AKP’li yıllarda 29 bin 801 işçi can verdi; son 9 yılda 649 işçi intihar etti

İSİG Meclisi Genel Koordinatörü Murat Çakır: Bakın bir savaşta bile bu şekilde kitlesel ölümler yaşanmıyor. Soma'da 301 işçi hayatını kaybetti. Fakat bu ülkede her yıl bir savaşta ölen insan kadar işçi emekçi hayatını kaybediyor. İşte bunun adı sınıf savaşıdır."

METİN YOKSU 18 Eylül 2022 GÜNDEM

AKP iktidarı döneminde en az 29 bin 801 işçi hayatını kaybetti ve son 9 yılda ise 649 işçi intihar etti. İş cinayetlerindeki artışın nedeninin AKP’nin Türkiye’yi Avrupa’nın Çin’ine yani ucuz iş gücüne cennetine çevirmek hayali olduğunu dile getiren sendikalar yeni örgütlenme modelleri ile işçi mücadelesinin birleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Sendikacılar süreci Kronos’a değerlendirdi.

KAYITLAR İŞÇİ MÜCADELESİNİ ETKİLEDİ

Türkiye’de iş yerlerinde çalışırken hayatlarını kaybeden işçilerin “iş cinayeti” ile anılması İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG Meclisi) 2011 yıında faaliyetine geçmesi ile sağlandı. İSİG Meclisi’nin çalışmaları sonucu iş yerlerinde çalışırken hayatlarını kaybeden işçilerin hafızası tutulmaya başlandı.

Geçmiş yıllara dair de veri kaydı tutan İSİG Meclisi, işçilerin hikayelerini de kayda alan bir çalışma yürütiyor. İSİG Meclisi sadece işçi mücadelesinde değil aynı zamanda çevre bileşenleriyle de hareket ederek Asbestli NAe São Paulo gemisinin Aliağa’da sökümüne karşı da mücadele verdi.

İSİG Meclisi “iş güvenliği”,”iş kazası” kavramlarının da değişmesine ve iş yerlerinde ölen işçilerin “iş cinayeti” kavramının kabul edilmesine öncülük etti. 2011 yılından sonra kayıtlar tutulmuş olsa da İSİG Meclisi AKP’nin ilk kurulduğu döneme kadar iş cinayetlerinin verilerini topladı.

İSİG verilerine göre Kasım 2022’de iktidara gelen AKP dönemi boyunca en az 29 bin 801 işçi iş cinayetlerinde hayatlarını kaybetti. Son 9 yılda ise 649 işçi intihar etti. İş cinayetlerinde hayatlarını kaybeden işçilerinin sadece bir rakam olmadığını dile getirilmesine rağmen son yıllarda aylık açıklanan sayılar bir kabullenme ve olağanlaşma olduğu meclis bileşenleri tarafından da dile getiriliyor.

‘HER YIL BİR SAVAŞTA ÖLEN İNSAN KADAR İŞÇİ HAYATINI KAYBEDİYOR’

İSİG Meclisi Genel Koordinatörü Murat Çakır sayısal verilerin ve kayıtların mücadeleye evrilmemesi halinde sıradanlaştığını dile getiriyor. Eskiden insanların yüz yüze konuştuğunu eylemlerin de bu şekilde olduğunu vurgulayan Çakır, sosyal medya ile birlikte insanların tepkilerini sadece buradan verir hale geldiğine dikkat çekti. Neo-liberalizmin sunduğu örgütsüzlük ile birleşen bu durumun işçiler ile derin ve köklü ilişkilerin de kurulmasına engel teşkil ettiğini belirten Çakır, “İşte tam da burada iş cinayetlerin neden sıradanlaştırıldığı bilgisine ulaşabiliyoruz. Soma, Ermenek vb. şekilde tırnak içinde büyük işçi ölümleri olmadıkça iş cinayetleri maalesef sıradanlaştırılıyor. Son örnek Yalova’da bir işçi yüksekten düşüyor. Ardından kemer takıl idi takılı değildi üzerinden tartışma çıkıyor. Oradaki patronlar işçiye kemer takmaya çalışıyor. Ve o anlar kayda alnıyor. Bu görüntü ile birlikte sosyal medyada iş cinayetleri gündem oluyor. Anlık duygular, tepkiler devam etmiyor ve iki gün belki daha kısa bir sürede unutuluyor. İşte işçiler bir araya gelmedikçe, bu baskılara karşı kollektif bilinç ile duruş sergilenmedikçe yaşananlar sadece anlık refleksler ile kalıyor. Yıllardır kayıt tutan biri olarak şunu diyeyim. Bakın bir savaşta bile çoğu zaman bu şekilde kitlesek ölümler yaşanmıyor. Soma’da 301 işçi hayatını kaybetti. Bir füze ile bu kadar insan bazen ölmüyor savaşlarda. Fakat bu ülkede her yıl bir savaşta ölen insan kadar işçi emekçi hayatını kaybediyor. İşte bunun adı sınıf savaşıdır” diye konuştu.

‘2023 YILINA DOĞRU İLERLERKEN İYİ BİR TABLO GÖZÜKMÜYOR’

Kayıt tutulmasının önemli olduğunu yineleyen Çakır, “Fakat bu kayıtlar veriler mücadeleye dönüşmezse tehlike orada başlar” diye sözlerini ekleme yaptı. Kayıt tutulan işçilerin dışında iş cinayetlerinde ölen ve ulaşılamayan işçilerin de olduğunu ifade eden Çakır, “Öncelikle bizim gözden kaçırdığımız iş cinayetleri olabiliyor. Bunlar ya basına yansımıyor ya da iş yerinde hayatını kaybeden işçi için farklı ölüm tutanakları tutulabiliyor. Ama bunların yanı sıra 60 yaşında bir kişi kanserden hayatını kaybetti deniyor. Fakat o işçi yıllarca kanserojen maddeye maruz kalıyor. Veya kalp krizi deyip geçiyoruz. İşte bunların da olduğunu bilmemiz gerekiyor. Ve bu yüzden de en az ibaresini de özellikle kullanıyoruz” diye konuştu. Her ne kadar 2011 yılında faaliyete başlamış olsalarda geçmişe dönük de araştırma yaptıklarını dile getiren Çakır, AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bu yana 29 bin 801 işçinin iş cinayetinde hayatını kaybettiğini belirtti. AKP iktidarının ilk yılı 2003’te 811, 2004’de 843, 2005 ise sayının hızlıca arttığını yani bin 96 işçi hayatını kaybediyor 2006’da birden bire sayı bin 601’e çıkıyor. Devam eden yıllarda ise 2008 yılında 866 işçi, 2012’de 878 işçi hayatını kaybediyor. Fakat Sonraki yıllarda asla binli rakamların altına inmiyor. Ve tablo daha vahim korkunç bir hal alıyor. İlk defa 2017 yılında iki binli sayıların üzerine çıkıyor iş cinayetleri. 2020 yılında 2 bin 427 işçi hayatını kaybediyor. Ve maalesef 2023 yılına doğru ilerken iyi bir tablo gözükmüyor. Esnek çalışma, güvencesiz çalışma koşulları, işsiz kalırım korkusu ile işçiler var olan çalışma koşullarını kabul etmek zorunda kalıyor. İşte bu da iş cinayetlerine neden oluyor. Tüm bunların yanında son dokuz yılda ise 649 işçi intihar etti” diye konuştu.

‘Z KUŞAĞI GÜNÜMÜZÜN İŞÇİ SINIFI’

İşçilerin çok basit önlenebilir nedenler ile hayatlarını kaybettiğine de vurgu yapan Çakır, “Bakın inşaat sektörü AKP dönemi ekonomisinin lokomotifi aynı zamanda. Ve en çok iş cinayeti de bu sektörde yaşandı ve yaşanıyor. Zor çalışma koşullarında çalışan işçiler basit ve önlebilir nedenler ile hayatlarını kaybediyor. Haberlere dikkat edin yüksekten düştü, asansör boşluğundan aşağı düştü. Üzerine birşey düştü. Her birinin ayrı ayrı hikayesi olsa da maalesef ölüm nedenleri aynı. İşte bu basit önlenebilir işçi güvenlikleri alınsa aslında işçiler bugün yaşıyor olacaktı. Bakın basit bir örnek vereyim. Metal ve inşaat sektöründe büyüme oldu deniyor. Ülke ekonomisinde büyüme yaşandı deniyor. Büyümenin arkasında işçi sınıfının emeği, alınteri, cenazeleri üzerinden yükselen büyüyen bir ekonomi var. İşçiler işsiz kalmamak, aç kalmamak, borçlu yaşamamak için bu zor koşullarına katlanıyor. İşsiz kalmaktansa mobing ve alınmayan önlemler ile çalışmaya mecbur kalıyor bırakılıyor. Örgütsüzlük had safhada. Ve dikkat edin genç bir işçi sınıfı var. 17-30 yaşında gencecik bir işçi sınıfımız var. İşçilerin hiç ölmemesi ve haklarını almasının çözümü için bir reçete maalesef yok. Var desek yalan olur! İndirgemecilik yapmadan işçi sınıfı örgütlenmesi ile çözülecek bu mesele ama işçi sınıfı kendi devrimi yapması gerek. Bakın Z kuşağı dediğimiz kesim bu dönemin işçi sınıfır. Ama örgütsüzdür. Kimisi inşaatta kimisi metalde kimisi hizmet sektöründe kimisi de kurye işi yapıyor. Dinamik bir işçi sınıfı var. Sınıf hareketleri genç kuşaklara dayanır. Bir dönüşüm varsa hep gençlere dayanır bu durum. O gençler omurgayı oluşturur. Böyle bir kuşak var ama o kuşağın direngen bir örgütlülüğü yok. İşçi sınıfı bugün örgütsüz ve bu örgütsüzlük maalesef iş cinayetlerinin önlenmesini engelliyor. Z kuşağının eskisi gibi baba mesleği, babasından kalan bir arabası bir evi ya da işleteceği küçük bir iş yeri yok. Bu yüzden Z kuşağı örgütlenmelidir. Hatta bizzat kendisi yeni örgütlenmeler ortaya çıkarması için çaba gösterilmelidir” dedi.

900 BAKANLIK PERSONELİ DENETİM YAPMIYOR

İşçileri var olan sendikal örgütlenme modeli dışında yeni bir model yaratarak hareket ettikleri iddiası çalışan UMUT-SEN Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu ile işçilerin örgütlenmesi önündeki engeller ve iş cinayetlerinin neden önlemediği üzerine konuştuk. İş cinayetlerinin sosyal medya ve basın yolu ile artık daha görünür olmasına rağmen alışma ve sıradanlaşmanın da yaygın olduğunu savunan Aksu, “Üretim Türkiye’de çok ucuz. Bugün asgari ücret 300 dolar oldu. Her ne kadar asgari ücrete zam yapılsa da döviz kurunun durdurulamaz yükselişi nedeniyle asgari ücret sürekli 300 dolar bandında kalıyor. Bakın AKP iktidarı Avrupa’nın Çin’i olma hayali ve hedefi var. Ucuz iş gücü, ucuz maliyet, üretrim zorlaması yoğun bir şekilde var ama bunların yanında denetim yok. İşçi güvenliği kanunu var ama denetleyici mekanizma yok. Bakın size bir bilgi vereyim. Bakanlık denetçisinin bizimle paylaştığı bir bilgiyi sizinle de paylaşayım yeniden. 2018’den pandeminin sonuna kadar akut bir durum yaşandı. Eğer havai fişek patlaması, Soma gibi kitlesel işçi ölümleri yaşanmıyor ise bakanlık denetçileri oldukları yerde oturuyor. 900’e yakın personel olduklarını bize ilettiler ve biz oturuyoruz diyorlar sadece. Kısacası her ne kadar yasa olsa da denetleyici olmadığı için işçi kanunu uygulanmıyor. Her ne var ise sadece kağıt üzerinde var” diyerek vahim tabloyu gözler önüne serdi.

‘PATRON NE DERSE O OLUYOR’

Özellikle Anadolu’da yaygın olan Organize Sanayi Bölgeleri(OSB)’lerinde büyük hak gaspları yaşandığını dile getiren Aksu, “Bakın eğer işçi örgütlenmeleri mücadeleli olmazsa maalesef hak gaspları daha da artar. Hepsinin bir biri ile bağı var. Anadolu’da işçiler sözde asgari ücret alıyor ama gerçeklik bunun tam tersi. İşçiler aldıkları maaşların bir kısmını patrona geri vermek zorunda bırakılıyor. Kartlar patronların elinde! İş kazası veya iş cinayeti olduğunda helalleşme adı altında kan parası verilerek işçiler susturuluyor. Ve bu çark böyle devam ediyor. Maden iş kolunda bir gelenek vardı. İşçilerden biri ölünce kardeşi, oğlu, abisi vb onun yerine geçer bir de kan parası verilirdi. Ama bu maden iş kolunda biraz kırılmaya başlandı. Peki neden oluyor. Neoliberal politikalar bunda en büyük etken. Oligarşinin yerel temsilcileri çok güçlü. Basından tutalım da o kentin siyasetini dahi belirleyecek bir gücü var. En yerelden en merkeze kadar durum bu şekildedir. İş böyle olunca iş cinayatinde veya hak gaspında patron ne derse o oluyor. Yargılama olmayayınca işçi de örgütsüz olunca durum böyle oluyor. Bakın AKP sürekli yabancı sermayeyi davet ediyor. Amazon, Ali Baba ve diğer devler gelince şartlar öne sürüyorlar. İşçinin örgütlenmesini istemiyorlar. Yasaları buna göre düzenlettirip bu şekilde geliyorlar. Durum böyle olunca işçiler örgütsüz bırakılıyor. Ama işçiler bir araya geldikçe örgütlendikçe durum değişiyor. O yüzden işçilerin bir birlerinden başka bir gücü olmadığını görünce bir şekilde örgütlenme yoluna gidiyor. Bizim için çözüm bellidir. Yasal grev hakları zaten son yıllarda devlet tarafından, hükümet tarafından patronlar istediği için yasaklanıyor.Fiili meşru bağımsız sendika örgütlenme modelleri oluşturulmalıdır. Biz bu ağı kurmak için çaba gösteriyoruz. Bu ülkede iş veren sendikaları ne derse o oluyor. İşçi sendikalarının işçilerin dediğinin yapılması için tek çözüm fiili mücadeledir” dedi.

NATO NEREDEYSE İNŞAAT ŞİRKETLERİ ORADA

Türkiye genelinde kayıtlı 1 milyon 600 bin civarında kayıtlı inşaat işçisi bulunurken kayıtsız işçiler ile birlikte toplam sayının 2 buçuk milyonu aştığı tahmin edildiğini anlatan Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası Başkanı Özgür Karabulut, yurt dısında ise 500 bin Türkiyeli inşaat işçisi olduğunu belirtti. AKP yönetiminin Türkiye ekonomisinin lokomotif gücü olarak kabul edilen inşaat iş kolunda denetim mekanizmalarının olmaması nedeni ile en çok hayatını kaybeden işçilerin bu iş kolunda olduğunu dile getiren Karabulut, “Günde en az bir veya iki inşaat işçisi maalesef hayatını kaybediyor. Denetimsizlik, işçi ve iş güvenliği kanunun uygulanmayışı. Var olan bir kaç maddenin de işçiler tarafından canla başla savunmaya çalışılması. Örgütlenme önündeki engeller hak gasplarını daha da artırıyor. Maalesef Türkiye’deki 40 inşaat şirketi dünya sıralamalarının en üstünde ama hak gasplarında da ise dünyada birinci sırada. Dünyanın her yerinde Türkiye’li inşaat firmaları var. Kısacası NATO’nun olduğu her yerde Türkiye var diyebiliriz” dedi.

‘SINIF MÜCADELESİ DEMOKRATİKLEŞME MÜCADELESİDİR’

İnşaat iş kolunda örgütlenmenin Türkiye’deki sendikalılık oranları ile parelel olduğunu ifade eden Karabulut, “Bizim iş kolumuzda örgütlenmenin özgü bir koşulu daha var. Öncelikle genç bir kuşak inşaat işçisi. Bunun yanın da sürekli bir iş durumu olmadığından sendikalaşma daha da zorlaşıyor. Örnek 6 ay boyunca işçi örgütleniyor ama yedinci ayda şantiyede iş bitiyor. Ve bu yüzden örgütlenme daha az. Ama bunun yanında işçi sınıfının en durgun olduğu dönemde mücadele eden işçiler de inşaat iş kolunda bulunuyor. Mücadeleciler çünkü fiili mücadele ile haklarını alabiliyorlar. Denetimsizlik, işsiz kalma korkusu, iş kanunun uygulanmıyor oluşu patronlar ne derse onun oluşu işte bu nedenler ile işçiler zor şartlarda çalışıyor hatta iş cinayetlerinin en çok olduğu iş kolunda durum bu şekilde. Bunun düzelmesi ve işçilerin ölmemesi için örgütlenme daha da artırılmalıdır. Ama bunlar aynı zamanda ülkenin ne kadar demokratik olduğu ile de alakalı bir durum. Sınıf mücadelesi aynı zamanda demokratikleşme mücadelesidir. Ama biz maalesef beş on maddeyi uygulatmak için sadece mücadele eder durumdayız” diye konuştu.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram