruz yetkiyi ama yine de görülüyor ki sistemler ve teknikler her şeyi bilemez. Şöyle bir şey düşünün örneğin: Tayyip Erdoğan’ın başkanlığı kazandığını yine varsayalım. Muhalefetin genel seçimi kazandığını varsayalım. O parlamento bugünkü parlamento olmayacaktır. Mevcut anayasa bile. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın emriyle yasa teklifleri artık gelmeyecektir. Gelse bile oradan geçmeyecektir. Muhalefetin siyasi ilişkileri ve onların üretecekleri projeler, fikirler devreye girmeye başlayacaktır. En azından yasama faaliyeti açısından. Bütçe yetkisi, söz konusu bazı atamalar. Dolayısıyla siyasi dengeler bir ülkede önemlidir. Hangi mevcut sistemi getirirseniz getirin, sistem o dengeleri değiştirmez. O dengeler o sistemin içine sızar ve o sistemi kendisine çevirir. Türkiye’de parlamentonun bir önemi var. Dolayısı ile % 7’lik baraj, birçok oyunu, birçok dengeyi hesaplayarak konulmuş diye düşünüyorum.

“ERDOĞAN, ÖCALAN’I DEVREYE SOKUP KÜRT SEÇMENİ BOYKOTA İTMEK İSTEYEBİLİR”

HDP’yle anılan bir ‘Üçüncü Yol’ ihtimali söz konusu. Diğer yandan sağda yeni bir ittifak mümkün mü? Yani, iki turlu cumhurbaşkanlığı seçimi düşünülürse yeni ittifaklar muhalefet açısından daha mı mantıklı?

Evet daha mantıklı. Önce bunu söyleyeyim. Yani ben siyasetçi olsam ilk düşüneceğim şey, İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin dışında, yani Millet İttifakı’nın dışında üçüncü bir ittifakla, merkez sağ partiler açısından ya da sağ partiler açısından söylüyorum bunu… Çünkü HDP’nin işin içinde olabileceğini sanmıyorum. HDP’nin de çok işine gelmez zannederim bu tablo. Böyle bir dizayna gitmelerinin gerçekçi olduğunu düşünüyorum. Zaman bize gösterecek böyle yapacaklar mı yapmayacaklar mı ama birazcık kaçınılmaz gözüküyor. Kendi biraz önce konuştuğumuz kaygıları açısından. HDP meselesine gelince. HDP tabii önemli bir siyasi parti. Çünkü bugün oy oranlarına baktığımız zaman kamuoyu araştırmalarından hareketle Millet ve Cumhur’un kafa kafaya oluğunu görüyoruz. % 5’li bir, DEVA ve Gelecek Partisi’nin artısı var muhalefet cephesinin ama Tayyip Erdoğan’ın çeşitli manipülasyonlarla, çeşitli hesaplarla, kendi kişiliğini öne sürerek, biraz daha güvenlik fikirlerini ortaya çıkararak kararsız seçmeni kendisine çekme ihtimalini dikkate alacak olursak böyle bir varsayımla. Buna rağmen muhalefet, HDP’siz, muhalefet ve Cumhur İttifakı dengeli bir tabloda cumhurbaşkanlığı açısından en azından… Böyle olunca tabii % 10’la % 15 arasında değişen bir HDP oyu durumu belirleyecektir. Bu çok önemli. Türk siyaseti ve Türk siyasetinin geleceği açısından. Tayyip Erdoğan’ın kullanabileceği pek çok koz var. Öcalan var bir kere. Öcalan’ı bazı vaatlerle bazı rahatlatmalarla devreye sokup, muhalefet kanadından HDP seçmenini boykota iten bir tavır sergileyebilir. Bunun zaten sinyalleri zaman zaman oluyor.

2019 yerel seçimlerinde bunun ters teptiğini söylemek mümkün. Bu ihtimali de hesaba katmak gerekmez mi iktidar açısından?

Elbette katmak gerekir ama ben ihtimallerden bahsediyorum. Yani yerel yönetim seçimlerindeki seçmen dokusu unutmayın ki büyükşehir seçmen dokusudur. Büyükşehirde HDP’ye oy veren kitlenin anti Tayyip Erdoğan eğilimi, Güneydoğu’dakinden çok daha fazla gözüküyor. Araştırmalar bunu bize gösteriyor. Güneydoğu seçmeniyse, tabii Tayyip Erdoğan’dan hoşlanmamakla birlikte, Öcalan meselesinde herhangi bir rahatlama, çözüm için daha faydacı davranma eğilimine sahip olabilecek bir seçmen. Bu faktörleri de dikkate almak lazım. Sizin dediğiniz gibi de olabilir ama benim söylediğim o sosyolojik eğilimi de dikkate alacak olursanız faydacılığı Kürt seçmeninde, Kürt sorununa ilişkin bir faydacılık da bir faktördür. Yani bu bir unsur.

“SİYASİ İRADE VE TÜRK SİYASAL SİSTEMİ, HDP’NİN OYUNDAN ÇIKMASINI İSTİYOR”

Şimdi bu ittifaklar bakımından veya kapatma davası açısından bakıldığında şunu söyleyeyim. Kapatma mevcut dosyayla akıl dışıdır. Yani mevcut dosyayla en fazla bir uyarı alabilir HDP ve kimi milletvekilleriyle ilgili ceza alabilir. Bazı milletvekillerine siyaset yasağı gelebilir en fazla. Fakat Türkiye’de yaşadığımız için bunun böyle olamayacağını biliyoruz. Eğer dava açılmışsa demek ki siyasi irade ve Türk siyasal sistemi, HDP’nin siyasi oyundan dışarı çıkmasını istiyor. Anayasa Mahkemesi ne kadar özerk davranacaktır göreceğiz. Davranmadığı bir ihtimali göz önüne alacak olursak yani HDP’nin kapatılması halinde, HDP’nin şu andaki mevcut milletvekillerinin çoğuna zannediyorum, dört beşi hariç hepsine yasak istenir. Bu tabii yine HDP’yi ya da Kürt siyasetini ortadan kaldırmayacaktır. Eğer HDP kapatılmazsa yasak gelse bile HDP üzerinden seçimlere katılmak mümkündür. HDP’nin kapatılma ihtimali varsa, tabii HDP kendini fesih edebilir. Böyle bir şık var, böyle imkan var düşünüldüğünde. HDP kendisini fesih ettiği andan itibaren dava düşer…

Sonra ne yapmak üzere bir fesih kararı?

İki parti var. Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşiller Partisi. Bu partiler ya tamamladılar ya tamamlıyorlar seçimlere girme koşullarını. Muhtemelen bu iki partiden biri altında HDP yeniden örgütlenerek seçimlere girebilir. Bunun engellenmesinin çok kolay olduğunu sanmıyorum. Velev ki engellendi geriye ne kalıyor? Bağımsız adaylarla 35-40 civarında milletvekiliyle parlamentoya girme şansının olduğunu varsayıyorum. Burada önemli olan nedir ? Eğer parlamento muhalefetin eline geçecek olursa ki öyle gözüküyor. Partilerin milletvekili toplamı muhtemelen Cumhur İttifakı’ndan daha fazla. O zaman Türkiye’ye yeni bir denge gelecek demektir. Karşı tarafı Tayyip Erdoğan kazansa bile. Parlamentonun gücü ve siyaset yapma imkanları ortaya çıkacak demektir. Buradaki kompozisyonda 60-70 milletvekilli bir HDP’nin olması, tabii ki Türkiye’nin Kürt meselesine geri dönüşü, demokrasi ve Kürt meselesi arasındaki köprülerin yeniden kuruluşu açısından da anlam ifade eder. Bu yasa bu bakımlardan HDP’yi hemen hiç etkilemiyor. Hatta tersini söyleyebiliriz. HDP bazı yerlerde kaybettiği milletvekillerini bu sistemde kazanabilir. İttifaklar dışı bir siyasal dizayn, HDP yapısı psikolojik olarak da desteklenir. Herkes tek başına, HDP de tek başına. Dışlanmış bir çocuk yok oyun bahçesinde tarzı bir duyguyu hem HDP’liler hem genel seçmen üzerinde yaratacaktır diye düşünüyorum.

Ahmet Davutoğlu’nun, ‘Millet İttifakı yeniden düzenlenmeli.’ şeklinde özetlenebilecek bir görüşü var. Gelecek Partisi ‘Seçmenle organik bağ kuralım.’ diyerek tek başına seçime girme riskini göze alabilir mi?

Biraz harakiri gibi olur tabii tek başına seçimlere girmek. Yani anketler diyelim ki tam seçmen iradesini yansıtmıyor ama yakın oranla yansıtırlar. Yani hata payı % 5 olsa bile bir ankette, bu oranlarla Davutoğlu’nun bizzat kendisinin bile meclise girmesi söz konusu olmaz. Eğer bu iki parti, Davutoğlu veya DEVA Partisi meclise giremezlerse, siyasi anlamlarını önemli ölçüde kaybederler. Çünkü sonuç olarak siyaset temsildir ve güçtür. Yani Saadet Partisi malum. Milli Görüşün devamı ve her zaman sahadadır. Her zaman bir müşterisi vardır. Burası öyle değil. Bu siyasi partiler AK Parti’den memnun olmayan grupların, kimi grupların etrafında toplandığı partiler. Varlık demek, güç demektir. Bunu daha önce Türk tarihi pek çok kez yaşamıştır. Adalet Partisi’nden kopan, Demokrat Parti döneminde örnekler de yaşanmıştır. Yani güç üretmeniz lazım. Dolayısıyla bunun hesabını iyi yapacaklardır. Yani öyle bir rüzgara karşı koşalım bakalım dünya rekoru kırabilecek miyiz diye bir manasızlığa gireceklerini sanmıyorum. Bir şeyin tabii altını çizmek lazım. Mevcut CHP’ye eklemlenme korkusu neden ileri geliyor? Anadolu’da özellikle hala şunun geçerli olduğunu anketler de ortaya koyuyor, biraz derinlemesine yapılanlar. Bunu bazı siyasetçiler de hissediyor.

“DAVUTOĞLU, TASARI GELMESE DE MİLLET İTTİFAKI’NDA DEĞİŞİKLİK İSTİYORDU”

Hâlâ Türkiye’de ta İttihat Terakki’den gelen Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi ayrışmasından gelen bir kan davalı kardeşler meselesi. Dolayısıyla bir muhafazakarın Anadolu’da, daha geleneksel dokuda CHP’ye oy vermesi çok kolay bir sıçrama değil. Bunun farkındalar ve bunun farkında oldukları için de Davutoğlu örneğin, Millet İttifakı’nda kalsaydı bile yani bu seçim yasası gelmeseydi bile bu ittifakın adının değişmesini ve özgül ağırlığı eşit olan CHP, İYİ Parti, DEVA, Gelecek gibi birbirine denk gruplar arasında bir ittifak yapılmasını arzu ediyordu. Arzu ediyordu ki; sekülerliği CHP taşısın, milliyetçiliği İYİ Parti taşısın, muhafazakarlığı da biz taşıyalım. Dolayısıyla biz CHP’nin kuyruğu olmayalım. Bu hassasiyetin önemli olduğunu zannediyorum. belirleyici olduğunu da zannediyorum. Onun için bana sanki CHP listelerinden çok, bir başka ittifak ihtimali daha kuvvetli geliyor ama orada da şunu unutmayalım. Tabii doğarken Gelecek Partisi ve DEVA partisi birazcık kavgalı doğdular. Birbirleriyle rekabet ettiler. Şimdi bir araya gelebilirler mi? Gelirlerse lider kim? Gelirlerse parti ne? Bunları göreceğiz ama bunlar için daha zaman var.

Teklif yasalaşsın ya da yasalaşmasın, Türkiye’de seçim güvenliği tartışmalı mı? Yani parmak boyası konusu ısrarla gündeme getirilmeli mi?

Bakın hile yapacaksanız ne boya engeller ne başka bir şey. Herkesin şöyle bir endişesi var. Çok da haksız bir endişe değil tabii. 20 yılı aşkın bir süredir iktidarda olan bir siyasi parti var. Bu siyasi partinin dili ve başındaki lider, ülke sistemini git gide demokrasiden otokrasiye taşımış durumda. Hatta son yerel yönetimler seçiminde gördüğümüz gibi seçim sonuçlarını bile elindeki güçle reddetme girişimlerinde bulunabiliyor. Acaba iktidarı bırakmaz mı? İktidarı bırakmamanın yollarından bir tanesi nedir? Seçimlerde hile yapmaktır ya da seçimlerde çıkan sonuçlarla oynamaktır. Benim kanaatim şu. Bu fikrin telaffuzu bile benim tüylerimi diken diken ediyor. Bu fikri telaffuz ettikçe sanki bu fikir gerçekleşecekmiş gibi bir endişeye kapılıyor. Biz sonuna kadar, bu ülkede yaşayan insanlar olarak temsili demokrasiye ve demokrasinin bir sistem olarak çalışacağına inanmalıyız. Çalışmadığı taktirde konuşuruz bütün bunları.

“TÜRKİYE’DE HİÇBİR SİYASAL GÜÇ SEÇİM MEŞRUİYETİ OLMADAN UZUN SÜRE VARLIĞINI SÜRDÜREMEZ”

Yüksek Seçim Kurulu ve mühürsüz zarfları hatırlatayım…

Evet evet. Tabii bunu söyleyeceğim zaten, Türkiye’de hiçbir siyasal güç seçim meşruiyeti olmadan uzun süre varlığını sürdüremez. Bakın askerler bile darbe yaptıktan bir süre sonra seçimlere gitmişlerdir ya da seçimlere gideceklerini ilan etmişlerdir. Türkiye’de demokrasi eksiktir. Bizim demokratik bilincimiz de zayıftır. Zihniyet açısından da öyledir ama sandık meselesi bir meşruiyet meselesi olarak son derece önemlidir diye düşünüyorum ve bunun öneminin sürdüğü kanaatindeyim. Hile meselesine gelince… Evet bu tür siyasi partiler seçimlerde kendi güçlerini kullanırlar. Sizin verdiğiniz örnekte olduğu gibi ya da ülkenin ücra köşelerindeki sandıkların, oy pusulalarının değiştirilme imkanında olduğu gibi. İşte kar yağan yerlerde, ulaşılması zor olan yerlerde ama bunların hiçbirinin bir siyasi partiyi tek başına iktidara getirebileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla benim bu tür bir endişem yok ama seçim güvenliği meselesi tabii önemli bir mesele. Bunun için gereken neyse benim uzmanlık konum değil. Siyasi partiler açısından denetlenebilirliği artırmak, şeffaflığı arttırmak için bütün tedbirler dile getirilmeli diye düşünüyorum.

Kıdemli hakim uygulaması yerine seçim kurulu başkanlarının kurayla belirlenmesi de bir niyet göstergesi mi?

Bence pek değil. Yani kıdemli hakimlerin seçimler öncesi yerini değiştirmek daha kolay değil mi? Hani Yüksek Seçim Kurulu altı ay önce öyle bir atama sistemi yapar ki, eğer kötü niyet varsa, bütün size yakın hakimleri kıdemli hakim haline getirebilirsiniz ya da çoğunu getirebilirsiniz. Halbuki kura birazcık daha nasıl söyleyelim tesadüfü devreye soktuğu için daha mantıklı gözüküyor ama dediğim gibi bununla ilgili ince ve teknik ne bilgim var ne üstüne düşündüm. Onun için yanlış bir şey de söylemeyeyim.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram